O En Zor Günlerinde Bile “Milletim,” Dedi…

İstanbul’a cumhurbaşkanı sıfatı ile ilk kez gelişinde çekilen fotoğraflarına bakışımda; O’nun karizmasının erişilmez büyüklüğüne defalarca ve elbette büyük bir hayranlıkla tekrar tanık oluyorum.

İnanın; O, insanoğluna bahşedilen nadir fakat olağanüstü bakışlara sahip belki bugüne dek fotoğraf karelerine yansıyan ender tek kişi idi.

O saraylı değil, bir halk çocuğuydu. İstanbul’a ilk gelişinden sonra; yani 1927’den itibaren yaz aylarını geçirdiği Dolmabahçe, belki bir saray idi fakat, ebediyete eriştiği o dört duvar arasında bile yaşamak, O’nun büyüklüğü kadar mütevazi kişiliğine de kimbilir belki ne derin yaralar açmıştı…

Kendisine Çankaya’da Cumhurbaşkanlığı Köşkü yapılırken, özellikle istediği şeylerin ne olduğu sorulunca, şu yanıtı vermişti:

“Ben sadece kocaman ferah bir yemek odasıyla yine kocaman, ferah bir kitap odası istiyorum beyler, o kadar!”

Bu yüzden, Dolmabahçe’deki saray günlerinin de temel konusu onun için, ne saraydı, ne sultanlar gibi yaşamaktı, ne de hastalığı. O en zor günlerinde bile… “Milletim,” dedi… “Milletime söz verdim,” dedi. “Milletimle bir olmak, birlik olmak” istediğini bildirdi.*…

Ve yine; hastalığında çektiklerini kimselere belli etmek istemeden o güzel, o mavi gözlerini; 1927’den itibaren her yaz ayında uğradığı bu sarayda kapadı gitti…

*(Fotoğraf: Atatürk, Şevket Süreyya’nın da dediği gibi ‘şanının zirve noktalarında’, İstanbul’da…) (1 Temmuz 1927)(*Nezihe Araz)