Kırk Asırlık Türk Toprağı Esir Kalamaz

Gündüzden emir verildi, tren hazırlandı. Geç vakit yola çıkıldı. Aynı anda ordu güneyde manevralar yapıyordu. Fransızlar, bu manevralardan çok ürkmüşler ve Fransız Hükümeti Hatay’daki Fransız birliklerine Türk Ordusu taarruza geçtiği takdirde Hatay’ı teslim etmelerini bildirmiş…

Ömrünün son yıllarında Hatay meselesi, Atatürk’ün çok önem verdiği bir konuydu. Osmanlı İmparatorluğu’nun “İskenderun sancağı”na “Hatay” adını o vermişti. Hatay meselesinin tarihi gelişimi şöyle özetlenebilir. Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu, Mondros Mütarekesi’ni imzaladığı zaman İskenderun sancağında Türk Ordusu vardı. Bu ordunun kumandanı da Mustafa Kemal Paşa’ydı. Mütareke şartlarına göre, mütareke imzalandığı zaman Türk Ordusu’nun bulunduğu yerler Türk devletinindi. Buna rağmen İngilizler, Mustafa Kemal Paşa’nın mukavemetine rağmen İskenderun’u işgal ettiler. Fransızlar da Antakya’ya girdiler.

İstanbul hükümeti de bu işgallere karşı konulmamasını istiyordu. Bunun için Yıldırım Orduları Grubu’nu lağvederek Kumandan Mustafa Kemal Paşa’yı İstanbul’a çağırdı. Bu bölgenin işgali, Atatürk’ün duygularında büyük etki yapmıştı. İlk fırsatta Hatay’ı Fransızlardan almak istiyordu. Bu fırsat 1936’da çıktı. Fransız Başbakanı Leon Blum, Suriye’ye bağımsızlık verileceğini bildirir bildirmez, Atatürk Hatay meselesini ortaya attı. Hatay’ı, Suriye’ye bağımsizlik verilmeden önce almak gerekiyordu. O yıl Meclis açış nutkunda konuyu açıkça ortaya serdi:

“Fransızlarla aramızda askıda bulunan Hatay meselesini halletmek zamanı gelmiştir!”

Artık Fransızlarla diplomatik görüşmeler başlamıştı. Ama bu diplomatik görüşmelerin uzaması Atatürk’ü sıkıyordu. Onu ölüme götüren hastalık da hükmünü sürdürmeye başlamıştı. Ve bir gün çok yaygın ve kendisine mal edilen bir sözü söyledi. Yani, ayağına çizmelerini çekti. Bundan sonrasını İsmail Hakkı Tekçe’den izleyelim:

“Şimdi yılını hatırlayamayacağım, bir güney gezisinde Adana’daydık. Hatay’dan okul çocukları gelmişti. Siyah elbiseler giymişler, üzerlerinde de beyaz ‘ay yıldızlar’ vardı. Atatürk’ü görünce hepsi bir ağızdan ‘Bizi kurtarın!’ diye bağırdılar. Atatürk de onlara cevap verdi:

Atatürk Mersin’de trenden inerken

’40 asırlık Türk toprağı esir kalamaz!’

Atatürk’ün bu cevabına, çocukların başında bulunan merhum Selim Sarper karşılık verdi:

‘Paşam bu sözünüzü senet ittihaz ederiz’

Atatürk hastalığı sırasında dahi Hatay davasına büyük önem veriyordu. Her gün birkaç defa Ankara ile konuşurdu. Diplomatik temaslar sürüp gidiyordu. Adli işler, mali işler gibi …

Atatürk ‘bırakın efendim bunları’ derdi, ‘bunlar bilahare düşünülecek, yapılacak şeyler. Evvela Hatay’a bayrağımızı dikelim.’

Durmadan hükümeti sıkıştırıyordu. Artık bir gün bunaldı. ‘Ben Hatay’a doğru bir yürüyüş yapacağım!’ dedi.

Atatürk’ün Mersin’e son gelişinden bir hatıra fotoğrafı

Gündüzden emir verildi, tren hazırlandı. Geç vakit yola çıkıldı. Ordu da güneyde manevralar yapıyordu. Eskişehir’de İnönü, Mareşal Çakmak ve İçişleri Bakanı Şükrü Kaya karşımıza çıktılar.

Aralarında durumu görüştüler. Onlar Ankara’ya dönerken biz İstanbul’dan Adana’ya doğru gidiyorduk. Atatürk hasta olmasına rağmen saatlerce Mersin’deki geçit resmini seyretti. Sonradan öğrendiğimize göre Fransızlar bu manevralardan çok ürkmüşler. Fransız hükümeti Hatay’daki Fransız birliklerine, Türk ordusu taarruza geçtiği takdirde katiyen mukavemet etmemelerini ve Hatay’ı teslim etmelerini bildirmiş, bilahare Hatay tahliye edildi. Tayfur Bey adında bir zat Cumhurbaşkanı seçildi…

Ve ne acıdır ki, Atatürk, Hatay’ın anavatana katılışını göremedi. Çünkü onun fani vücudu artık ebediyete intikal etmişti.

Atatürk’ün Mersin’i ziyareti

Kaynak: Muhafızı Atatürk’ü Anlatıyor, Emekli General İsmail Hakkı Tekçe’nin Anıları, Yayına Hazırlayan: Hasan Pulur