Resmi Kaynaklarımız Kelimesi Kelimesine Doğru Fakat Eksik Durumdadır

7 Ocak 1924 sabahı bir adam Kemal Paşa’nın evinin kapısını çalıyor. Elinde bazı dosyalar var. Kapıyı Latife Hanım açıyor. Adam dosyaları göstererek Kemal Paşa ile görüşmek istediğini, acil olduğunu söylüyor. Latife Hanım şüpheleniyor fakat beklemesini söylüyor. Latife Hanım, Kemal Paşa’nın bulunduğu odaya doğru yöneldiği an, kapıdaki kişi o odaya doğru bir el bombası atıyor. Latife Hanım yaralanıyor; fakat Kemal Paşa ise hafif sıyrıklarla kurtuluyor. Şaşılacak bir şekilde bu olay yalnızca bir gün sonra bütün dünya basınında, abartmıyorum bütün dünya basınında çıkıyor ve olay bir suikast girişimi olarak yazılıyor. Yunan, İsviçre, Fransız, Amerika, Britanya kaynaklı çeşitli haberler elimde mevcut. Fakat olay resmi tarihimizde yer almıyor; kırpılmış…

Bu olaydan sonra Kemal Paşa bir güvenlik önlemi almadan yaşantısına devam ediyor. Bununla birlikte, tek bir kaynakta olsa da(ki şimdilik tek bir kaynakta), Kemal Paşa ile Latife Hanım’ın bir çocuk beklediği, kız doğarsa Türkiye’nin gelişiminin normal seyrinde devam edebileceği fakat erkek doğduğu takdirde çok daha kapsamlı etkilerinin olacağı çünkü Kemal Paşa’nın oğlunun vereceği savaşın çok daha büyük olacağı yazılıyor. Bombalama olayı ise bu söylentilerden sonra oluyor!

Yine başka bir hadise… Cumhuriyetin ilân edildiği günün ertesi günü Kemal Paşa ile Latife Hanım’ın zehirlenmeye çalışıldığı fakat Kemal Paşa’nın ‘‘Kalp rahatsızlığı sebebiyle yataklara düştüğü” haberleri de dünya basınında çıkıyor ve bizim kaynaklarımızda ne yazık ki eksik kalmış… Resmi kaynaklarımızın kelimesi kelimesine doğru olduğunu, müthiş bir özenle, gayretle yazıldığını hep ifade ediyorum fakat eksik durumdadır. Örnek vermek gerekirse… Atatürk’ün gezilerinde ve fotoğraflarında satın aldığı tespihler eksilmiş. Gezdiği dini mekanlar, Türk çocukları daha iri daha güçlü olsun diye üretilmesini istediği şark malt hülasası eksilmiş; sonra buna bira denmiştir. Giyimde batıya özenilmesini değil, beynelmilel olunmasını istemiştir fakat bu gözardı edilmiş. İşgal askerlerinin Ayasofya’ya haç dikmesinden dolayı ne kadar üzüldüğünü Kemal Paşa 13 Ağustos 1923 meclis konuşmasında dile getirmiştir fakat bu bilgiye yıllarca yeterli ilgi gösterilmemiştir.

1920 Haziran ayında Yunanlar, tarihlerinin belki de en büyük saldırısını Türklere gerçekleştirmiştir fakat bu sanki ufak bir hadiseymiş gibi ‘Genel Yunan Taarruzu’ başlığı altında erimiştir. İzmir’den Ankara’ya kadar olan demiryolu hattı boyunca istisnasız bütün evlerin, camilerin, kadınlar ve çocuklar ile birlikte Yunanlar tarafından yakılması, resmi tarihimizde özensiz kalmış; fotoğraflar bazı belediyelerin arşivlerinde ve o arşivlerden faydalanmış pek az sayıda yazarın kitabında unutulmaya yüz tutmuştur.

Tuhaf bir durum da, sirozdan ölecek kadar çok içtiği hepimize ezberletilmiş bir insanın, denizde yüzerken bile fotoğrafı var ama, rakı masasında 1 tane fotoğrafı yok.