Atatürk’ün Verdiği Vaaz: ‘Camiler, Saçma Sapan Konuşmak İçin Yapılmamıştır’

ATATÜRK’ün yakın silah arkadaşlarından Kılıç Ali anlatıyor: 

Milli Mücadele’nin ilk günlerindeydi. Memle­ket içerden ve dışardan, düşmanların tazyiki al­tında bulunuyordu. Dinsizler, imansızlar feryadıyla memleketin her tarafında isyanlar başlamıştı, va­ziyet keşmekeş içinde, bir kördüğüm halindeydi. İşte o günlerin birinde Mustafa Kemal Paşa ile bayram namazını kılmak için, yanımızda bazı arkadaşlar da olduğu halde Ankara’da Hacı Bayram Velî camiine gitmiştik. Memleketin o günkü vazi­yet ve manzarası, yapılan birtakım kötü propagandalar karşısında, Atatürk’ün bu bayram namazına gitmesi bir zaruret halini almıştı.

Cami hıncahınç dolmuş, halk cami dışında, sokaklarda hasır, kilim hatta paltolarını sererek üzerlerinde namaz kılma­ya hazırlanmıştı. İçerde yer bulamadığımız için araya araya sokakta, diz çöküp oturan halkın ara­sında müşkülatla bir yer bulduk.

O esnada bir hoca vaaz ediyordu. Hoca, bir günahkâr Müslümanın öldükten sonra yedi başlı bir yılandan çekeceği kabir azaplarını anlatıyordu. Paşa, hocayı dinledikten sonra, bir aralık eğilerek kulağıma:

‘Sabretmek lazım,’ dedi. ‘Bu saçmaları daha birkaç zaman naçar dinleyeceğiz.’

Aradan bir zaman geçtikten sonra, gene bir ca­miye gidilmişti. Gene bazı cahil vaizler, bir takım uydurmaları saf halka nakledip duruyordu. Fakat, Mustafa Kemal bu sefer tahammül edememişti. Ayağa kalktı:

’Efendiler! Camiler, birbirimizin yüzüne bak­maksızın yatıp kalkmak, saçma sapan konuşmak için yapılmamıştır!’ diyerek hopalara örnek olacak şekilde, Türkçe vaazda bulundu:

‘Camiler, itaat ve ibadetle beraber, din ve dünya işleri için neler yapılması lazım geldiğini düşünmek, yani meşveret için kurulmuştur. Millet işlerinde her ferdin zihninin başlıbaşına faaliyette bulunması elzemdir. İşte biz burada din ve dünya için, istikbal ve istiklal için, bilhassa hâkimiyeti­miz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Fikirler manasız, mantıksız safsatalarla dolu olur­sa, o fikirler hastadır. Keza sosyal hayat, akıl ve mantıkla ilgisi olmayan, faydasız, üstelik zararlı inanışlarla ve ananelerle dolu olursa felce uğrar…’

Mustafa Kemal Paşa, her ferdi düşünmeye ve anlamaya değil de, körükörüne inanmaya âdeta mecbur eden zihniyetin İslâmiyet’te asla mesnedi bulunmadığını da anlattı. Cahillerin ve yobazların elinde bir ticaret metaı haline gelen hurafenin İslamiyette yeri olmadığını misallerle O’ndan dinle­dik. Halk doyamadı bu sohbete…