Avrupa’nın Penceresinden

Saygın Okurlarım!

Dünya da biz Türkler kadar duygusal ve de duyguları ile hareket eden, karar veren, duygularını her ortamda öne çıkararak, kolay ağlayan, kolay gülen, kolay mutlu, kolay karamsar olan bir başka ulus yok.

Bir Ulusun bu özelliklere sahip olması ve bu özelliklerini her iklimde yaşamak istemesi pek çok yadırganmaya bilir.

Ancak bir ulusu idare etme, yönetme ve geleceğini yönlendirme durumun da olan siyaset ve devlet adamlarının, duyguları ile değil aklı ve mantığı ile hisleri ile değil, ülkesinin menfaatlerini göz önüne alarak hareket etmesi sorumluluğu vardır.

Bir yerde bir veya bir takım insanlar ölüyorsa, şüphesiz devlet olarak kayıtsız, o konuda seyirci kalmaz, siyaset ve devletler arası hukuk yolları ile çözüm arar veya önerir.

Ama bu üzücü durum, siyasetin temsilcilerine ve devlet adamlarına halkı tahrik ederek, o üzücü olaya ortak etme hakkını asla vermez. Hele gerekirse “Acilen Başka yollara da baş burabiliriz” gibi her yöne çekilecek bir irade ortaya koyma hakkını hiçbir devletler hukukunun yasaları size vermez.

Böyle durumlarda ya sözünüzü geri alma durumunda veya rezil olma durumunda kalırsınız. Oysa devlet adamı bulunduğu ülkenin halkını rezil etmek için değil mutlu ve mesut etmek için devletin başında veya yönetimin başında bulunur veya bulunma durumundadır.

Siz bakmayın bizim yerden bitme sakallı tarihçilerimizin hezeyanlarına.

Neymiş efendim, “Bu gün İsrail’in işgal ettiği topraklar bir zamanlar bizim” miş.

O Osmanlı torunu Prof. tarihçilere bu yoruma karşın derler ki, “İsrail orada ki toprakları işgal etmiş değil, Birleşmiş Milletlerin onayı ve kararı ile orada kendi devletini kurmuştur”
Siz, o topraklar bir zamanlar bizimdi, derseniz bir başka devletinde sizin için, “O zaman, bir zamanlarda İstanbul bizimdi” deme hakkını o devlete verirsiniz ki, bu çok tehlikeli bir oyundur.

Ayrıca olayların gelişimini yakından takip etmiş olanlar da adama derler ki:

“İsrail Devleti kurulduktan sonra, o devletin hükümranlığını ilk tanıyan devlet Türkiye Cumhuriyeti Devletidir.”

Ayrıca ayrıcı, yarısından çoğu cahil, okumuş olanlarının da önemli bir kısmının “Düşünce özürlü” olduğu kabul edilen bir toplumun tahriki sonucunda, çekirdeği bu olan halkın, nasıl bir meyve vereceği de hiç belli değildir.

Devletler arası ilişkiler satranç oyunu gibidir. Dama taşı oynar gibi satranç oynarsanız piyonlardan önce “Şah”ı kaybetmiş olursunuz.

Böyle durumlara düşmemek için ne yapacaksınız?
Bir cümle ile onu da ifade etmeye çalışayım!

İKİ SARHOŞ VAR YA!
BİRİSİ KURTULUŞ SAVAŞIN DA, DİĞERİ LOZAN DA NE YAPMIŞSA ONU YAPACAKSINIZ.

Saygın Okurlarımın,
Bilgilerine arz ederim.
E.Ülger
Flesburg, 14 12 2017