Büyük Gazi’nin Hatıratından Sahifeler-5

Bu yazı 26 MART 1926 tarihli HAKİMİYET-İ MİLLİYE GAZETESİ’nden yazarımız Göktuğ Sırkıntı imzasıyla Türkçe’ye çevrilmiştir.


KAYZER

Kayzer diyor, ki: Ben, Almanya imparatoru, size atiyeden, muvaffakiyetaniyeden(çok fazla) bahs ettikten sonra, artık şüpheniz kalır mı, kalmalı mı?

İmparatorluk karargahı ithaz olunan otluk içinde, veliahdın ötesinde Vahideddin, ben ve Naci Paşa konuşuyoruz. Bütün seyahatimiz esnasında benim veliahde yakalarını açtığım umumi ve hayati bahsler üzerindeyiz. Başkumandanlık vekaletinin, Alman ordusuna istinad idilerek ihtibarına devam ideceğimiz fedakarlığın mutlaka parlak bir muvaffakiyetle nihayet bulacağı hakkındaki fikri ile bu fikri memlekette tamime çalışmaktaki mantıksızlığı izah ve isbata çalışıyordum. Beni bu beyanata sevk eden vesile, kısa sualim karşısında Ludendorf’un bütün akıbetleri Allah’a tevdii iden bir (*) andırır vaziyyette idi.

Çok arzu ediyor ve çalışıyordum ki yarının padişahı, tam yerinde benim dediklerimi çok iyi anlayabilsin; ve bilmeme neden böyle bir (*) var olmak istiyordum. Verdiğim izahat veliahdın tasdik ve (*) delalet ider işaretlerle karşılanmakta idi. Bu esnada yüksek bir takım sadalar otelin bütün (*) doldurarak, bizim oturduğumuz salonun içine kadar geldi:

– Kayzer.. kayzer!!

Kapı vuruldu, Kayzer’in veliahd hazretlerini ziyarete gelmekte oldukları bildirildi. İmparatorun istikbaline (*) ittin. Kayzer salona dahil oldu. Hep beraber oturduk. İmparator hakiki centilmence konuşuyor, sadık ve vefakar Osmanlı devletinin çok kıymetli bir Alman müttefiki olduğundan, bilhassa baş kumandan vekili olan Enver Paşa Hazretlerinin bu dostluğun kıymet ve yüksekliğini anlayarak çalıştığından, Alman baş kumandalık ve erkan harbiyesinin bu nezide zate fevkalede emniyet ve itimad beslemekte olduğundan bahs ediyordu. Ben Vahideddin’in sağında idim; Naci Paşa tam karşısında bulunuyordu. İmparator solunda idi. Takribi şu sual Naci Paşa lisanıyla Vahideddin tarafından soruldu:

– Türkiyenin Almanya’ya karşı sadakat ve vefasında yakın bir atiyde Alman müttefiklerinin saadete kavuşacaklarından bahs iden beyanatı şahaneleri, Osmanlı devletinin yarını düşünen vaziyetinde bulunan icazlarında büyük bir inşirah teselli uyandırdı. Ancak vaziyyet-i umumiyeyyeyi mütala ve tetkikden sarfınazar iderek, bir noktayı daha vuzuhale (açık olma durumu) anlamak ihtiyacındayım: Türkiye’nin tevciye olunan zerbeler (*) olunamaksızın ilerlemektedir. Eğer bu zerbeler muvaffak olursa Türkiye mahv olacaktır; bu (zerbeleri) tevkif için kafi teminat ifade eden beyanatınızı henüz dinleyemedim. (*) Bu hususta beni biraz tenvir ve tatmin buyurur musunuz?

Bu sual üzerine imparator oturduğu sandalyeden derhal ayağa kalktı. Şöyle bir hitabda bulundu:

– Türkiyenin muhterem veliahdi, anlıyorum ki sizin zatınızı teşviş(bulandırma) idenler vardır. Ben Almanya imparatoru size atiyeden, muvaffakiyet atiyeden bahsettikten sonra artık şüpheniz kalır mı? kalmalı mı ?

Yanında bulunduğum veliahd, derhal müsbet cevap vermekle beraber endişesinin zail olmadığını da ilave etti.

İmparator kalktığı sandalyesine artık oturmadı ve bizi terk edeceğini nezaketle ima etti. Salonun kapısına doğru yürüdü. Vahideddin ve arkasından bizler Kayzer’i salonun kapısından dışarı çıkardık. Kayzer sola doğru giden bir koridordan yürüyecekti; ben Kayzer’in hoşuna gitmediğimi anladığım için makus koridora doğru, ve biraz uzakta durdum. İmparator veliahdın, ve mütakebe ona yakın bulunan Naci Paşa’nın ellerini sıkarak uzağında bulunan bana baktı ve mütavce (*) olduğu koridor istikametinde yürümeye başladı. Benim elimi sıkmamıştı, imparatorun hakkı vardı; veliahdın refakatinde bulunan her hangi bir ceneralin elini sıkmamak için onun ayağına mı gelecekti? Lüzum değildir, ki bu ceneral imparator tarafından eli sıkılmak şerefini ihraz(elde etmek) için biraz istical(ivedilik) etsin? Bu kusurumu itiraf ederim neden durgun, harekete iktidarsız sabit ve dalgın bir vaziyyet almıştım. İmparator iki üç adım yürükten sonra tekrar geri döndü, bana yaklaştı, af iderseniz, dedi, sizin elinizi sıkmamıştım.

Elimi uzattım, çok nazik ve alicenabane iltifatlarına maruz oldum.


ÇEVİREN: GÖKTUĞ SIRKINTI

İLETİŞİM: clock_rowns@hotmail.com


KAYNAK: 26 MART CUMA 1926 HAKİMİYET-İ MİLLİYE GAZETESİ