Atatürk’ün Samsun’a Çıkışı

Mustafa Kemal, Samsun yolculuğuna hazırlanırken, acı bir haberle karşılaşır. Bu haberde, Yunanlıların İzmir’e asker çıkardıkları söyleniyordu. Bunun üzerine O, Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey’e; “Ya? Bu da mı oldu?” diye cevap verdi. Ve sordu:

– Ne yapmayı düşünüyorsunuz?

– Protesto edeceğiz.

– Protesto lâzım. Fakat protesto ile Yunanlılar İzmir’den geri giderler mi?

– Başka ne yapabiliriz?

– Belki daha kesin tedbirler düşünülebilir.

– Meselâ ne gibi?

Nazırlardan biri:

– Eğer öyle tedbirlere kalkışırsak bize ne yaparlar bilir misin?

Mustafa Kemal hiç ses çıkarmadı. Bu olay karşısında üzüntüsü bir kat daha artmıştı. Ancak inancı ve kararı da o ölçüde güçlenmiştir.

Yola çıkmadan önce, İstanbul’da yaptığı birtakım özel ziyaretler arasında son Osmanlı Padişahı Vahdeddin ile olan görüşmesini kendi ağzından dinleyelim:

“Yıldız Sarayı’nın ufak bir salonunda, Vahdettin ile âdeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. Sağında dirseğini dayamış olduğu bir masa, masanın üstünde bir kitap vardı. Salonun Boğaziçi’ne doğru açılan penceresinden gördüğüm şu: 

Birbiri hizasında düşman zırhılları! Bordalarındaki toplar sanki Yıldız Sarayı’na doğrulmuş.

Padişah söze başladı:

– Paşa, Paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık şu kitaba girmiştir. (Masanın üstündeki kitabı gösterdi, bu bir tarih kitabı idi). Bunları unutun. Asıl şimdi göreceğiniz hizmet hepsinden büyük olabilir. Paşa, devleti kurtarabilirsin.

– Hakkımdaki iltifatlarınıza teşekkür ederim. Elimden gelen hizmeti yapacağıma emniyet buyurunuz. 

– Muvaffak olunuz!”

Padişah’ın yanından ayrıldıktan sonra, sanki Yıldız Sarayı’ndan çıktığını ve Anadolu’ya gitmek üzere olduğunu saklamak ister gibi, ayak seslerini işittirmekten korkarak uzaklaştı.

Mustafa Kemal son geceyi evinde annesi (Zübeyde Hanım) ve kardeşi (Makbule) ile geçirir. 16 Mayıs günü Şişli’deki evinden otomobile binerek Galata rıhtımına geldi ve hazırlandığı söylenen Bandırma Vapuruna bindi (bk.Resim:19). (Akşam üzeri saat beşe doğru) 

Yanında, karargâh üyeleri olarak, Kurmay Albay Kâzım Bey (Dirik), Kurmay Binbaşı Hüsrev Bey (Gerede), Albay Arif Bey (İzmir suikastı olayında idam edilmiştir), Dr. İbrahim Tali Bey (Öngören), Dr. Refik Bey (Saydam), Albay Refet Bey (Bele) (Sivas’taki 3. Kolordu Komutanlığı’na atanmıştır), Yaver Cevat Abbas Bey (Gürer), ve Muzaffer Bey (Kılıç) bulunmaktadır.

Muzaffer Kılıç İstanbul’dan hareketi şöyle anlatıyor:

“Anadolu’ya geçerken, hareketimizden az önce Rauf Bey (Orbay), İngilizlerin bineceğimiz vapuru takip ettirmeleri, hatta batırmaları ihtimâlinden bahsettiği zaman, Mustafa Kemal Paşa; “Burada esir gibi yaşamaktansa, Karadeniz’de batmayı tercih ederim.” demişti. Sonra yanındakilere Dolmabahçe önünde demirli düşman gemilerini göstererek:

– Bunlar işte böyle… Dayandıkları şey yalnızca demir, çelik ve silâhlı kuvvet! Bildikleri şey yalnız madde… Bunlar hürriyet uğruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz Anadolu’ya silâh ve cephane değil, ideal ve iman götürüyoruz, dedi.

Boğaz’dan çıktıktan sonra, gece yarısına doğru kaptanın yanına gitti ve aralarında şöyle bir konuşma geçti:

– Karadeniz’de bu kaçıncı seferiniz kaptan?

(İsmail Hakkı Durusu):

– Marmara’dan dışarı ilk çıkışımdır Paşam…

– Denizin tehlikeli yerlerini bilir misin?

Kaptan harita üzerinden bir yer göstererek:

– Paşam şu Kerempe burnunu geçersek, tehlikeyi kısmen atlatmış oluruz.

– Demek, devamlı tehlike içindeyiz,  diyen Mustafa Kemal Paşa haritayı göstere göstere kaptana şu direktif verdi: Bu normal rotayı takip etmeyeceksiniz. Kayalara çarpmamak şartıyla, mümkün olduğu kadar sahili takip eden bir rota ile gideceksiniz. Ve icabında gemiyi, hiç tereddütsüz sahile vuracaksınız.

– Gemiyi feda ettikten sonra, istediğiniz noktaya çıkarım Paşam…

– Evet… İcap ederse, istediğimiz yere gideceğiz. Bir an susup, düşünerek tekrar sordu:

– Kaç mil gidiyoruz kaptan? … 

– Paşam, sekiz on mil ama, havaya bakar… 

– Ne havası?

– Yani deniz olur da, dalgaların üstünde bocalarken, pervane havada boşa dönerse.. Pek yol alamayız.. 

Samsun’a vardığımız zaman, Mustafa Kemal Paşa’nın rotayı değiştirmekte ne kadar isabet etmiş olduğunu anladık. Çünkü gerçekten bizi takibe çıkarılmış olduğu anlaşılan İngiliz torpidosu da bizden bir saat sonra Samsun’a geldi.”

Bu varıştan sonra gemi yolcuları hayatları kurtulduğu için Tanrı’ya şükrederler. Ancak, asıl kurtuluş bundan sonra olacak, 19 Mayıs 1919 ile yalnız bir avuç insan değil, bütün bir ülke, bütün bir millet kurtulacaktır.

Resim: 19- 16 Mayıs 1919 günü İstanbul’dan hareket eden Bandırma Vapuru’nun kıymetli bir yolcusu vardı: Mavi gözlü, genç bir Paşa… Tehlikeler içinde, Karadeniz’in hırçın dalgaları ile çarpışan küçük gemi, 19 Mayıs 1919 günü sabahın erken saatlerinde Samsun Limanı önüne demirlemiş, Mustafa Kemal’i Anadolu’ya ulaştırmıştı