Millete Fes Giydirmek İçin, Yüce Dini Nasıl Kullandılar?

Ahmet Ağaoğlu millete Fes giydirmek için, Yüce dinimizin nasıl kullandığını şu cümlelerle açıklıyor:

“Bakınız Gazi Paşa bizzat yapılan bütün bu harikaları nasıl izah buyuruyorlar, Bursa’da irâd ettiği nutkunda ezcümle diyor ki:

“Arkadaşlar bir zamanlar bu milletin başına fes giydirebilmek için şeyhülislâmlar değiştirildi, fetvalar çıkarıldı; şayan-ı şükran ve mahmedettir ki, bugün milletimiz böyle hissiz, bîmâna, bîmantık vasıtaların (anlamsız, mantıksız araçların) hiç birine arz-ı iftikar etmiyor. Bu gibi delâletlere ihtiyaç göstermiyor. Bizim delâletimiz ise hürmetinizden aldığımız ilhamdır.”

Bu cümle bütün Osmanlı tarihinin veciz bir felsefesidir, bir ihtisarıdır. O tarihte din, her şeyin fevkinde olarak kalp ve ruh milleti takviye ve tasfiyeye matuf mukaddes bir silsile-i desâtîr olarak telakki edilmemiştir. Bilakis her maksadı temine mahsus adi bir alet olarak kullanılmıştır. Sultanlar, kendi emellerini temin yolunda dini her şeye karıştırmışlardır. Bab-ı Meşihat (Şeyhülislamlık makamı) ise onların ellerinde zelil (aşağılanan, horlanan) bir alet olmuştur. Bu dini makamı bu gibi hissiz emellerin teminine daima amade bulundurmuştur.

Bu suretle din (terzil) rezil olunduğu gibi millette mütemadiyen iğfal edilmiştir, milletin en mukaddes olan dini hissiyatı suiistimale uğramıştır. İzzet-i nefsine müdrik bir millet artık buna tahammül eder mi? Gazi Paşa’nın buyurdukları gibi bu gibi hissiz bîmâna, bîmantık vasıtalara (anlamsız, mantıksız araçlara) müracaat eder mi? Serpuş gibi adi bir meseleye din gibi yüksek ve mukaddes bir müesseseyi karıştırır mı? Mukadderatına vâzi olan ve artık rüştünü bütün cihana ispat eylemiş bulunan Türk milleti tabiatıyla bu gibi zilletlere katlanamaz.

Saltanat, hilafet gibi meseleler hakkında hükmünü veren Türk milleti elbette ki serpuş (başlık) meselesinde hiç tereddüt etmez. Gazi’nin delaleti ise yukarıda izah ettiğimiz veçhile bizzat milletin kendi delaletidir. Zira Gazi’mizin de ifade ettikleri gibi Gazi tecdit hatvelerini (yenileme adımlarını) atarken mütemadiyen milletin ruhundan mülhem olmaktadır.

O milletin düşünen dimağı, meramını ifade eden lisanı ve hareketini tanzim eden rehberidir. Bakınız bu ciheti dahi Gazi Paşa ne kadar veciz kelimelerle ifade buyuruyorlar:

“Sizi yekpare bir vicdan halinde, bir kalp halinde karşımda görüyorum. Bu kalbe bütün vicdanımla temas ediyorum!”

İşte milletle onun arasındaki birlik! Bu birlik öyle bir kuvvettir ki dostlara ümit ve düşmanlara korku verir. Milletlerin tarihinde böyle birlikler, asırlarda bir kere vaki olur. İşte bunun içindir ki birçokları Türk milletine gıpta ediyorlar.”


Ağaoğlu Ahmet

Kaynak: Hakimiyet-i Milliye gazetesi, 1 Ekim 1925, Sayfa: 1