Atatürk’ün Bursa Nutku’nu Rıza Ruşen Anlatıyor

Bursa’da Ulucami’de namaz kılan yüz kadar insan, aralarında konuşmuşlar; neden İstanbul’da ezan Arapça okunurken Bursa’da Türkçe okunuyor diye dedikodu yaptıktan sonra, işi Evkaf Müdüründen sormaya karar vermişler. Evkaf Müdürü, Valiye gidin, demiş. Cemaat, topluca vilayete gidiyorlar. Fakat Vali öğle yemeğinde. Hükümet konağının mermer merdivenlerine çömelip bekleşiyorlar!..

Mesele polise, Tümene, jandarmaya aksediyor. Tertibat alınıyor; bu arada Ankara’ya da ‘Bursa’da irtica var!’ diye telgraf çekiliyor. Atatürk, otomobille İzmir’e gitmektedir. Haberi yolda alıyor. Yaptığı ve inandığı inkılapların öz mal sahibi sıfatiyle tehlikede gördüğü eseri için, hemen Bursa’ya koşuyor. İşi bizzat inceliyor; kararını Anadolu Ajansına kısa bir tebliğle bildiriyor:

“Bu, din meselesi değil, dil meselesidir!”

O akşam, Çekirge yolundaki köşkte Atatürk’e bir yemek veriliyor. Sofrada on üç, on dört kişi var. O günkü hadiseden dolayı Atatürk’ün gönlünü almak üzere bu on dört kişiden birisi:

-‘Efendim’, diye söze başladı; ‘Bursa gençliği bu hâdiseyi hemen bastıracaktı. Fakat zabıta ve adliyeye olan güveninden ötürü’… devam edemedi. Atatürk bir işaretle sözünü kesti:

‘Bursa gençliği de ne demek?’ diye biraz sert sordu. ‘Memlekette parça parça, yer yer gençlik yoktur, sadece ve toplu olarak Türk gençliği vardır!’

Sonra, Türk gençliğinden ne anladığını şöyle tarif etti:

《-Türk genci, inkılapların ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır; rejimi ve inkılâpları benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu; bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır… demiyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla… nesi varsa onunla, kendi eserini koruyacaktır. Polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalıyacaktır. Genç ‘Polis henüz inkılâp ve cumhuriyetin polisi değildir’ diye düşünecek, fakat aslâ yalvarmıyacaktır. Mahkeme onu mahkum edecektir…Yine düşünecek; ‘demek adliyeyi de islah etmek, rejime göre düzenlemek lazım!’

Onu hapse atacaklar. Kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber; bana, İsmet Paşa’ya, Meclise telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını kayrılmasını istemiyecek, diyecek ki: 

‘Ben, inan ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimden haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmek de benim vazifemdir!…’ 》

Atatürk, gözlerini sofradakilerin yüzlerinde dolaştırdı:

“-İşte benim anladığım Türk genel ve Türk gençliği…”dedi.


(RIZA RUŞEN YÜCER, BAKIŞ -1965 Kasım sayısı)

Atatürk’ün Bursa Nutku’nu Rıza Ruşen Anlatıyor” için bir yorum

Yorumlar kapatıldı.