Bugün Bambaşka Bir Türkiye Olmalıydı…

Bugün Uşaklı gençlerin Van’daki gençlere, ”Biz bugün şu aşıyı bulduk, filanca ilacı ürettik, ya siz? diye sormasının bir gelenek olması lazımdı.

Balıkesir-Burhaniye senfoni orkestrasıyla Mardin Nusaybin orkestrasının ortak konser vermesi gerekirdi. Bütün şehirlerin ilimde ve sanatta birbiriyle yarışması gerekirdi.

Köy enstitülerinin mahiyeti buydu; mümkün de olacaktı. Nisan ayına mahsus sınırlı sayıda ürettiğimiz son otomobili Almanlara sattığımız için Fransızlardan nezaketen özür dilememiz gerekirdi.

1925’te dünya fındık fiyatını belirleyen bir fındık üreticisi, bir Türk çiftçisi vardı. Bugün bütün Türk çiftçilerinin dünya piyasalarını belirleyebilmesi ve bunu yapabilecek kadar ekonomi bilmesi de gerekirdi.

1932’de İran’a uçak hediye edebilen bir Türkiye vardı. Bugün Asya’daki bütün Türk devletlerine kendi ürettiği uçakları hediye eden bir Türkiye olmalıydı. Türkiye’ye ”Şuraya saldırırsan seni mahvederim.” diyen bir Amerika değil; ”Türkiye uygun görürse Orta Doğu’ya yüksek teknoloji alanında yatırımlar yapmayı düşünüyoruz.” diyen bir Amerika olmalıydı.

Orta Doğu’nun kan gölü değil, yediden yetmişe herkesin trenlerle seyahat edebildiği bir kültür bölgesi, bir cennet bahçesi olması gerekirdi. Tuva turlarının zorunlu olması gerektiğini radyolarda anlatan öğrencilerin olması gerekirdi. Türkiye’deki tarihi mekanlarda, ülke çapında düzenlenen uluslararası kültür turlarında harıl harıl Türkçe öğrenmeye çalışan İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar olmalıydı.

Dünyaca ünlü Türk sinema sektörü olmalıydı. İzleyicilerin Rambo yerine Malkoçoğlu’yu, Asya Hunlarının nasıl Avrupa Hunları olabildiğini, Tonyukuk’un vatanseverliğini alkışlaması lazımdı. Biz az alkışlamadık Rambo’yu, Vietnam’daki masumların üzerine bomba yağdırırken…

Demek ki mümkünmüş.

Bugün Sivas’tan fırlatılan bir uzay mekiğinin Ay’a iniş yaptığını ve Türk bayrağını Ay yüzeyine diktiğini alkışlamak lazımdı. Aynısını yaptılar, izledik. Fakat ”Vay be gavur yapıyor.” demek daha kolay oldu. Millet Mektebi açan adama küfretmek daha kolaydı. Satmak, Kartal Tibetli Tarkan’a kakır kakır gülüp küçümsemek, iyi şeyler olsun diye dileklerde bulunmak hep daha kolaydı. Ne yazık ki Roma mitolojisi daha tatlı, Yunan savaşçılar daha güçlü, Paris hep daha romantik geldi...