Okumuşlar Neden Okumuyor?

Yazan: İbrahim Alâettin Gövsa

Halk, şöyle böyle mektep, medrese görmüş, mürekkep yalayıp kitap karıştırmış adamlara okumuş der. Bilgileri ne kadar yalın kat olursa olsun onlara verilen bir manevi paye vardır ve onlar bu telakki sayesinde kendilerini memlekette her işe baş olmağa layık sayarlar. Türk halkının ilme hürmeti ve okumuşlara riayeti vardır ve okumuşlar memlekette adeta bir çeşit Burjuva hayatı sürerler. Fakat ne yazık ki bu okumuşlar okumuyor.

Kiminin elinde yüksek sayılan bir müessesenin diploması vardır. Üç, beş sene bir yere az çok intizam ile gidip gelerek elde edilen bu damgalı ve mühürlü kağıt ona göre bulunduğu işin ve geçeceği mertebelerin beratı sayılır. Sanki o diploma iş başında bulunmak için verilmiş bir tapu senedidir. On beş yıl evvel bir diploma ile mühendis olmuştur, o zamandan beri okumuyor, yahut yirmi sene önce kendine doktorsun diye böyle bir kağıt sunmuşlardır, artık eline kitap almıyor. Papa’dan cennet vesikası almış bir yobaz Katolik gibi kendini her hale rağmen sigortalı bilir. On sene, yirmi sene, otuz sene bir kitap açmadığı halde diplomasına dayanarak hukuk bahsinde, idare meselesinde, askerlikte, bir diplomaside, edebiyatta ve her şeyde kendini Anka sayanlar aramızda ne kadar çoktur. Halbuki bu diplomalar onlara ancak bir mesleğe başlamak için hak verebilirdi.

Kendilerini okumuş sayan ve fikir hayatına mensup bilen öylelerini tanırım ki günlük gazeteleri bile ancak tesadüfen süzerler. İşlerine ve mesleklerine ait uzunca ve özlüce bir yazı görseler onu bile okumaktan kendilerini müstağni sayarlar. Bir onları düşünüyorum. Bir de Avrupa ortasındaki şehirlerin güneş doğarken ileri başına koşuşan halkını gözlerimin önüne getiriyorum. Onların hemen hepsinde birer gazete vardır, yarıdan fazlasının ceplerinde veya koltukları altında birer de kitap görürsünüz. Kadın, erkek, genç, ihtiyar herkes günlük gazetesini sabah kahvaltısından mühim bir ihtiyaç sayar ve kitap en tabii gıdalarıdır. Sokakta yürürken bile okurlar. Kütüphaneleri her yaşta ve her işte okuyucularla dolup boşanıyor, kitapçılarda bizim bakkal dükkânları gibi işliyor. Bir fikir adamı tasavvur edemezsiniz ki evinde bir dolgun kütüphanesi bulunmasın. Bir okumuş göremezsiniz ki okumakla alâkasını kesmiş olsun. Bir ustabaşı mutlaka mesleğine ait bir eseri nasırlı ellerile karıştıracaktır. Bir hekim, bir avukat, bir mühendis tekaüt bile olsa yeni cereyanları bırakmayacaktır.

Hele edebi kültürü teşkil eden eserleri, meselâ bir yıl içinde, bir mevsim zarfında kendisinden çok bahsedilmiş bir romanı, bir piyesi veya şiir mecmuasını okumuş olmak yalnız edebiyata mensup olanlara değil hekim, avukat ve mühendis gibi bu işe uzak sayılan her okumuş adama adeta bir ihtiyaç ve bir medeni vazifedir. Bizim okumuşlardan meselâ bir kimyagere falan romanı okudunuz mu diye sorsanız hayret ediyor, bir hekime falan şiir kitabını nasıl buldunuz diye hitap etseniz size gülüyor. Çünkü o kendi işine ait eserleri bile okumak ihtiyacında değildir. Elindeki diplomayı okumamak için en parlak sebep ve mazeret sayar. Hele ecnebi bir dil bilenlerimiz veya Avrupa’da okumuş olanlarımız Türkçe eserlere ne yüksek bir istiğna ile bakarlar. Onların mazeretleri de bildikleri yabancı dillerdir. Fakat emin olunuz ki o dillerle de okumazlar. Okumak onlarca bir ihtiyaç olsa ilk önce kendi dillerindeki eserlere ehemmiyet vereceklerdi.

Yaşını, başını almış, az çok mevki ve para sahibi olmuş okumuşlarımız vardır. Yaşayışları muntazam ve evlerinde her şeyleri tamamdır. Yalnız kitapları ve kütüphaneleri yoktur. Her şeye verecek para bulurlar, fakat kitaba asla! Son on beş, yirmi sene içinde Ankara’da ve İstanbul’da bir çok yeni binalar, asri apartmanlar kuruldu. Aralarında her türlü konforu taşıyanlar çoktur. Piyanoları vardır, radyoları, telefonları, hatta otomobilleri vardır. Yalnız kütüphaneleri yoktur. Nadiren süs olsun diye toplanmış yaldızlı beş on kitaba ve bunların yerleştiği bir zarif dolaba rast gelirsiniz ama çok defa yaldızlı kitaplar ve süslü dolaplar açılmak için değildir.

Eski evlerimizde bile yine az çok yüklü kitap rafları vardı. Sahaflarda dolaşan kitap meraklılarına rast gelinirdi. Birbiriyle rekabet eden kitap düşkünleri bulunurdu. Dişinden, tırnağından arttırdığını ciltlere veren kitap velilerine bile tesadüf olunurdu. Bugünkü okumuşların bütçelerinde kitap için ayrılmış bir tek santim bile yoktur. Kütüphanelerin semtine uğrayanları parmakla gösterebilirsiniz. Okumuşlar okumuyor! Kitap merakı ve okuma düşkünlüğü umumî kültürü zenginleştirir, yani kafayı olgunlaştırır ve ağırlaştırır. Galiba bizim okumuşlarımız hacıyatmaz gibi daima ayak üstünde kalabilmek için kafalarını hafif bulundurmayı daha ihtiyatlı buluyorlar. Okumuşlar acaba bunun için mi okumuyor?..


Perşembe mecmuası, 30 Nisan 1936, Sayfa: 2