Yeniden Osmanlı hayali kuranlar kimlerdir?

Yeniden Osmanlı hayali kuranlar kimlerdir? Birbiri ardına aralıksız sürdürülen savaşlara yarı aç, yarı çıplak sürdülüp kırdırıla kırdırıla kanı, canı tükenmiş biçare Türk askerlerinin Balkan savaşlarındaki şu hâli beni çok etkilmiştir arkadaşlar. Kimisi esir düşmüş, ölmüş…kimisi kolera illetinden kırılmış yerlerde yatıyor, kimisi de geri çekilirken yorgunluktan kimbilir cansız bedenini nerede bırakmış…Fotoğrafta gördüğünüz askerlerimizin hepsi ana ocağını bırakıp gelmiş biçare Türk gençleridir… Sahte hoca, softa, molla hurafeci olup askerden muaf tutulmak varken; bir an bile düşünmemiş vatan savunmasına koşmuş Türk gençleri…

Unutmayın! Bugün, ‘Osmanlı geri gelsin’ diyenler, Osmanlı’da askerlikten muaf tutulan-kaçan softa, molla hurafeci takım ile gayrimüslimlerin torunlarıdırlar…

Onur Okur
Osmanlı’da Kimler Askerlikten Muaftı? Sefa Mutlu haberi
Geçmişten günümüze bedelli askerlik veya bu hizmetten muaf tutulma çokça tartışılırken, Osmanlı’da İstanbullular ve İstanbul doğumlular askerlikten muaf tutulur, atını getirenlerin askerlik süreleri yarı oranında düşürülürdü.

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Osmanlı’da bedelli askerlik ve bu hizmetten muaf olma şartlarını AA muhabirine anlattı.

Osmanlı’nın bir İslam devleti olduğunu belirten Ekinci, devletin bütün aksamlarının dine göre düzenlendiğini söyledi. Ekinci, İslam’da vatan savunmasının ibadet olarak kabul edildiğini aktararak, “Vatan savunmasına Müslümanlar ibadet olarak kabul ederdi. Devlet herkesi savaşa çağırdığında bu farz-ı ayn olur yani beş vakit namaz gibi herkesin yapması gerekir. Diğeri ise gönüllü olarak farz-ı kifayedir. Orduya gönüllü olarak gidilir, cihadın dünyevi birtakım getirileri vardır ganimet gibi. Fakat bu dini maksatlarla yapılır” diye konuştu.

– Ordu ve toprak sistemi iç içeydi

Osmanlı’da savaşların cihat kavramıyla algılandığını ifade eden Ekinci, Osmanlı’nın paralı asker de istihdam ettiğini anlattı. Ekinci, ordunun paralı kesimi olan Kapıkulu askerlerinin çok ağır şartları olduğunu dile getirerek, bu askerlerin kışlada kaldığını, iyi silah kullandığını, evlenmediğini kaydetti.

Bunun Avrupa’daki paralı askerlere karşılık geldiğine işaret eden Ekinci, “Osmanlı bir de taşra ordusu beslemiştir. Savaşta sayıca büyük olan taraf budur. Bunlar hafif süvari ve piyadelerdir. Toprak düzeni ve mali düzen bunlarla iç içedir. Tımar sisteminde, devlet arazileri kiraya verilir, bu kira karşılığında asker beslenirdi” dedi.

Ekinci, ateşli silahların yaygınlaşmasıyla Tımar sisteminin devamlılığını sağlayamadığını vurgulayarak, devletin 17. yüzyıldan itibaren orduda gerilemelerin olduğunu ifade etti. Sultan II. Mahmud’un Avrupai bir ordu kurmak amacıyla Yeniçeri ocağını kaldırdığını hatırlatan Ekinci, şöyle devam etti:

“Yeni kurulan ordu düzeni mecburi ve gönüllülük esasına dayanıyordu. Eli silah tutan bütün Müslümanlar, askere alınıyorlardı. Bunun birçok teknik usulü vardı. Kurayla alınıyordu. Çünkü ihtiyaç belli, ihtiyaç fazlası olanlar sonraki kuraya kalıyordu. 4 senelik askerlik hizmetine gönüllü olarak da gelmek mümkün. Hizmet süresi, bahriyede ve mızıkada değişiklik gösterebiliyor. Bugün Avrupa’da ve Türkiye’de cari olan sistem budur. Bu sistem de artık yavaş yavaş terk ediliyor.”

– Atını getirenin askerliği yarıya düşüyor

Ekinci, Osmanlı’da mecburi askerliğe geçildiğinde bu sistemin mahsurlarını bertaraf etmek için bazı muafiyetler getirdiğini dile getirerek, şöyle konuştu:

“Herkesi askere almıyorlar. Mesela ilim talebelerini, müderrisleri, hocaları, din adamlarını askere almıyorlar. Çünkü onlar ilimle meşguldürler, Kur’an-ı Kerim, meşgul olanları cihada katılmaktan muaf tutuyor. Çünkü onlar ölürlerse ilim yok olur. Bir ailenin tek oğlunu, yetim bir kızla evleneni, hanımının ailesi uzakta olanı askere almıyorlar. Bir de bedelli askerlik var. 50 altın yatıran veya yerine bir bedel gönderen yani bir başkasını gönderen kimse askerlikten muaf oluyordu.”

Devlet memurlarının da askerlik hizmetinden muaf olduğunu anlatan Ekinci, Osmanlı’nın askerliğe çok daha rasyonel baktığını belirtti. Ekinci, bugün ise kalifiye insanların askerlik hizmetini yaparken topluma tam anlamıyla faydalı olamadıklarını kaydederek, “Enteresan muafiyetler var. Kendi atını getirenlerin hizmetleri 4 yıldan 2 yıla düşürülüyor. Çok uzak yerden evlenenlerin muafiyetleri var. Özellikle Osmanlı’nın son dönemlerinde bu muafiyetler çokça kullanıldı. İnsanlar savaşı sevmezler. Her ne kadar dini bir vecibe de olsa savaş kötüdür. Memleketin sosyal dengesini altüst eder. Son dönemlerdeki savaşlardan dolayı millette bir bezginlik olmuştu ve askere gitmemek için elinden geleni yapmıştı” bilgilerini verdi.

– İstanbullular askerlikten muaftı

Osmanlı’da kadılar, müderrisler, imamlar, müezzinler, tekke şeyhleri, muayyen derslerini vermek şartıyla medrese talebesi, Kabe-i Muazzama, Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa hademesi, Peygamber kabirlerinin türbedarları, bizzat padişah hizmetinde on dört sene bulunanlar, mızıka-ı hümayun efradı ve hademesi, sonradan Müslüman olanlar, beş seneden çok pranga cezası alan cinayet suçluları, askerliğe yaramayacak derecede engelli ve maluller, İstanbul ahalisi ile başka yerde otursa bile İstanbul’da doğmuş olanlar askerlikten muaftı.

Yetmiş yaşını geçen veya sakat birinin başka kimsesi yoksa askerlik çağına gelmiş ve işe yarar tek oğlu askere alınmayıp tecil edilirdi. Evinde veya köyünde kendisine bakacak 15 ile 70 yaş arası, iki gözü görür, sağlam oğul, torun, peder, kardeş, damat gibi kimsesi olmayan erkek veya dul kadının tek oğlunun askerliği ertesi seneye tecil edilirdi. Başka yakını bulunsa bile, iki oğlu olup, biri askerde bulunan kimsenin ikinci oğlu, ağabeyi terhis olmadan askere alınmazdı. Müstakil evi olup, köyü içinde evinin işini görecek baba, kayınpeder, 25’ini geçmiş kayınbirader gibi yakını bulunmayan veya yakını olsa bile evinde bakmakla mükellef olduğu küçük çocuk ve yetimler bulunan gence “muinsiz” denirdi ve askerliği tecil olunurdu.

 

 

Osmanlı’da Türk olmak

Osmanlı’da Türk olmak

Yeniden Osmanlı hayali kuranlar kimlerdir?” için bir yorum

Yorumlar kapatıldı.