Nuri Conker

Atatürk’ün çok sevdiği, ölümüne kadar sofrasından hiç ayırmadığı çocukluk arkadaşı Mehmet Nuri Conker, O’na Cumhurbaşkanı olduktan sonra da ‘Kemal’ diye ismen hitap edebilen tek kişi idi. Son nefesini vermek üzere iken O’nun ziyarete geleceğini öğrenen Conker, gözlerini kapıdan ayıramıyordu. Atatürk’ün kapıdan görünmesiyle birlikte başım doğrulttu ve son nefesini verdi.

Atatürk, yurt dışında bulunan Prof. Afet İnan’a yazdığı 16.1.1937 günlü mektubunda şöyle diyordu: 

‘Hatay üzüntüsüne Conker’in ölüm acısı karıştı; bu acının açtığı yaranın derinliğini tahmin edersin.’

Atatürk, Conker’in ‘Zabit ve Kumandan’ adlı yapıtını ele alarak onu ‘Zabit ve Kumandan ile Hasbihal’ adlı kitabıyla yanılaması askerlik tarihimizde ayrı bir yer tutar.

Atatürk, bir gece sofrasında Conker’e takılmak için etrafındakilere ‘Nuri Conker herşey olabilir ama Komutan olamaz’ diyor. Asaf İlbay bu konuda bir anısını şöyle anlatmaktadır:

Nuri Conker kızgınlıkla ayağa kalktı bir elini masaya, diğer elini göğsüne koyarak bir komutan davranışıyla:

‘Arkadaşlar,’ dedi. ‘Faydasız yoruluyoruz. Bu zatı memnun etmek mümkün değildir. Bu efendi kendisini o kadar çok büyük görür ve öyle sayar ki her hareket, her başarı O’nun gözünde önemini kaybeder.’

Nuri Bey sözleri bizlere söyledikten sonra yüzünü Atatürk’e çevirerek devam etti:

– Yahu su bulunmayan Kerbela gibi çöl sahalarında sana dondurma yedirmedim mi? Daha ne yapalım ki yaranalım? 

Atatürk, kızdırmaktan çok hoşlandığı eski arkadaşına gülerek baktı: 

‘Görüyorsunuz ya! Nuri Bey komutanlık görevini üst’üne dondurma yedirmekle yapmış olduğunu zannediyor.’

Nuri Bey, buna verecek karşılık bulamadı. Hepimiz bu ince nükteye ve Nuri Bey’in düştüğü duruma karşı kendimizi tutamayarak katıla katıla gülmüştük.

Nuri Conker, fena halde kızmıştı. 

Ayağa kalktı:

‘Eğer bir daha bu sofrada bulunursam bana lanet olsun’ diyerek masayı terketti.

Ertesi akşam köşke ilk gelen konuk yine Nuri Conker’di.

Yine Asaf İlbay anlatıyor:

Hiç unutmam: Bir gün Selanik askeri kulübünde içten bir toplantı yapılmıştı. Mustafa Kemal o akşam yine pek neşeli idi. Etrafına topladığı arkadaşlarına şaka yollu şunları söylemişti:

‘Göreceksiniz, bir gün gelecek ki, ben hepinize baş olacağım. Siz, şimdi buna inanmazsınız ama, elbet inanmak zorunda kalacaksınız!’

Nuri Conker şakacı adamdı:

‘Peki’ dedi, ‘hepimize baş olduğun zaman, bana ne görev vereceksin bakalım?’

Mustafa Kemal gülümsedi:

– Seni, üçüncü orduya komutan yaparım. İstersen bir de valilik veririm. Selanik Valiliği fena mı?

Sonra da bir ara Fethi (Okyar) Bey için:

– Onu elçi atayacağım. Kuracağım hükümetin bütçesi dar olacağı için fazla harcamadan kaçınmak gerek! Elinde çantası artık, memleket memleket dolaşsın dursun!

Asaf İlbay’ın bir başka anısı da şöyle:

Nuri Conker’in:

‘Kul kelimesi hoşunuza gitmiyor, büyüklüğü de kimseye vermiyorsunuz,’ demesi üzerine Atatürk biraz kızgın görünerek ve daha fazla söyletmek istediğini belli etmeyerek:

– Ne demek istiyorsun, benim güç ve erkimi kıskanıyor musun? Yoksa rakip mi çıkmak istiyorsun? Ne hakla ve ne değerle… Sen bir komuta durumunda iken her türlü araca malik olduğun halde beceriksizlik göstermedin mi? Demeleri üzerine Conker’in gözleri biraz daha parladı. Komutanlık konusunda Atatürk’ün alaylarına dayanıklılık gösteremiyordu. Bunu hepimiz biliyorduk ve bir pot kıracak diye korkuyorduk. Nuri Conker bir elini masaya dayadı ve: 

– Ben büyüklük taslamıyorum. Ancak Paşa Hazretlerinin de malümudur. Mutlakiyet döneminde görkem, ihtişam içinde yaşayan etki ve kudreti ve ezici öfkesi sonsuz olan zorba Padişahın bile gururunu taşırmamak için Cuma selâmlığında münadiler bulundurulur ve: 

“Mağrur olma Padişahım senden büyük Allah var, diye bağırırlardı.” 

Atatürk bu sözleri, içinde biraz da takdir gizli bir gülümseme ile karşıladı. 

Atatürk’ü en iyi anlatanlardan biri de Mithat Cemal Kuntay’dı. Kuntay bir gece toplantısında geçen anısını şöyle anlatmaktadır:

Yine bir yaz gecesi… Yine Yat Kulüp. Kulübün bahçesinde Kızılay balosu. Gazi’ye hazırlanan uzun masa saat üçe kadar boş. Sabaha doğru, üçte Atatürk motorla geldi ve her zaman beraberinde olan kişiler ile masada. 

Uzun masada tek bir boş sandalye yok. Üstelik bir tanesinde yine ben. 

Bir süre sonra tarihçi Ahmet Refik (Altınay) Bey, peyda olurcasına, birdenbire, Atatürk’ün karşısında durdu. Arkasında smokini vardı, fakat traş olmamıştı. Muhakkak ki Büyük Ada’da oturan Ahmet Refik Bey’i uyandırmışlar, Gazi’nin geldiğini söylemişlerdi: O da traş olacak kadar gecikmeyi uygun bulmadığından smokinine rağmen, birkaç günlük sakalla gelmişti. Ahmet Refik Bey’i Gazi’nin karşısında görünce, dondum. Çünkü, birkaç hafta evvel, Gazi ile aralarında sert bir sahne geçmişti ve bu gece de o sahnenin ikincisi olacak diye korktum. Halbuki tersine, Gazi Ahmet Refik Bey’e:

– Buyurunuz Beyefendi, dedi. Ve tam karşısında oturttu.

Gazi ile Conker uzaktan gerçek sayılacak kadar birbirlerine sert şakalar yaparlardı. Sonsuz dargınlıkla bitmesi lâzım gelen bu şakalar, sonsuz sanılacak kadar uzun kahkahalarla biterdi. Bu gece de, Nuri Conker Gazi’ye hışımla Ahmet Refik Bey’i gösterdi:

Şu bir karış sakala bak, dedi.

Gazi, Nuri Conker’e karşılık verdi, Ahmet Refik Bey’e:

“Beyefendi, dedi, siz Conker’e bakmayınız; o insanın başındaki kütüphaneyi görmez de çenesindeki sakalı görür!”

Birkaç hafta evvel Ahmet Refik Bey’e Gazi’nin söylediği sert sözler bir anda silinmişti. Gazi yine büyük ve yine güzeldi. Fakat birçok insan da yine küçük ve yine çirkindi. Çünkü birkaç hafta evvel Gazi ile Ahmet Refik arasında geçen fena sahneyi Ahmet Refik’in aleyhine olduğu için telefonla birbirlerine yetiştiren kadınlı erkekli bir yığın insandan bir tanesi olsun, Ahmet Refik Bey’e Gazi’nin gönlünü almaya benzeyen bu tatlı davranışını tekrarlamadı. Ve bunu anlatanın yalnız benden ibaret kalması ne acı.”

Komutan, milletvekili ve T.B.M. Meclisi Başkan Vekilliği görevlerinde de bulunan Conker’in yaşantısı 1.11.1937 günü son bulmuştur.