İzmir Suikastı: Hepsi De Suçlu Muydu?

Büyük Kurtarıcı’ ya çevrilecek namluların tetiği, Terakkiperver Fırka’ya mensup kişilerin elindeydi… İhbar sonucu tutuklananlar arasında, Atatürk’e yakınlıklarıyla tanınan kişilerin de yer alması, o günlerde şaşkınlıkla karşılanmıştı.
Duruşmalar bütün ülkede büyük bir İlgiyle izlenmiş, olayların gelişmesi gazetelerde en geniş şekliyle yer almıştı. Duruşmaların yapıldığı salonda sanıklardan dördü: Ziya Hurşit, Ayıcı Arif Bey, Sarı Efe Edip ve Ordu Mebusu Faik Bey.

İZMİR Valisi Kâzım (Dirik) Paşa, 17 Haziran 1926 Çarşamba akşamı saat 21’de makamın­da hâlâ çalışıyordu. Hiçbir zaman bir masa adamı olmayı sevmemiş, hareket adamı ol­mayı tercih etmiş olan Kâzım Paşa, önüne konan imza kartonundaki evrakı birer birer dikkatle, ancak biraz da sabırsızlıkla okumaktaydı. Birden odanın kapısı vurulmadan açıldı ve beti benzi atmış biri telaşla içeriye daldı. Bu, Kâzım Paşa’nın da şahsen tanıdığı, lâkin pek sevmediği İzmir’de motor işlet­mekle uğraşan, ancak asıl işinin kaçakçılık olduğu söylenen Giritli Şevki idi.

Suikastın elebaşılarından olduğu iddia edilen eski Lazistan Mebusu Ziya Hurşit, elleri kelepçeli, Jandarmalar arasında duruşmaya getiriliyor.

Paşa, izin bile istenmeden böyle paldır küldür yanına girilmesinden haklı olarak sinirlenmişti. Sert bir sesle:

-“ Ne var, ne oluyor?.. Makam odasına bu nasıl giriş?” diye sordu.

Giritli Şevki panik içindeydi ve kopuk kopuk konuşuyor­du:

-“Efendim… Gazi’ye haber verin…. Vuracaklar… Öldüre­cekler… Kemeraltı Caddesi’nden geçerken… Henüz vakit geçmedi… Gazi’ye suikast yapacaklar… Hepsini yakala­yın …”

İzmir’in pek ünlü Elhamra sineması, acele olarak mahkeme salonu haline getirilmişti. Hâkimler heyetinin yer alacağı sahneye bayraklar gerilmiş, salona da basit, hasır iskemleler dizilmişti.

Paşa, yerinden fırladı:

– “Sen ne söylüyorsun be adam? Ne söylediğini biliyor musun?”

– “Evet, vakit kaybetmeyin!”

Suikast tertiplemekle suçlananlar arasında eski vekiller de bulunuyordu. Bunlardan biri de eski Maarif Vekili Şükrü Bey’di.

Merhum Kâzım Dirik sonradan “Üçüncü Umumi Müfet­tiş” iken yanında özel kalem müdürü olarak çalışan Halil Tekin Bucaklı’ya anlattığına göre, bütün iradesini kullanarak soğukkanlılığını muhafaza etti ve Giritli Şevki’yi karşısına oturtup yatıştırıcı bir sesle sordu:

-“ Söyle bakalım, kim bunlar?”

Afyon mebusu Hamit Hoca’nın (ortada) yargılandığı gün çekilen bu fotoğrafta, salonda görevli olan üniformalıların çokluğu dikkati çekiyor.

Giritli Şevki ise Ziya Hurşit, Sarı Efe, Laz İsmail, Gürcü Yusuf, Çopur Hilmi ile Saruhan Mebusu Abidin Bey’in isimlerini verdi.

Aslında kendisi, bir gün önce, onlarla birlikte Karşıyaka’­da, İdris’in bahçesinde bu menfur suikast için yemin etmiş, maksatları gerçekleştikten sonra bu işe karışanları motoruy­la Sakız Adası’na kaçırma görevini üzerine almıştı.

Suikast tertipçilerinden Saruhan Mebusu Abidin Bey, tamamen suçsuz olduğunu iddia ediyordu.

6 TABANCA, 2 BOMBA

Ancak, Sarı Efe Edip’in ortadan kayboluşu ve onun Abidin Bey’le birlikte İstanbul’a gitmiş olduğunu duyması üzerine müthiş bir paniğe kapıldı. Çünkü Sarı Efe Edip’in bir ihbar yapacağından şüphelenmişti. Esasen onun bu işte biraz gönülsüz olduğunu sezmiş ve kendisini kurtarmak için bu ihbarı yapmıştı. Atatürk, bu sırada İzmir’de sona erecek olan bir yurt gezisine çıkmış bulunuyordu. 17 Haziran sabahı Balıkesir’­den hareket edecek iken, o gece İzmir Valisi Kâzım Paşa’dan bir yıldırım telgrafı aldı. Bunda İzmir’de, bütün Milli Müca­dele boyunca, başta kendisi olmak üzere istiklal ordularının bütün gazilerinin ve şehitlerinin kavuşmayı ve kurtarmayı kalplerini ısıtan bir ideal olarak benimsemiş bulundukları bu güzel şehirde, kendisine bir suikast düzenlendiğinin meyda­na çıkarılmış olduğunu haber veriyor ve hareketini geri bı­rakmasını rica ediyordu.
“Maliyeci” lâkabıyla tanınan o devrin ünlü devlet adamlarından Cavit Bey mahkemeye getiriliyor. Ankara’da genişletilen davada suikast ile ilgili görülecek ve idam edilecektir.

Öte yandan tevkifler başlamıştı. Eski Lazistan Milletveki­li Ziya Hurşit, kaldığı Gaffarzade Oteli’nde uyurken yakalan­dı. Yanında bulunan altı tabanca ve yatağının altındaki iki bomba alınarak polis müdürlüğüne götürüldü. Aynı zaman­da o civardaki Ragıp Paşa Oteli’nde kalan emekli Teğmen Çopur Hilmi, Laz İsmail ve Gürcü Yusuf tevkif edilmişlerdi. Sarı Efe Edip, M illi Mücadele’ye katılmış ve gösterdiği yararlık dolayısıyla kendisine Değirmendere civarında bir çiftlik verilmiş, ayrıca 1.150 lira maaş bağlanmıştı. Laz İsmail ile Gürcü Yusuf ise suikasti fiilen yapmak için Ziya Hurşit tarafından bulunmuş ve tutulmuş kimselerdi.

Suikast girişimin en tehlikeli tiplerinden biri olarak tanınan Gürcü Yusuf, Jandarmalar arasında, elleri bağlı mahkemeye getiriliyor.

BENİM NAÇİZ VÜCUDUM…

İlk sorgular sonunda meselenin tahmin edilenden çok daha geniş kapsamlı olduğu anlaşıldığından kovuşturma ve yargılama görevi İstiklal Mahkemesi’ne verildi. Ali Çetinkaya’nın başkanlığında olan bu mahkemenin üyeleri Kılıç Ali ve Reşit Galip Beyler’di. Savcılık görevini ise Necip Asım (Kücüka) yapacaktı. Bu heyet, hemen İzmir’e hareket etti. Atatürk ise 18 Haziran’da Türk milletine hitaben yayınladığı beyannameyle bu suikast teşebbüsün­den dolayı üzüntülerini mektup ve telgraflarla bildiren kişi ve kuruluşlara teşekkürlerini bildirdikten sonra bunun sade­ce kendi şahsına değil, yeni Türkiye Cumhuriyeti’ne ve onun dayandığı prensiplere dönük olduğunu, bunun için tertipçilerinin Cumhuriyet’in adalet ve kudret pençesinde hakkettik­leri muameleye uğrayacaklarını açıklıyor ve beyannamesini şu tarihi cümle ile sona erdiriyordu:

“Benim naçiz vücudum bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır ve Türk milleti emniyet ve saadetinin garantisi olan prensiplerle medeniyet yolunda tereddütsüz yürümeye devam edecek­tir.“

TUTUKLANAN MİLLETVEKİLLERİ

İstiklal Mahkemesi Soruşturmalara başladı ve bunun neticesi olarak tutuklamaları hızla genişletti. İstanbul ve Ankara’daki birçok kişi yakalanıp İzmir’e getirildiler. Bunla­rın arasında milletvekilleri de vardı. Başbakan İsmet (İnönü) Paşa, dokunulmazlıkları bulunduğunu söyleyerek buna kar­şı çıktıysa da Meclis Başkanı Kâzım (Özalp) Paşa ortada bunu hükümsüz bırakan bir suçüstü durumu bulunduğunu açıkladı. Ali Çetinkaya ise, başbakanın kanuna göre İstiklal Mahkemesi’nin işlerine karışamayacağını sert bir ifadeyle ileri sürdü. Atatürk de onun tarafını tutunca, İsmet Paşa gerilemek zorunda kaldı. Tutuklanarak İzmir’e getirilenler şunlardı: Eski Erzurum Milletvekili Hüseyin Avni, Trabzon Millet­vekili ve eski Adalet Bakanı Hafız Mehmet, Ordu Milletvekili ve Ziya Hurşit’in ağabeyi Faik, Saruhan Milletvekili Abidin, Eskişehir Milletvekili olup Atatürk’ün yakın arkadaşı diye bilinen ve 19 Mayıs’ta Milli Mücadele’yi başlatmak için Sam­sun’da Anadolu topraklarına ayak bastığı sırada yanında ve beraberinde bulunan emekli Kurmay Albay Ayıcı lakaplı Arif, İstanbul Milletvekili İsmail Canpulat, İzmit Milletvekili ve eski Milli Eğitim Bakanı Şükrü, eski Sivas Milletvekili Çolak Selahattin, Amasya Milletvekili ve Erzurum Kongresi’nden beri Milli Mücadele’ye katılmış ve Dışişleri Bakanlığı dahil önemli görevler yüklenmiş olan Bekir Sami, eski Mersin Milletvekili Mersinli Cemal Paşa, emekli Veteriner Albay Rasim, İttihat ve Terakki Partisi’nin namlı Maliye Bakanı Cavit, Sivas Milletvekili Hâlis Turgut, Erzincan Mil­letvekili Sabit, eski Milli Eğitim Bakanı Necati, Ergani Mil­letvekili İhsan, Erzurum Milletvekili Münir Hüsrev (Göle), eski Ardahan Milletvekili Hilmi, eski Erzurum Milletvekili Rüştü Paşa, eski İzmir Valisi Rahmi, yine milletvekillerin­den Feridun Fikri (Düşünsel), Hâlet, Besim, Kâmil Zeki, Ahmet, Nafiz, kapanan Terakkiperver Cumhuriyet Partisi başkanlığını yapmış olan Kâzım Karabekir Paşa ile Ali Fuat (Cebesoy), Refet (Bele) ve Cafer Tayyar Paşalar…

Yargılama sonunda suçlu görülüp idam cezasına çarptırılanlar arasında İstanbul mebusu İsmail Canbolat da bulunuyordu. Olayla ilgili her türlü yorum, yazı ve fotoğraf basında sansürsüz yayınlanmıştı.

SANIKLAR TERAKKİPERVER FIRKAYA MENSUPTU

Bu arada eski Ankara Valisi Abdülkadir ve İttihat ve Terakki’nin ileri gelenlerinden eski iaşe Nazırı Kara Kemal saklandıkları için tutuklanamamışlardı. İstiklal Mahkemesi’nce yargılanmalarına karar verilenlerden Rauf (Orbay) ve Adnan (Adıvar) ise, bu sırada Avrupa’da bulunuyorlardı. Tutuklanan bu milletvekili ve paşaların hepsi Terakkiper­ver Parti’ye mensuptular.

Trabzon Mebusu Hafız Mehmet Efendi de mahkeme heyetince suçlu görülmüş, idam kararı, İzmir’de infaz edilmişti.

Cumhuriyet döneminin bu ilk muhalefet partisi, aslında iktidarı yine ele geçirmek isteyen eski İttihatçılarla, Milli Mücadele’ye katıldıkları halde Cum­huriyet döneminde umdukları mevki ve itibara kavuşama­yanlar ve Atatürk’ün siyasi düşüncelerine, devrimci görüşle­rine karşı olanlar tarafından kurulmuş ve bazı maceraseverler de kendilerine katılmışlardı. Suikasti düzenleyenler, bu partiye mensup bulundukları için, partinin ileri gelen bütün mensupları töhmet altında kalmış ve yargılanmak üzere tutuklanmışlardı. Nitekim yar­gılama başlar başlamaz İzmit Milletvekili ve eski Ankara Valisi Abdülkadir’in daha evvel Atatürk’e Ankara’da bir sui­kast ve arkasından hükümet darbesi yapmayı planladıkları ve bunun için Atatürk’ün amansız düşmanı olduğu anlaşılan Ziya Hurşit ile adamlarını görevlendirdikleri, sonra bazı sebeplerden dolayı harekete geçmedikleri, Atatürk’ün bu son gezisinde uğrayacağı bilinen Bursa’nın bu işe elverişli görülmediği, nihayet İzmir için kesin karar verildiği anlaşıl­dı.

ZİYA HURŞİT’İN İTİRAFLARI

Çünkü Ziya Hurşit itirafta bulunuyor, mahkemede her şeyi bütün ayrıntılarıyla doğru olarak anlatıyordu. Onun anlattığına göre Atatürk otomobille en dar yer olan Kemeraltı karakolunun yanından Gaffarzade Oteli’nin köşe­sine gelince Ziya Hurşit, Laz İsmail ve Gürcü Yusuf taban­cayla ateş edip vuracaklar, gerekirse bomba da kullanacak­lardı. Sonra hasıl olacak panikten faydalanıp yan sokakta hazır bekleyecek otomobile atlayarak rıhtıma inecekler ve Giritli Şevki’nin motoruyla Sakız Adası’na kaçacaklardı. Yine onun anlattığına göre İzmir suikastinin elebaşısı ve hazırlayıcısı İzmit Milletvekili Şükrü idi. Lâkin, Şükrü mah­kemede her şeyi inkâr etti. Bununla beraber, öbür ifade ve yüzleştirmeler hakikati meydana koymaktaydı.

İnfaz fotoğrafları, gazetelerde sıra sıra yayınlanmıştı, işte, bir İstanbul gazetesinde, Ziya Hurşit’i darağacında gösteren resim.

Laz İsmail ve Gürcü Yusuf cahil insanlar olduklarını ve kandırılıp bu işe sürüklendiklerini söyleyip af dilediler. Ayıcı Arif, evvela bu işin içinde bulunup, sonradan pişman olarak İstanbul’a gittiğini ve durumu Celal (Bayar) Bey’e ihbar etmek üzereyken yakalandığından buna fırsat bulamadığını ileri sürdü. Çopur Hilmi de buna benzer ifadede bulundu. Abidin Bey, tamamen masum olduğunu, Hafız Mehmet Bey, başlangıçta bu işe karışmışken sonra vazgeçtiğini, İsmail Canbulat ve Hâlis Turgut ile öbür milletvekilleri bu işle ilgileri bulunmadığını ileri sürdüler. Kâzım Karabekir, Ali Fuat, Refet ve Cafer Tayyar Paşalar sorgularında bu işten haberleri bile olmadığını söylemişler, savcının iddianame­sinden sonra ise savunmada bulunmayı reddetmişlerdi.

İDAM KARARLARI

Mahkeme 13 Temmuz Salı günü saat 15’te kararını bildir­di. Buna göre İzmit Milletvekili Şükrü, Saruhan Milletvekili Hâlis Turgut, İstanbul Milletvekili İsmail Canpulat, Erzurum Milletvekili Rüştü Paşa, eski Lazistan Milletvekili Ziya Hur­şit, Laz İsmail, Gürcü Yusuf, eski Trabzon Milletvekili Hafız Mehmet, Sarı Efe Edip, Çopur Hilm i, Veteriner Rasim, Ceza Kanunu’nun 55. ve 57’nci maddelerine göre yüzlerine karşı ve eski Ankara Valisi Abdülkadir ile eski iaşe Nazırı Kara Kemal gıyaben idama mahkûm edildiler. Eski Maliye Nazırı Cavit, eski Sivas Milletvekili Çolak Selahattin, eski İzmir Valisi Rahmi, İstanbul Milletvekili Rauf (Orbay) ve eski İs­tanbul Milletvekili Adnan Adıvar’ın bu davadan ayrılıp ayrıca yargılanmalarına ve suikast olayı ile bir ilgisi görülmeyen ve iştirakleri anlaşılmayan milletvekillerinden Faik, Bekir Sa­mi, Sabit, Besim, Necati, Feridun Fikri, Kâmil Zeki, Münir Hüsrev, Necati, Ahmet, Nafiz ile bu olaya adları karışanlar­dan bahçıvan İdris, Torbalılı Emin, Trabzonlu Naciye Nimet.

İzmit Mebusu Şükrü Bey de idam edilenler arasındaydı. Olay hakkında verilen bilgiler, o günlerde gazetelerin birinci sayfalarını işgal etti.

Sürmeneli Keleş Mehmet, Mustafa oğlu Şakir Çavuş, Giritli Mustafa, yedek subay Bahattip’in, ayrıca Kâzım Karabekir, Ali Fuat, Refet, Cafer Tayyar’ve Mersinli Cemal Paşalar’ın beraatine karar verilmişti. İdam hükümleri 13/14 Temmuz gecesi infaz edildi. İdam hükmü kendisine tebliğ edilen ve suikast olayının iç yüzünü herkesten iyi bilen Ziya Hurşit’in, infaza götürül­meden evvel kendisi gibi idama mahkûm edilenlerin kimler olduklarını öğrenince:

“Bunlardan bazılarının idama mahkûm edilmemeleri ge­rektiği kanaatindeyim. Bir yanlışlık olacak” demesi çok dikkat çekicidir.

Ziya Hurşit sonuna kadar soğukkanlılığını korumuş, dik­katle giyinmiş, hatta kolonya bile sürmüş, infaz yerine geti­rilip sehpayı görünce:

“Ne mükemmel şey… Salıncağa da benziyor. Yüksekli­ğine de diyecek yok! Yerde kalan insanlara yüksekten bakacağım… İstediğim de buydu,” demiş ve etrafındaki kalabalık arasında Kılıç Ali’yi görünce:

“Kılıç Ali mi o? Nerede bakayım?” der demez Kılıç Ali ona görünmemek için hemen çömelmişti. Ankara’da genişletilerek başlayan dava sonunda ise sui­kast ile ilgili ve suçlu bulunan Cavit, Dr. Nazım, Nail ve Hilmi Beyler idama mahkûm oldular; İhsan, Mithat Şükrü, Hilmi, İzzet, Cevat, Kara Vasıf, Salah Cimcoz, Salim Hüsnü, Ahmet Nesimi, Eyüp Sabri, Dr. Rusuhi, Çolak Salâhattin, Dr. Hüseyinzade Ali, Ahmet, Hüseyin Avni Muhtar, Azmi, Ali, İhsan Beyler’le diğerleri beraat ettiler.

Bu idam hükümleri de 26/27 Ağustos gecesi infaz edildi. Kara Kemal ise 29 Temmuz günü İstanbul’da saklandığı yerde ele geçmek üzereyken intihar etmiş, eski Ankara Valisi Abdülkadir evvela izini kaybettirmeye muvaffak ol­muşsa da yurt dışına kaçmak isterken Bulgaristan sınırında yakalanıp İzmir’e yollanmış ve Ankara’dan dönen İstiklal Mahkemesi’nce yargılanıp idama mahkûm edilerek öbürleri gibi asılmıştır.

Böylece Türk milletinin kurtarıcısı ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu aziz Atatürk’ün hayatına kastetmek isteyen menfur ve hain eller kırılmış bulunuyordu.

Midhat Sertoğlu,

One thought on “İzmir Suikastı: Hepsi De Suçlu Muydu?

Yorumlar kapatıldı.