O Bizim İçimizde Yaşıyor, Ercüment Ekrem Talu, Son Posta

O Bizim İçimizde Yaşıyo..Yaşayaca.. Dünya Durdukça, Ercüment Ekrem Talu, Son Posta, 10 Kasım 1938

Atatürk öldü… O bir devirdi.. fakat o devirler de kapanıyor.

O bir tarihti.. tarih de seyrediyor.

Biz onu bütün bunların fevkinde biliyorduk. Güneş hiçbir yurdu bu kadar ısıtamamış, hiçbir yurda bu türlü feyiz ve bereket verememiştir.

Hiçbir devir, onun devri kadar muhiti_nura boğmamıştır.

Tarihin hiçbir safhası onun kadar bir dâhi, bir kumandan, bir kurtarıcı ve bir yaratıcı kaydetmemiştir.

Atatürk..öldü…

Bu iki kelimenin yanyana yazılacağına, yanyana tekellüm edileceğine hiç birimizi, hiçbir vakit ihtimal tasavvur edemezdik.

Fakat işte yazıyoruz da.. söylüyoruz da..

O demir gibi Vücut, bir yıldanberidir ecel ile pençeleşe pençeleşe nihayet mağlup boldu. Mağlubiyet onun bilmediği bir şeydi, O, düşmanla çarpışınış, Türk varlığı aleyhine köpürmüş ve coşmuş bir cihan ile çarpışmış,cehil ile çarpışmış, taassupla çarpışmış, tarih ile, asırların kurduğu an’anelerle çarpışmış ve hepsini yenmişti.

Biz onu daima galip; daima muzaffer vaziyette görmeğe alışıktık. O’nun için, ‘öldü’ dedikleri zaman inanmadık, hâlâ da inanmak istemiyoruz.

Heyhat ki Atatürk.. öldü!

Böyleler hakkında öldü demek de doğru mu? .

Tarihin kucağına göçtü desek, o da değil. Tarih onun büyüklüğünü ihtiva edemiyecek kadar küçüktür.

Ebediyete intikal etti.. bu da vâhi bir iddiadır. Ebediyet onun kendine râm ettiği şeylerdendi!

Atatürk ölmedi. Atatürk bir milletin, milletlerin en asil ve en ulusunun kalbinde kök salan, tahtını oraya kuran efsanevî bir şahsiyetti

Oradan çıkmadı.. Oradan çıkamaz..

Tunç renginde saçlarının hâlelediği vakur, necib siması.. gök, deniz, çelik rengindeki, keskin bakışlı gözleri..

Solmadı. Sönmedi.

Bizim içimizde yaşıyor, yaşayacak. Dünya durdukça!

Kendisine hizmet ettiğim, yahut ki meclisinde bulunmakla şereflendiğim günler, hiçbir defa hatırlamam ki yurdunun, milletinin teali, tefeyyüz endişelerinden vareste bulunmuş olsun.

Kâinattan daha büyük ve daha geniş olan kalbinde, yurt ve millet sevgisi başka hiçbir duyguya yer bırakmamıştı.

Aşkı o, merhameti o, rikkati o, şiiri, bediiyati o, düşüncesi o… Istırabı hep ona, onlara, yurdu ile milletine aitti..onlardan ilham alıyordu.

Yurdunu kurtarmış, milletini yükseltmişti. Lâkin ne o, alelade bir kurtarış, ne de bu alelade bir yükselişti.

Beş asırlık müterakim düşman kiyninin hamle hamle yıktığı, viran eylediği, can çekişme raddesine kadar getirdiği Türk varlığını bugünkü sağlam, emin, muteber ve müreffeh mertebeye ulaştırdı. Milletine ise istiklâlini, siyasî, tarihî, kültürel, iktisadî, dinî, lisanî, her türlü istiklâlini temin etti.

Hurafeleri eriten dehasının nuru, memlekete yirmi yıl, her sahada, yalnız feyiz verdi.

Biz ona nasıl ağlamayalım?

Ağlıyoruz da.. dövünüyoruz da..

Memleket, bugün baştan başa matem içinde, elem içindedir.

Lâkin yeis içinde değil! .

Bizzat Atatürk’ün bize aşılamış olduğu kendi şiarı: Meyus olmamak, hiçbir vakit, hiçbir hâdise önünde yeise kapılmamak, inancını kaybetmemekti. Bizim bu inancımızı kuvvetlendirmek için değil midir ki o, yorulmadan, yılmadan, bıkmadan, şaşmadan, bütün ömrünü tüketircesine çalıştı, çabaladı, didindi durdu?

Ve nihayet, işte kurduğu eser! Hür, müstakil, dışarda ve içerde sayılan ve sevilen mamur bir vatan.. O vatanın istiklâl ve tamamiyetini her taarruzdan masun, bulunduracak canlı, kuvvetli, bir ordu..

Ve aynı ideal etrafında birleşik kuvvetli, şuurlu, faziletli, temkinli bir millet!

O, bu manzarayı, görüp iftihar ederek gözlerini yumdu.

Bundan yarım asır evvel, başka bir Türk vatanperveri, Namık Kemal:

“Ölürsem görmeden millette ümmid ettiğim feyzi,

Yazılsın seng-i kabrimde: «Vatan mahzun, ben mahzun!»

Demiş ve hakikaten de o feyzi görmeden ölmüştü.

Mustafa Kemal için böyle olmadı.. O, umduğu feyzi, kendi mübarek eliyle çattığı binanın tamamlandığını, temelinden çatısına kadar, görüp emin olduktan sonra gitti.

Evet, bina tamamdır! Yurdun hudutları müemmen, ordusu kavi, milleti aynı idealin, aynı prensiplerin etrafında her zamankinden ziyade müttehittir.

O da bunu böyle istiyordu. Kırk beş yıl bu gayeye çalıştı..

Ve milletinin, O’nun çizdiği yoldan hiçbir vakit ayrılmayacağına emniyet getirmişti.

Atatürk öldü..

Onun hatırasına ilelebet sadık kalmayı şiar edinmiş, buna and içmiş olan Türk Milleti sağ olsun!

Bir cevap yazın