Divan-ı Harp Tutanaklarına Göre Menemen Olayının Arkasındaki Tarikat: Nakşibendiler

Menemen’de Kubilay’ın şehit edil­mesi olayı Divan-ı Harp tutanak­larına göre Nakşibendiciler tarafından düzenlenmiştir. Nakşibendicilerin bu eylemi ilk bakışta basit bir irti­ca eylemi olarak görülmüştür. Manisa yöre­sinde örgütlenen ve esrardan başı dönmüş bir­ kaç zavallının kışkırtılarak bu eyleme girdiği anlatılmıştır. Divan-ı Harp Mahkemesi’nin tutanakları incelendiğinde, savcının iddianamesi, Nakşi­bendi tarikatının toplantılarını Manisa’nın Tevfikiye Mahallesi’nde yaptığı yolundadır. Menemen’de Kubilay’ın şehit edilmesi olayı, Nakşibendi tarikatının lideri Şeyh Esat tarafından hazırlanmıştır. Bu kişi, Mehmet Ali ile birlikte o yıllar İstanbul Erenköy’de Şevki Paşa köşkünde yaşamaktadır. Şeyh Esat’ın, İstanbul’da padişah artıklarından oluşan geniş bir çevresi vardır. Şeyh Esat’ın oğlu Mehmet Ali ise, aynı çev­relerde “şehzade” olarak anılmaktadır. Esat’ın en önemli adamlarından birisi ise, Menemen Askeri Hastanesi imamlığından emekli Laz İbrahim’dir. Bu yüzden Şeyh Esat, İbrahim’i Manisa’ya baş halife olarak atamıştır. Manisa, Osmanlı mozaiğinin belirli motiflerini hâlâ üze­rinde taşımaktadır. Tekkeler, zaviyeler ka­patılmıştır, ama gizlice bu ocaklar hâlâ çalışma­larını sürdürmektedir. Atatürk Cumhuriyeti, şeyhlik, dervişlik, üfürükçülük, muskacılık, se­yitlik, babalık, dedelik gibi çağ dışı kurumları yıkmıştır, ama Şeyh Esat adlı bir sapık, Laz İbrahim’i Manisa’ya baş halife olarak ata­maktadır.

Esnaf yanında çalışan çocuklara yöneldiler

Laz İbrahim, görevi aldıktan sonra Mani­sa’ya gelir ve çalışmalara başlar. Amacı, Nak­şibendi tarikatını bu yörede yaymaktır. Mu­radiye Camii’nde hocalık yapmaya başlayan Laz İbrahim, özellikle yaşları on altı-on yedi arasındaki esnaf yanında çalışan çocukları et­kilemeye başlar. Esnaf yanında çırak ya da kalfa olarak çalışan bu eğitilmemiş çocuklar, kısa bir süre sonra Nakşibendi tarikatına gi­rerler. İstanbul’da oturan Şeyh Esat, Manisa’da oluşturduğu Nakşibendi örgütünden haber almak için özel bir posta servisi kurar. Bu posta servisi­nin başına ise, Nalıncı Hasan adıyla anılan birisini getirir. Şeyh Esat, varlıklı bir kişi olduğu için Manisa’­da bulunan Laz İbrahim’e bu posta servisi aracılığıyla bol para gönder­meye başlar. İbrahim, bu paraları özellikle yoksul kimselere dağıtır. Bir süre sonra, Laz İbrahim, Şeyh Esat’­tan gelen paralarla Horozköy’e bir cami yaptırır. Tutanaklardan öğrenildiğine göre, Kubilay olayında Menemen’de en önde yürüyen ve genç öğretmenin başını kesen Girit­li Mehmet (Derviş Mehmet), bu toplantıların birinde mehdiliğini ilan etmiştir. Giritli Meh­met’in mehdiliğini, Hafız Ahmet, Çulha Meh­met Çavuş, İbrahim Ethem ve Kurabiyeci Hacı sınavdan geçirerek açıklamıştır. Daha doğrusu onaylamıştır.

6 Aralık 1930 cumartesi akşamı Tatlıcı Mutaf Hüseyin’in evinde son toplantı yapılmıştır. Bu toplantıdan önce, dört gün, değişik evlerde toplantılar düzenlenmiş, Menemen’de gerçekleştirilecek irtica eyleminin provası hazı­rlanmıştır. Bu toplantılara Ali oğlu Hasan, Nalıncı Haşan ve Çakıroğlu Ramazan adlı ço­cuk yaştaki kandırılmış insanlar da katılmıştır. Toplantı sırasında Giritli Mehmet, Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet ve Mehmet Emin, di­ğer Nakşibendicilerle silah alma biçimini sap­tamışlardır. Yine Divan-ı Harp tutanaklarına göre, topçu çavuşu Hüseyin, Keçili Süleyman Çavuş, Eskici Ali, irtica eyleminin planlayıcılarıdır. Bu sanıklar yargılanmaları sonunda idam cezasına çarptırılmışlardır. Bu sanıkların cezaları daha sonra infaz edilmiştir. Giritli Mehmet, Şamdan Mehmet ve Sütçü Mehmet, Bıçakçı Mustafa ve Giritli İsmail’den iki silah alarak bir gün sonra Paşaköy’e ha­reket etmişlerdir. Arkalarından Ali oğlu Ha­san, Nalıncı Hasan ve Çakıroğlu Ramazan -bu sanıklar ölüm cezasına çarptırılmışlar, ancak yaşları küçük olduğundan cezaları 24 yıla indi­rilmiştir- Paşaköy’e gitmişlerdir.

Bir gece Paşaköy’de kalan sahte mehdi Giritli Mehmet ve adamları, yanlarında bulunan “Kıtmir” adı­ndaki köpekleri ile birlikte ertesi gün Bozalan köyüne gelmiştir. Bozalan köyünde bir süre ka­lan Giritli Mehmet ve adamları, geceyi Süm­büller yakınlarında geçirip sabah alaca karanlı­kta yola koyulmuşlardır. Bu arada yanlarında bulunan Ramazan adlı bir çocuk, korkusundan topluluğu terk edip Manisa’ya kaçmıştır.

Kadınlar cahil, fakat genç ve güzeldiler

Yobaz sürüsü sabah namazında Mene­men’e girip eylemlerini gerçekleştirmiştir. İrtica eyleminin güvenlik kuvvetlerince bastırı­lmasından sonra, üç gün içinde İzmir, Balıkesir ve Manisa yöresinde üç yüze yakın kişi yakala­narak gözaltına alınır. Gözaltına alınan Nakşibendicilerin arasında çok sayıda kadının bu­lunması dikkat çekicidir. Balıkesir’de yakala­nan yirmi beş kişiden dokuzu kadındı. Bunla­rın tümü cahil, ama genç ve güzel kadınlardır. Yakalanan kadınlardan birisinin baldırında ve göğüslerinde barutla işlenmiş ayetler bulun­duğu görülür. Yirmi sekiz yaşında Necla adlı bu kadın, Akhisar’da kapatılan tekkelerin bi­rinde kalmaktadır. Necla adlı kadının tutanak­lara geçen ifadesi özetle şöyledir:

“İki yıl önce geçimsizlik nedeniyle kocamdan ayrıldım. Fatma adında bir kadın beni Nakşiben­di tarikatına soktu. Şeyh Esat’ın halifelerinden Tevfik Hoca ile tanıştım. Hoca beni çırılçıplak soyarak göğsümün üzerine boyalı üç ayet yazdı. Hoca ayetleri yazdıktan sonra, ‘yanlış oldu’ di­yerek yalayıp tekrar yazdı.”

Yakalanan sanıklar arasında bulunan Tevfik Hoca ise, Divanı Harp Mahkemesi savcılığında olayı şöyle an­latır:

“Ben yalnız Necla Hanım’ın göğsüne yaz­madım. Daha pek çok kadın Necla Hanım gibi bana başvurup göğüslerine ayet yazdırdılar.”

Divanı Harp Mahkemesi, cumhuriyet düş­manlarını 5 Ocak 1931’de yargılamaya başlar. 36 sanık hakkında ölüm, 41 sanık hakkında ise çeşitli cezalar verilir. Ölüm cezası verilenlerden bazılarının yaşı küçük olduğu için bu ceza ya­şam boyu mahkûmiyete çevrilir. 28 sanık ise, 3 Şubat 1931’de Menemen’de idam edilir.