Mütareke Basını Ne İdi?

Yıl 1919.

Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a gitmiş ve dönemin İstanbul basını onun yola çıkışını sayfalarına yansıtmış.

1918 Kasım ayından beri basında sürekli adı çıkan ve fotoğraflı olarak “Anafartalar Kahramanı” başlıklarıyla sayfalarda kendine yer bulan, 9 ile 16 Ağustos’ta ve 15 ile 29 Kasım’da Cuma namazı selamlığında padişah ile görüşmelerinin duyurulduğu Mustafa Kemal Paşa, ile ilgili ilk haber 12 Haziran tarihli “görevinden alınacağı” ve sonraki “rütbelerinin alındığı” şeklindeki iki gazete haberi olacaktı. Ve o tarihten beri daha önce fotoğrafları ile basında yer alan Mustafa Kemal’den söz dahi edilmeyecekti.

Samsun’a çıkılmış, Amasya Genelgesi ile “ülkenin bağımsızlığını halkın kararının kurtaracağı” vurgulanarak Saltanat’ın karşısında yer alan bir kavrama yer verilmiş, Daha sonra milli bir teşkilat oluşturulmuş, acilen Mustafa Kemal’in İstanbul’a dönmesi istemiş görevinden alınacağı bilinen Mustafa Kemal kendisi o çok sevdiği mesleğinden ayrılmış.

Erzurum’da toplanışı yerel ama aldığı kararların tüm ulusa etki yapacağı bir kongre toplanmış.

Ve yine Amasya’da olduğu gibi “halkın iradesinin etkin kılınacağı” vurgulanmış.

Son aşamada ise; daha sonra gazetelerin sayfalarında “Milli Kongre” diyeceği Sivas Kongresi toplanmış ve tüm kurtuluşu isteyen “çoban ateşleri” birleştirilerek “tam bağımsızlık” için “ya İstiklal ya Ölüm” denilmişti.

Ama basının büyük çoğunluğu iktidarın gücünden, korkusundan bunların hiç birisine yer vermemişti. Bazıları “İngilizler gelecek elimizden tutacak bizi ayağa kaldıracak” derken bazıları “İngilizler hiçbir yeri işgal etmeyecek” sonra ise; İzmir işgali sonrası “işgaller geçiciymiş” başlıklarıyla halkı uyutmaya devam ederken Mütareke döneminin yönetimleri gibi tam bir teslimiyetçi tavır içindeydiler. Bu nedenle sonradan bu basına teslimiyetçi “Mütareke basını” denecekti.

Ta ki; daha önce haberini vermedikleri ama sonradan hep söz edecekleri Sivas Kongresi’nde “milli” olunduğu anlaşılan Mustafa Kemal ve arkadaşlarının baskısıyla Damat Ferit’in istifasını verdiği tarihe kadar.

Baskı bitmişti.

Kendilerinin de canla başla destekledikleri ama bir an gaflete düşerek seslerini çıkaramayan ve çıkarmayanlar cesaretlenmeye başlamıştı. Psikolojik eşik aşılmıştı.

Ahmet Emin’in (Yalman) sahibi olduğu Vakit gazetesinde istifanın ertesi günü çok müthiş bir haber vardı küçük bir kutu içinde..Şu akşam vakti çalışırken tesadüfen gördüm gazetede. Aynen vereceğim;

“Mustafa Kemal Paşa; İstanbul’a avdet ederek malum olan akıbetlere uğramaktansa Anadolu’da bir sadık tebaa olarak kalmayı, binaenaleyh askerlikten istifa etmeyi tercih etmişti. Ferit Paşa kabinesi, Kemal Paşa’yı mutlaka tecrim etmiş olmak (cezalandırmak)için rütbe-yi askeriyesini nez’ etmeye (yok etme)karar verdi. Ve kendisinin askerlikten tardını (çıkartılmasını) ilan etti. Dün haber aldığımıza göre yeni kabine, nez’ olunan bu rütbeyi iade edecektir.”

Ahmet Emin başından beri “bağımsızlık” yanlısıydı ama o da bir çokları gibi kendini kontrol etmişti. Ancak en azından hemen tepkisini vermiş ve doğruları yazmaya başlamıştı..

Evet bazıları başlangıçta gaflet içindeydi. Bilerek de olan vardı içlerinde bilmeyerek de..

Ama bazıları; gafletten uyanarak, baskıdan kurtulmuş; yazarlar doğruyu yazmaya başlamışlar, idareciler de gerekeni yapmaya başlamışlardı.Ama merak etmeyin “gafletten” sonra da “dalalete” devam ederek bildiklerini okuyan olacaktı. Bazıları da zaten başından beri hıyanet içindeydi.

Vahdettin’in ablasıyla evli olan ve “Ya acz içinde İngilizlerin altında yaşayacağız ya da öleceğiz” diyen Damat Ferit Paşa değil Sivas kongresinde “Ya İstiklal ya Ölüm” diyen Mustafa Kemal (Atatürk) ve arkadaşları haklı çıkmıştı.

Yani istenildiği kadar birileri tarihi gerçekleri görmemeye ve saklamaya çalışsınlar gerçekler önünde sonunda ortaya çıkıyor ve tarihe geçmiş her şey, “tarihi yapana sadık kalarak yazanlarca” ortaya çıkartılarak “insanlığı şaşırtacak bir şekil” almaya devam ediyor.