Vahdettin’in Kutsal Emanetlere İhaneti

Osmanlı sultanlarının hiçbiri kültür mirasımıza karşı Vahdettin kadar hissiz ve acımasız değildi. Vahdettin bütün gücünü Türk milli bağımsızlığı yok etmek için harcadı. Türk kelimesinden bile nefret ediyordu. Ata yadigârından anladığı şey bir talihsizlik eseri ele geçirdiği tahtıydı. Osmanlı ülkesinin kaybedilmiş ve kaybedilmek üzere olan topraklarındaki kültür mirası, onun umurunda bile değildi. Hilâfete sahip çıkar gözükmesi büyük bir yalandan ibaretti. Hilâfeti sadece bir menfaat aracı olarak görüyordu. Hilafetin manevi ve kutsal yönüyle hiçbir ilgisi yoktu. Kutsal emanetlere dahi ihanet etmesi bu yüzdendi. Vahdettin kutsal topraklara Şerif Hüseyin’in yanına gitmeye karar verdi. Malta’dan bir İngiliz savaş gemisiyle yola çıktı. Hüseyin’in yanına giderken “Ezelden beri aşık olduğum Harem-i Şerif’de vakitlerimi geçireceğim”(1) diyordu. Vahdettin, Hilâfeti kendi tapulu mülküymüş gibi Hüseyin’e devretmek istedi. Hüseyin’i kendine vekil yapmak istedi. Hacı olmak için geldiği Harem-i Şerif’de canı sıkıldı. Kutsal topraklar Zat-ı Şahane’yi sarmadı. Zaten Şerif Hüseyin tarafından reddedilmişti. Birkaç gün kalıp hac farizasını yerine getirmeye bile tenezzül etmedi. Güya “Ezelden beri aşık olduğu Harem-i Şerif’de” ikamet edecekti. İkamet için Sevr’de vatan toprağı hediye ettiği İtalya’yı tercih etti.(2) İtalya’da Sanremo’ya kapağı attı. 

Vahdettin şehzadeliği sırasında tanıştığı, kendi seciyesinde birçok dostu vardı. Bunlardan biri Bahriye Miralayı Mehmed Bey’in oğlu Selim’di. Vahdettin “Kutsal emanetlerden Peygamberimizin “Hendek” gazvesi esnasında kırılan dişinin altın kutusu” ile “İran Şahı’nın hediye ettiği zümrüt ve altın beş tane hokka kapağını” tamir etmesi için Selim’e emanet etti. Selim bu emanetleri Kapalıçarşı’daki bazı sarraflara ve Yertvant adlı bir Ermeni’ye sattı. Vahdettin’in firarından birkaç ay sonra rezalet ortaya çıktı. Kapalıçarşı’da polisin yaptığı incelemede; Selim’in sattığı altınların eritildiği anlaşıldı. Sarraflar suçu tasdik ederek altınları iadeyi kabul etti. Bir kadının 63 parça elmasını da aynı biçimde aşıran, Vahdettin’in hırsız dostu Selim polis tarafından tutuklandı.(3)(4)


(1) “Vahdettin, Hilâfeti kendi malı imiş gibi Hüseyin’e devretmek istemişse de O, teklifi ret etmiştir.” Bkz: İleri gazetesi, 18 Temmuz 1923, s. 2 
(2) İleri gazetesi, 18 Temmuz 1923, s. 2 
(3) İleri gazetesi, 27 Haziran 1923, s. 3
(4) Charles Harington, Atilla Oral, Demkar Yayınevi, s. 430, 431