Atatürk’ün Yaveri Cevdet Tolgay Anılarını Anlatıyor

Atatürk ile ilgili en çok program hazırlayan yapımcı Nazmi Kal’ın, 1973 yılında TRT ekranlarında Cevdet Tolgay ile yaptığı röportaj ve ayrıca yine Nazmi Kal’ın ‘Atatürk’ten Duymadığınız Anılar’ adlı eserinden alınmıştır:


Nazmi KAL – Atatürk gibi yüce bir insanın yaverliğini yapmak, onun yakınında bulunmak yüce bir görev. Bu göreve nasıl geldiniz?

İran Şahı’nın Türkiye ziyareti sırasında çekilen bir fotoğraf. Cevdet Tolgay Atatürk’ün hemen arkasında. Yıl 1934

Cevdet TOLGAY – Ben Karaköse’de süvari tümenin görevli idim. Bir akşamüstü telefon ettiler. Atatürk’ün yaverliğine seçildiğimi bildirdiler. İnanamadım heyecanlandım. Şimdi anlatmasi bile güç oluyor, arkadaşlarım benimle alay ediyorlar sandım, yemin ettiler. ‘Telgraf emrin geliyor, haydi hazırlan, çabuk istiyorlar’ dediler. Benim bu işten o kadar haberim yoktu ki Akademiye talip olmuştum, onun hazırlığını yapıyordum. Emri alınca hazırlandık. Yollar kar. At, kızak, kamyon Erzurum’a kadar geldik. Oradan da kamyonla Trabzon’a ve İstanbul’u bulduk. Telefon ettim ‘Geldim’ diye. ‘Çabuk gel, iki gün icinde Ankara’ya gideceksin’ dediler…

ATATÜRK’Ü GÖZÜMÜZDEN AYIRMAZDIK

Nazmi KAL – Atatürk’ün yanında ne gibi görevler yapıyordunuz?

Cevdet TOLGAY – Hizmetlerimiz Atatürk’ün görevlerine ait emirleri yerine getirmek, köşke Atatürk’ün verdiği listeye göre konuklarını davet etmek, onları kabul etmek, ağırlamak, seyahatlerde Atatürk’ün daima yanında ve emrinde bulunmak, onu emniyet bakımından alakadar eden her hususta gözümüzden kaçırmamak.

Nazmi KAL – Görev süreniz içinde pek çok ilginç olaya tanık olmuşsunuzdur. Bazılarını anlatır mısınız?

Cevdet TOLGAY – Efendim, tabii hatıra çok, fakat bunların içinden birçok hatıralar var ki Atatürk’ün karakterini ifade eder. Atatürk karakteri itibari ile çok hassas, hususi hayatında güler yüzlü, neşeli, şen bir insandı. Bazen uzun uzun kahkahalar atardı. Hala kulaklarımda bu kahkaha sesleri. Halk içinde doğmuş büyümüş bir insandı. Halktan kopmamıştı. Halk içinde gezmeyi, halka beraber gülüp oynamayı seven bir insandı. Halktan saklayacak gizli bir tarafı yoktu. Ankara’da ve İstanbul’da sık sık gidilebilecek lokallere giderdi. İstanbul’da da Park Otel’i bilhassa severdi. Garden Bar, Tokatlıyan, Pera Palas gibi lokallere gider, bilhassa Park Otel’de öğle ve akşam yemekleri yerdi.

HARMANDALINI İYİ OYNARDI

Atatürk bizim dans etmemizi çok isterdi, dansı severdi. Atatürk başını döndürür ‘Kalkın dans edin diye bize işaret eder. Dans etmek, çekindiğimiz korktuğumuz bir şey değil ama dans edecek damı bulmak mesele olurdu.

Bir akşam Park Otel çok kalabalık, pazar akşamı. Caz çalıyor ama pist boş, herkesin gözü Atatürk’te, onun hareketlerini dikkatle tetkik ediyorlar. Bir aralık Atatürk bana döndü, Atatürk’ten gözümüzü ayırmazdık, başını çevirdiği zaman birimizin gözü ile karşılaşırdı. Atatürk işaret etti, yanına gittim. ‘Buyurun’ dedim. ‘Caza söyle bir harmandalı çalsın, sen de oyna’ dedi. Hayatımda hiç zeybek dansı oynamış, hiç elini kaldırmış, iki adım atmış insan değildim. Herkes de bana bakıyor, yaver de ortaya çıktı kim bilir ne marifetler yapacak diye, halbuki bende bir şey yok. Kalktım, caza söyledim, elimi kaldırdım, beceremiyorum bir türlü, dolaşıp duruyorum. Derken Yaver Şükrü Bey katıldı bana, biraz rahatladım.

Cevdet Tolgay en sağda.

Sofrada epey misafir vardı, teker teker hepsi kalktı. Bunların içinde zeybek oynayan hiç kimse yoktu. Arkadan Atatürk kalktı, biz yerlerimize oturduk. Atatürk güzel zeybek oynardı. Harmandalını çok severdi, kendine mahsus figürleri vardı. Halkın çok hoşuna gitti, kimisi bağırır ‘Yaşa’ diye, kimisi alkışlar. Bir müddet oynadı, sonra yerine oturdu.

ÇOCUKLARI ÇOK SEVERDİ

Bir akşam yine Park Otel’de idik. Müşteriler dağıldı, biz yalnız kaldık. Karşımızda bir genç subayın yanında hanım ve 9-10 yaşlarında bir de çocuğu vardı. Onlar kalkmadılar. Çocuk gözlerini dikmiş hep Atatürk’e bakıyordu. Bir aralık Atatürk’ün de dikkatini çekti, çağırdı çocuğu yanına ‘Büyüyünce sen ne olacaksın?’ dedi çocuğa, ‘Atatürk olacağım’ diye cevap verdi çocuk. Atatürk’ün çok hoşuna gitti; yeleğinin cebinde gayet kıymetli bir platin saat vardı. ‘Al sana hediyem olsun, büyüyünce kullanırsın’ dedi.

Nazmi KAL – Efendim, siz Atatürk-İnönü ilişkilerinin canlı tanığısınız. Son yıllarda Atatürk ile İnönü’nün arası neden açıldı? Birbirlerine küs mü idiler?

ATATÜRK-İNÖNÜ DARGIN DEĞİLLERDİ

Cevdet TOLGAY – Efendim, bu dedikodular herkesin kulağına geldiği gibi benim de kulağıma gelmiştir. Atatürk’ün İnönü’den ayrılması Lyon Konferansı sırasındaki ufak bir münakaşa neticesidir. Bazı noktalarda ayrı düşünceler oldu. Bu suretle İnönü başbakanlıktan çekildi. Fakat bu çekilme hiçbir zaman bir dargınlık demek değildi. Hatta o kadar ki Atatürk Ankara’da olduğu sıralarda birçok akşamlar İnönü’yü davet eder, İnönü’yü ziyaret eder, sofrasında İnönü’yü üzecek hiçbir lakırdının geçmemesine bilhassa dikkat ederdi. Atatürk’ün İstanbul’da bulunuşu sırasında İnönü de Ankara’da safra kesesinden muzdaripti. Kendisine gelen Dr. Fissinger’ı İnönü’ye de gönderdi. ‘Gitsin İnönü’yü de muayene etsin’ dedi.

Bir kahve molası sırasında, Atatürk’ün hemen arkasında sivil kıyafetleri ile Cevdet Tolgay.

Her gün biz telefon ederiz, İnönü’den Atatürk’e bilgi veririz, ondan da sıhhati hakkında bilgi alır Atatürk’e arz ederiz. Hatta iki kez İnönü mektupla Atatürk’e gelmek istediğini söyledi ama muayyen bir görüşle Atatürk, ‘Yakında ben geleceğim, hastasın, İstanbul’a gelirsen belki burada hastalığın tekrarlar, dönemezsin geriye, gelme, beni orada bekle’ diye cevap verdi. Hatta Vedit Uzgören Bey getiedi mektupları. Vedit İnönü’nün özel kalem müdürü idi. Atatürk onu alır, her akşam sofrasında bulundururdu ki İnönü aleyhine kimse söz söylemesin diye. Ayrıca önemli bir şey, devlet meselesi söz konusu olduğu zaman Vedit gece yarısı İnönü’yü yataktan kaldırır, Atatürk’ün ulaştırmak istediği haberleri İnönü’ye ulaştırırdı.

Yani birçok meselede Atatürk İnönü’nün de tasvibini almak lüzumunu hissederdi. Hatta bir şey söylemek isterim. Atatürk İnönü ayrıldığında daha başbakan seçilmemişti, o gün seçildi Celal Bayar. Dolmabahçe’de İnönü de vardı kongrede, zannedersem tarih kongresi idi. Beraber oturdukları bir kürsü vardı, bir bank, oradan takip ederlerdi kongre konuşmalarını. Bir ara İnönü bir kâğıda bir şeyler yazdı Atatürk’ün önüne sürdü. Atatürk de aynı kâğıda bir şeyler yazdı tekrar İnönü’nün önüne sürdü. Bizim dikkatimizi çekti ama oradan kâğıdı almak cesaretini gösteremedik. Kongre konuşmaları bitti, kalktılar. Vedit oradan almış kağıdı kalktıktan sonra. Aradan seneler geçti, Vedit o kâğıdı gösterdi bana. O kâğıtta İnönü diyor ki: ‘Paşam, bana dargın değilsin ya, bu akşam bana akşam yemeğine gelmez misin?‘ O da altına şunu yazıyor: ‘Sen benim en sevgili kardeşimsin, sana hiçbir zaman dargın değilim.’ Bu kâğıdı Vedit bana gösterdi ama ne oldu bilmiyorum. Bu, Atatürk’ün kırgınlığının çok kısa sürdüğünü gösterir…


Cevdet Tolgay (doğumu: 1901 – ölümü 1993) 1932 yılından ölümüne dek Atatürk’ün yanında yaver olarak bulundu. Tolgay 1920’de İstanbul’da askeri öğrenci iken sınıf arkadaşları ile kaçarak Anadolu’ya geçti. Kurtuluş Savaşı’na katıldı. Büyük Taarruz’da görev aldı. 1932’de Ağrı’da görevli iken Atatürk’ün yaverliğine getirildi.


Kaynak: Atatürk’ten Duymadığınız Anılar – Nazmi Kal

Kitabı isteme adresi: Cinnah Cad. Vali Dr. Reşit Sokak, No:16/3, 03124387475 Çankaya/Ankara – Ziraat Gurup Matbaacılık A.Ş – Ankara