Mustafa Kemal Askeri Okulda

Peki, şimdi ne olacak? Selanik’te başka yüksek okul yok ki, İstanbul’a da gönderilemez. Parayı nereden bulacaklar? Fakir insanlar her şeye eyvallah mı demelidirler? Bu mantığı mecburiyet mi doğuruyor? Yapılacak tek şey vardı, o da tekrar dayısının yanına dönüp, ahırları temizlemek, koyunları gütmek ve ölünceye kadar fakir bir çiftçi olarak yaşamak.

Hâlbuki sen büyük bir adam olmak istiyorsun, değil mi Mustafa?

Hem de nasıl! Sesini çıkarmadan dışarıya çıktı. Henüz on iki yaşında bir çocuk.

Bitişik komşuları yaşlı Binbaşı Kadri, merhum Ali Rıza’nın oğlunu karşısında görünce az şaşırmadı. Kendisinin askeri okula yazdırılması için, gayet ciddi ve incelikle rica etmeye gelmişti. Binbaşı Kadri, Mustafa’yı uzaktan çok severdi. Şimdi de tek başına kendisine başvuruyor aralıksız, karşısında dimdik durarak, arzusunu bildiriyordu.

Yaşlı adam içinden; “Bu çocuk tam asker olacak bir insan” diye geçirdi. Sorduğu birkaç soruya gayet açık cevap aldı. Kadri artık iyice anladı, bu yavrucak, her ne pahasına olursa olsun askeri okula girecektir. Peki, sınava kabul edilmesi için yardımını esirgemeyecek.

Sınav mı? Bu güç iş sanki konuşma gibi bir şey oldu. Mustafa cevaplarını tabancadan kurşun boşaltır gibi veriştiriyordu.

Öğretmenler birbirlerine bakıyorlar. Bu çocuk vaat ettiklerini tutacak olursa, Selanik’teki askeri okul iftihar edebileceği bir öğrenci kazanmış olacaktır.

Mustafa günün birinde gelip de asker okuluna kabul edildiğini annesine haber verdiği zaman, Zübeyde Hanım, gene ağlamaya başladı. Oğlunun bir âlim olmasını arzu etmişti, hâlbuki Osmanlı Ordusunda asker oluyordu, öyle mi? Padişah da durmadan savaşıyor.

Yaptığı fedakârlıklar bunun için miydi? Biricik evladının Arabistan çöllerinde ömrünü tüketmesi miydi gayesi?

Vahşi Arap göçebelerini, Halife’nin egemenliği altında tutabilmek için öyle mi?

Bununla beraber Zübeyde Hanım kadere rıza göstermeye zorunlu olduğunu, bu kuvvetli iradeye karşı gelemeyeceğini pekâlâ anlamıştı. Fakat Mustafa ile okulun iftihar ettiğini duyduğu zaman da sevinmekten kendini alamıyordu.

Burada oğlu itaat ediyor, emir altına giriyor, arkadaşlarını da disipline davet ediyor. Az zamanda ders çalıştıran oluyor. Yani öğrencilerin derslerini dinliyor ve anlamamış olanlara baştan izah ediyor. Mustafa’nın en sevdiği ders matematikti. Matematik onun için bir idealdi. Orada her şeye mantık ve değişmez kurallar egemendi. Her şey aydınlık ve kesindi. Ruhu merhametsizce eğiten, erkekçe bir bilgi yüküydü. En güç problemleri çözebilmek için Mustafa saatlerce meşgul oluyor. Çözümü ne derece zor olursa ödev de ona o derece zevk vermekteydi. Bir problemi çözmeden elinden kalemi bıraktığını da kimse görmemişti. Öğretmeni kendisinden pek çok memnundu. O’nun da adı Mustafa’ydı.

Bir gün hocası kendisine:

-“Aramızda bir fark olması lazım, diyor. Bundan sonra senin adın Mustafa Kemal olacak.”

Mustafa Kemal Askeri Okulda


Kaynak: Niyazi Ahmet Banoğlu, Nükte ve Fıkralarla Atatürk, Cilt I, İstanbul 1967,s. 19–21.

Mustafa Kemal’in İlk Aşkı