Mustafa Kemal’in Karakteri

Şam’da geçen bir olay, Mustafa Kemal’in nasıl bir disiplin ve hayat adamı olduğunun eşi olmayan bir örneğidir. Bu olayı, edebiyatçı rahmetli Cemil Süleyman’dan  dinlemiştim:

“Mustafa Kemal Şam’da iken çalışkanlığı kadar eğlenmesini de seven bir askerdi. Herkese kendini sevdirmiş ve saydırmıştı. Onun bulunduğu toplantılara katılabilmek arkadaşları için erişilmez bir şanstı. Beni, hemen hemen yanından hiç ayırmazdı. Güzel ud çalardım. Musikiye karşı derin bir sevgisi vardı. Sık sık kendimize dost ve yabancılardan uzak köşeler bulur, burada yer, içer, eğlenirdik.

Bir aralık Şam’ın meşhur barlarından birini en uygun eğlence yeri olarak seçmiştik. Barın tenha ve kapalı zamanlarında buraya gelir, çalar, içer, eğlenirdik. Daha doğrusu Mustafa Kemal’in bu arzusuna gönüllü olarak katılırdık. Bir aralık şikâyetler olmuş, Mustafa Kemal bunu duyunca pek canı sıkıldı:

-‘Pek anlamsız, dedi. Boş zamanlarımıza ne karışırlar, istediğimiz yere gider, istediğimiz yerde eğleniriz.’ Haklıydı, askerlik görevinde görülmemiş bir titizlikle vazife gören Mustafa Kemal, haksızlığa her zaman isyan etmiştir. Bu dedikodulara da kızmıştı:

-‘Aldırma, demişti. Kedi uzanamadığı ciğere pis der.’

Bir gün barın müşterilerine kapalı bulunduğu gündüz saatlerinde, barın bir köşesinde oturmuş, kapılarını kapatmıştık. Ben çalıyordum; tesadüfen bar kadınlarından bir kaçı da orada bulunuyordu. Sıcak bir gün olduğu için Mustafa Kemal ceketini omzuna almış oturuyordu. Birden şiddetle ve kırılırcasına kapı açıldı. Ne görelim kumandan, hiddetten gözleri yerinden fırlayacakmış gibi açılmış ve yüzünden okunan hiddet korkunçtu. Hepimiz birden ayağa kalktık. O, doğru Mustafa Kemal’in yanına geldi. Mustafa Kemal, toplanabildiği kadar toplanmış, ayağa kalkarak selam vaziyetinde durmuştu.

Hedef doğrudan doğruya Mustafa Kemal’di. Yan gözle hep ona bakıyordum. Mustafa Kemal, resmi bir merasimle vazife yapan bir subay gibi kumandanın karşısında selam vaziyeti almış, kımıldamıyor ve asla en küçük bir telaş eseri göstermiyordu. Kumandanın çok, hem de pek çok hiddetli olduğu belliydi. Solumasından sesi bile kulakları tırmalayacak kadar şiddetli idi. Mustafa Kemal’in önünde durdu. Hepimiz bir felaketin kendine yaklaşmakta olduğunu hissediyorduk. Komutan tokat atacak vaziyet almıştı, bunu yapınca ne olacaktı? Mustafa Kemal’in buna katlanmasına imkân yoktu. Ve derhal karşı bir harekete geçeceği beklenirdi. İşte ondan sonra felaket…

Komutan bunu yapmadı. Çünkü Mustafa Kemal’in sakin ve gururlu duruşu, Onun hiddetini bir anda yok edecek gibiydi. Buna rağmen kumandanın ne derece hiddetli olduğunu göz önüne getirin ki, Mustafa Kemal’in omzundaki ceketi hızla çekti ve eline gelen apoletini söktü,  kopardı.

Mustafa Kemal’in yine selam vaziyetindeydi ve kımıldamıyordu. Komutan bu sefer ceketin düğmesine yapışarak bütün kuvvetiyle çekip kopardı. Sonra:

-‘Bu hareket size yakışır mı?’ diye bağırdı. Geri dönerek aynı sert adımlarla uzaklaştı. Kapıdan henüz çıkmıştı ki, Mustafa Kemal gülümseyerek:

-‘Görüyorsunuz’ dedi. ‘Yersiz ve manasız olarak ne kadar sinirlendirmişler.’ Tekrar sandalyesine oturdu ve:

-‘Biraz sonra, sinirleri yatışacak ve yaptığı harekete pişman olacaktır…’ Gerçekten aradan on dakika geçmemişti ki, yaver geldi. Mustafa Kemal’in ceketini alıp götürdü ve apoletle düğmeyi diktirmiş olarak geri getirdi:

-‘Kumandan Bey sizi çağırıyor’ dedi. Sonuç belliydi. Kumandan, Mustafa Kemal’den uygun bir dille özür dilemiş, böyle bir hareket yaptığından dolayı duyduğu üzüntüyü bildirmiş. Nasihat yollu bir kaç ta söz söylemiş. Mustafa Kemal ondan sonra, arkadaşlarının olduğu gibi kumandanın da gözbebeği oldu.

O gün, hepimize de büyük bir ders vermişti. Haksızlığa her zaman isyan eden Mustafa Kemal o gün askeri disiplin ve terbiyeye aykırı en küçük bir davranışta bulunmadığı için, yine davayı kazanmıştı.”


Kaynak:Niyazi Ahmet Banoğlu, Nükte ve Fıkralarla Atatürk, Cilt I, İstanbul 1967, s. 52-54.

Atatürk Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nin Selânik Şubesini Kurarken, 1906

Atatürk Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nin Selânik Şubesini Kurarken, 1906