O’nunla Mülakatım Ve O’nu Çankaya Köşkü’nde Ziyaretim – İsmail Habib Sevük Anlatıyor…

İsmail Habib Sevük’ün Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ilk görüşü ve Çankaya Köşkü’nde yaptığı mülakat. 29 Ekim 1939 tarihli Son Posta gazetesinde yayımlanan İsmail Habib Sevük’ün anılarından bir bölüm:

Onu ilk defa, Kastamonu’dan Ankara’ya geldiğim zaman, 1922 Mart’ının birinci günü, Büyük Millet Meclisi kürsüsünde, en mühim tarihi nutuklarından birini söylerken görmüştüm. Bir Mart o zamanlar mali senemizin başı idi. O gün geçen bir yılın muhasebesi ile gelecek yılın tasavvurları anlatılırdı. Başında koyu sincabi renkli bir kalpak, sırtında haki renkli bir avcı elbisesi, önünde bir tutam kağıt, tıklım tıklım insanla dolu salonun mat ışıklı havası içinde, mat bir sesle ve sesine gözlerinin mavi çakışlarını da ekleyerek konuşuyor. Bu sesin hem motoru, hem freni var. Hamle yapmayı da, yerinde durmayı da bilen bir ses.

Onu o gün, ne yakın ne uzak, bir salonluk mesafeden görüyordum. Kendisini çok yakından görmekliğim de, ondan birkaç hafta sonra, tesadüfen gene meclis binasında oldu. Bir iki arkadaşla meclisten çıkıyorduk. Birdenbire merdiven önünde O’nun otomobili durdu. Arabanın tozundan belli, cepheden gelmektedir. Otomobil basamağından sıçrar gibi inip, merdiven basamaklarını çevik çizmeleriyle zemberekleme bir asabiyet içinde çıkarken, devetüyü büyük kalpağının altında daha küçük görüneceğine, tunç sertliğiyle çıkık elmacık kemikleri ve gözlerinin iki ucuna birer alev katrası gibi çökmüş kan kırmızılığıyla büsbütün heybetlenmiş yüzünü bize döndürerek, keskin bir selamla, önümüzden bir kılıç gibi geçip gitti.

Onunla mülakatım ve O’nu Çankaya Köşkü’ndeki ziyaretim aynı zamanlar, 1922 Temmuz’unun ikinci Pazar günü nasip oluyor. Aman yarabbi, ayakta, eli elimde, “Tam üçte söz vermiştim, ama zannederim biraz beklettim” diyen; üstüne çok zarif bir gri kostüm, tertemiz ve arkaya taranmış saçlarının yumuşak bir altın haddeden geçmiş pırıltısı, alnının arkaya mütemayil geniş açıklığı altında insana selametli birer koy parçası hissini veren gözlerinin ışık dolu gülerliği; ve hepsinden şaşılacak ciheti, kuytu bir memleket gazetesi muharririne, bir iki saat baş başa yanında bıraktığı halde ona kendi küçüklüğünü hatırlatmayacak ve unutturacak kadar kıymet verir görünüşü; aman yarabbi, bu kadar kibar ev sahibi bu mu O? Dışarıda, kaşlarına kadar inen tüylü ve büyük kalpağı altında elmacık kemiklerini bir tunç gibi sivrilterek insanın yanından şimşekleme gözleriyle keskin bir kılıç gibi geçen adam, O mu bu?…

Son Posta gazetesi, 29 Ekim 1939, sayfa: 2.