TBMM Bir İstiklâl Savaşı Kahramanına Borcunu 65 Yıl Sonra Ödedi

İzleyen sayfalarda okuyacağınız yazısıyla ilgili olarak Mete Akyol, şu ön açıklamayı yapıyor: “Kimi gazetecilerin meslek yaşamları boyunca çok keyif duyarak kullandıkları bir tümce de, ‘Çok önemli bir belge ele geçirdik…’ tümcesidir. Bu tümce gerçekte ‘Elimize çok önemli bir belge ulaştırıldı’ anlamının değişik bir biçimde ifadesidir. Aşağıdaki yazımızın ana konusu da ‘çok önemli bir belge’dir ama, bu kez ‘belgeyi veren’ kişi ile ‘belgenin verildiği’ kişinin konumları değişiktir. ‘Çok önemli bir belge’ bu kez, bir gazeteci tarafından, ‘çok önemli bir kişi’ye verilmektedir. Bu ilginç olayın öyküsünü ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz.”


Size anlatmak istediğim olayın sonunu, yazının başlığından öğrendiniz. İzin verirseniz bu “son”daki noktadan başa döneyim ve bu büyük olayın öyküsünü baştan sona anlatayım.

Ortaokul ve lise yıllarımda yalnızca sınıfımızı değil, yatakhanemizi de, yemekhanemizi de  paylaştığımız, “anamız ayrı, babamız ayrı kardeşim” diye tanımladığım, sayısı az, değeri çok arkadaşlarımdan Ergenekon Üçok’la bir ara, çocuk sahibi koca koca adamlar olduğumuzu unuttuk, okul günlerimizdeki sınırsız heyecanımızla, çocukca bir iddiaya giriştik:

“Eğer senin bu dediklerin doğru çıkarsa, benden sana bir kilo baklava var” dedim. “Ama ya doğru çıkmazsa, o zaman sen bana alırsın bir kilo baklavayı…”

Birlikte okuduğumuz, birlikte yiyip içtiğimiz, birlikte yatıp kalktığımız “anamız ayrı, babamız ayrı kardeş”lerimizden Cengiz Dolunay ve Manuel Bilos girdi Ergenekon’la aramıza:

“Yok öyle bir kilo baklavayla işin içinden sıyrılmak” dedi ikisi de. “Tarsus’taki baklavalar, şimdi yılların gerisinde kaldılar. Şöyle doğru dürüst bir balık lokantasında, dört çarpı dört bir ziyafet çekeceğine söz ver de… Biz de ‘nema’larımızı almış olalım…”

Bir an bile duraksamadan karşılık verdim:

“Üçünüze de söz…” dedim. “Eğer Ergenekon’un anlattığı olayın belgelerini bulabilirsem, üçünüze de söz veriyorum… O zaman doğru dürüst bir balık lokantasında, üçünüze de dört çarpı dört bir ziyafet çekeceğim…”

Arkadaş masasında Ergenekon’un anlattığı olay, öyle sıradan bir olay değildi. Sokaktaki adam için bile çok önemli düzeyde olan bu olay, bir gazeteci için öneminin de ötesinde, “Çok çok büyük bir haber”di.

“Benim kayınvalidem İstiklâl Savaşı’na katılmıştır ve savaşta büyük kahramanlıklar göstermiştir” diye başlamıştı anlatmaya Ergenekon ve şöyle sürdürmüştü bu büyük olayı anlatmasını:

“Kayınvalidemin İstiklâl Savaşı’ndaki bu kahramanlığı, TBMM’nin kayıtlarına bile geçmiştir. Hatta kendisinin meclis tarafından İstiklâl Madalyası ya da başka bir armağanla ödüllendirilmesi bile mecliste görüşülmüş, karara varılmış ama, nedense bu konu bir türlü sonuçlandırılmamış… O zamanki meclis dosyalarında bile varmış bu durum…”

Cengiz ve Manuel, “dört başı mamur” bir balık lokantasında konacakları dört çarpı dört bir ziyafetin düşüyle, heyecanıma daha da bir heyecan kattılar: “İşi uzatmaya gerek yok” dediler. “Halep oradaysa, arşın burada… Mete kaç yılın gazetecisi… Gider meclise, kimle görüşecekse görüşür, bu olayın gerçeğini, belgelerini ortaya çıkarır…”

Mete, Cengiz’le Maneulin dediğini yaptı. Gitti meclise, kimle görüşmesi gerekiyorsa o kişilerin tümüyle görüştü ama… I-ııh. Görüştüğü o “tüm kişiler”in hiçbirinin bu konuda hiçbir bilgisi yoktu. Başkanlık Divanı’nda olduğu söylenen dosya da bulunamadı divanda.

Ergenekon Üçok’un sözlerinin doğruluğundan kuşku duymuyordum ama… Ne yapayım ki, bu sözlerin doğruluğunu kanıtlayacak bir belge, hatta bir satır yazı bile bulamıyordum koskoaca mecliste…

Sonunda kendimi, Türkiye’nin kuşkusuz en büyük ve en çağdaş kütüphanesi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kütüphanesinde buldum.

Şimdi tüm ayrıntıları bir yana bırakıyorum ve size, arkadaşım Ergenekon Üçok’un kayınvalidesi Sayın Nezahat Baysel’in “olay”ıyla ilgili olarak kütüphanede bulduğum “hazine” değerindeki belgeleri sunuyorum:  

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 30 Ocak 1921 tarihli oturumunda Bursa Milletvekili Operatör Emin Bey, “12 yaşında bilfiil müsademata iştirak eden  (çarpışmalara katılan)  Nezahat Hanım’ın İstiklâl Madalyası’yla Taltif Edilmesine Dair” Başkanlık Divanı’na bir önerge vermiş ve meclisin isteği üzerine kürsüye gelerek bu konuda şu açıklamada bulunmuştur:

Efendim, bu Nezahat Hanım denilen küçük hanım, minimini hanım, sekiz yaşında öksüz kalmış. Babasından başka kimsesi olmadığı için babasının kucağına düşmüş ve Harb-i Umumi’de muhtelif cephelerde bu çocuk harp içinde büyümüştür. Hafız Halit Bey denilen zat da gayet kahraman bir kumandanımızdır. O kahramana layık bir çocuktur. Ne zaman bir neferin, bir zabitin sarsıldığını görse hemen yanına koşar, ‘Haydi beraber çarpışalım’ der, onunla beraber çarpışır. Bu çocuk muhtacı taltiftir. İlk İstiklâl Madalyası’nı bu çocuğa verirsek büyük bir kadirşinaslık gösteririz. Ha, onu da arz edeyim. Bütün askerlerimiz buna ‘Türk Jan Darkı’ namını vermişlerdir.”

Bursa Milletvekili Operatör Emin Bey’in bu açıklamasından sonra kürsüye İzmit Milletvekili Hamdi Namık Bey gelmiş ve o da şu konuşmayı yapmıştır:

“Halit Bey’le kerimesini (kızını) ben de tanırım. Hakikaten böyledir. Türkler’in bir ‘Jan Darkı’ addolunabilir. Yalnız bendeniz diyorum ki, pek kıymetli addettiğimiz İstiklâl Madalyaları’nı Yunan madalyalarına benzetmemek için bu madalyamızın 12 yaşında bir çocuğa verilmesini caiz (uygun) görmüyorum. Bendeniz, muvafıksa (uygunsa) Büyük Milet Meclisi namına bu kıza büyüdüğü zaman çeyizini temin edecek bir hediye takdim edelim diyorum.”

Bu konuşmalardan sonra kürsüye gelen Bolu Milletvekili Tunalı Hilmi Bey ise, Nezahat Onbaşı’ya “Paşalık” rütbesi verilmesini önermiş ve şöyle demiştir:

“Efendim, bendeniz ilk defa olmak üzere Osmanlı tarihinde bir paşa hanım görmek istiyorum. Kendisine mirimiran (tuğgeneral) rütbesinin verilmesini teklif ediyorum. Yani, yalnız nişan değil, bir de rütbe verelim.”

Bu konuşmalardan sonra Nezahat Hanım’ın nasıl bir armağanla ödüllendirilmesi kararının Başkanlık Divanı’nca kararlaştırılması önerilmiştir. Başkanın oya sunduğu öneri kabul edilmiş ve bu konuda karar verme yetkisi Başkanlık Divanı’na bırakılmıştır.

Fakat aradan 65 yıl geçmesine karşın Başkanlık Divanı, bu konudaki kararını hâlâ vermemişti.

Elimdeki tüm bilgi ve belgeleri, dönemin TBMM Başkanı Sayın Necmettin Karaduman’a götürdüm ve TBMM’nin bu büyük “unutkanlığını” başkanın gözleri önüne getirdim.

Olayın bundan sonraki bölümü, 7 Temmuz 1986 tarihli Milliyet gazetesinde “65 Yıl Geciken ‘Şükran’” başlığı altında şöyle yayımlandı:

“Kurtuluş Savaşı’mızda büyük fedakârlık ve üstün kahramanlık gösteren 13 yaşındaki bir genç kıza, Türk ulusunun minnet, şükran ve takdir duygularının iletilmesi için Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 30 Ocak 1921 günkü oturumunda alınan bir karar, aradan tam 65 yıl geçtikten sonra dün, TBMM Başkanı Necmettin Karaduman tarafından uygulandı.

Kurtuluş Savaşı’na 9-12 yaşlarında katılan ve TBMM’nin ödülünü 13 yaşında hak eden kahraman “Nezahat kızımız”, bu ödülünü dün 78 yaşında bir anneanne olarak alırken, “Beni böyle bir ödüle layık gören ulusuma ve onun temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne şükran ve minnet duygularımı sunarım” dedi ve gözyaşlarını tutamayarak ağladı.

Üzerinde TBMM’nin amblemi bulunan ve altında “İstiklâl Savaşı’mız sırasında üstün hizmet ve yararlılıkları TBMM tutanaklarıyla tespit edilen Sayın Nezahat Baysel’e şükran duygularımızla… Necmettin Karaduman TBMM Başkanı” yazan şükran plaketini 65 yıllık bir gecikmeyle de olsa, sahibine verirken Başkan Karaduman, “Gecikmiş bir vazifeyi şu anda yerine getirmekten mutlululuk duyduğunu” söyledi ve şöyle dedi:

“Türk toplumunu temsil eden TBMM size karşı bir vazife yapmak arzusu göstermesine ve bu konuda karar almasına rağmen, hangi sebepten olduğunu bilmediğimiz bir gecikme nedeniyle bu vazife bugüne kadar yerine getirilememiştir. Şimdi ben, bu gecikmeyi kısmen de olsa telafi etmek için bu gecikmiş vazifeyi yerine getiriyorum ve size TBMM’nin bu konudaki sevgilerinin ve takdir hislerinin nişanesi olarak, TBMM’nin amblemini taşıyan bu armağanı sunmak istiyorum. Bunu kabul buyurursanız, bundan büyük bir mutluluk duyacağım.”

Kendisine 13 yaşındayken verilmesi kararlaştırılan ödülü ancak 78 yaşında alabilen Nezahat Baysel ise TBMM Başkanı Necmettin Karaduman’ın kişiliğinde tüm Türk ulusuna “kadirşinaslığından ve böyle bir ödüle layık görülmesiden ötürü teşekkür etti.”

TBMM Başkanı Necmettin Karaduman’ın ifadesiyle “ne  sebepten olduğunu bilemediğimiz bir gecikme nedeniyle” bu karar 65 yıl süreyle uygulanmamıştır.

Kendisine sunduğumuz Birinci Meclis zabıtlarını inceledikten ve “Türk Jan Darkı Nezahat Baysel’in hayatta olduğunu” öğrendikten sonra Başkan Karaduman, bu gecikmeyi “kısmen de olsa telafi etmek üzere” bir plaket hazırlatmış ve bu plaketi Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan mütevazı bir törenle Nezahat Baysel’e vermiştir. Başkan Karaduman böylece, bir yandan “Türk toplumu temsil eden TBMM’nin bir kurtuluş savaşı kahramanına karşı vazife yapmak arzu ve kararını” yerine getirmiş oldu, bir yandan da, 65 yıl gecikmeyle de olsa, bir savaş kahramanımızın ödülüne kavuşmasını sağladı.”

Bana böylesi “büyük bir haber”in kapısını açan “anamız ayrı, babamız ayrı kardeşim” Ergenekon Üçok da, bu haberin belgelerini bulmam için beni sırtımdan itelercesine olayın üstüne gönderen öteki “anamız ayrı, babamız ayrı kardeşlerim” Cengiz Dolunay da, Manuel Bilos da, haber gazetede yayımlandıktan sonra son lokmasına değin hak etmişlerdi doğru dürüst bir balıkçı lokantasındaki dört çarpı dört bir ziyafeti…