Fecr-i Ati (Geleceğin Ateşi) Adlı Edebi Grubun Öncülerinden Edebiyatçı Süleyman Şahabettin Bey İspanyol Nezlesi Kurbanı

5 Nisan 1919 tarihli Tasvir-i Efkâr gazetesinde yayımlanan “Şahabettin Süleyman Bey’in irtihali” başlıklı haberde Şahabettin Süleyman Bey’in İspanyol nezlesinden vefat ettiği şu cümlelerle yazılıdır:

“İsviçre’de bulunan genç, malumatlı üdeba ve muharrirlerimizden Şahabettin Süleyman Bey’in irtihal eylediği hakkında bir müddet evvel bir rivayet intişar eylemiş ve bilahare bu haber, tekzip olunarak mumaileyhin hâl-i sıhhatte bulunduğu beyan olunmuştur. Ahiren Şahabettin Süleyman Bey’in İspanyol nezlesinden müteessiren İsviçre’de vefat eylediği maatteessüf tahakkuk etmiş ve bu cihet dünkü “Akşam” refikimiz tarafından da teyit olunmuştur.

Zekâ ve dirayetiyle temeyyüz eden Şahabettin Bey’in bu suretle irtihali genç üdeba ve muharririmiz meyanında mucib-i teessüf bir zıya teşkil eylemektedir. Merhum edebiyata ait birkaç eserin müellifi idi.”

Tasvir-i Efkâr gazetesi, 5 Nisan 1919, sayfa: 1

Yakup Kadri Karaosmanoğlu yakın arkadaşı Şahabettin Süleyman Bey’in vefatını şöyle anlatıyor:

“…Şahabettin Süleyman, karısıyla birlikte, bir dağ kürü yapmaya geldiği ve birlikte nice neşeli günler geçirdiğimiz İsviçre’nin Davos-Platz kasabasında, henüz otuz beş yaşında ya var ya yokken, dünyaya gözlerini kapamıştı.

Zavallı Şahap’ın hayata bu kadar bağlı olduğu ve dünya nimetlerinden bu kadar zevk aldığı bir devrini daha hatırlamıyorum. Kim derdi ki, İspanyol gribi denilen salgın hastalık, onu, üç dört ay sonra, safasını sürmekte olduğu bu Epikür bahçesinden alıp bir köy mezarlığının ıssızlığı içine götürecektir. Evet, harpte yenilmemiz ve bu yüzden memleketle bütün temaslarımızın kesilmesiyle parasız kalmak endişesine düşmemiz üzerine bize pek pahalıya gelen sanatoryumdan çıkıp taşındığımız ucuz otelde o kara hastalığa – bütün ölüm korkusuna ve aldığı türlü türlü önleyici tedbirlere rağmen – Şahabettin Süleyman da tutulmuş ve iki üç gün içinde ahret yolunu boylayıvermişti.Oysa aynı günde, aynı otelde İspanyol gribinin pençesi beni de yakalamış, yatağa sermişti.

Oysa, ben ayrıca akciğerlerimden de hastaydım ve hiçbir tedbir almamıştım. Başucumda ise hiçbir bakıcım yoktu. Nasıl Oldu bilmiyorum; o gitmiş, ben kalmıştım. Öldüğünü duysaydım, belki, bir şok neticesinde ben de onun akıbetine uğrayabilirdim. Fakat, iyi kalpli tanıdık ve arkadaşlarım bu felaketi benden gizli tutmak için lazım gelen bütün tedbirleri almışlardı.”

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları, İletişim yayınları, İstanbul, 2017

Not: Wikipedia ve daha birçok internet sitelerinde Şahabettin Süleyman vefat tarihi 1921 olarak yazılıdır. Oysa bu bilgi yanlıştır. Doğru tarih 1919’dur.