Atatürk Gazi Orman Çiftliği'nde

Atatürk’ün Milletine Bıraktığı Yeşil Cennet

Zafer kazanılmış, Cumhuriyet ilan edilmiş, yeni Devletin kuruluşu tamamlanmıştı. Yalnız başarıları alkışlayanlar bile, Ankara’nın Devlet merkezi oluşunu bir türlü kabul edemiyorlardı. Yabancı temsilciler de böyleydi. Birçok Elçilik Ankara’ya taşınıp bina yaptırmaya yanaşmıyor, İstanbul’da oturmakta direniyor ve “Burada ağaç bile yetişmez, insan nasıl yetişir” diyorlardı. Sözlerinde mübalağa vardı ama, görünüşe uymuyor da değildi. Bu yılların Ankara’sı kıraç, bozkırın ortasında dağlarla çevrilmiş, yazın çok sıcak, kışın çok soğuk, gece ile gündüz arasında suhunet farkı yüksek, verimsiz topraklarla çevrilmişti.

1925 yılının bahar aylarında Gazi Mustafa Kemal’in kafası Ankara’yı yeşillendirmekle meşguldü. Birkaç yıl öncesine kadar, zaferlerde öncü olan büyük Lider, bu defa çiftlikte önderlik yapacaktı.

Atatürk Gazi Orman Çiftliği’nde incelemelerde bulunurken. (14 Temmuz 1929)

Yakınlarına, hem Ankaralıların ihtiyaçlarını karşılayabilecek ve hem de tatil günlerinde eğlenebilecekleri bir çiftlik kurmak istediğini söyledi. Atatürk’ün bu arzusunun emir olduğu biliniyordu. Bir kaç gün içinde tarım uzmanlarından kurulu bir heyet çiftlik yapılmaya elverişli yer bulmak için görevlendirildi. Bu uzmanlardan biri, o günkü çalışmaları şöyle anlatır:

-Çiftlik yeri için uzun boylu dolaşmaya ve Ankara’nın çevresinde başka başka tabiat hususiyetleri aramaya lüzum görmedik. Sebep basitti: Kıraç bir bozkırın ortasında bir ortaçağ şehri… Ağaç yok, su yok, hiçbir şey yok… Böyle bir noktada hazırlanmış ve müsait şartlar taşıyan yerler nasıl bulunabilir? Ankara’nın çevresinde çiftlik olacak bir yer ararken, en az da bugünkü Çiftlik yeri üzerinde durmuştuk.

Atatürk, Gazi Orman Çiftliği’nde incelemelerde bulunurken. (14 Temmuz 1929)

KÖTÜ TOPRAKLA SAVAŞ

Aradan bir müddet geçtikten sonra uzmanlar raporlarını Gazi’ye verdiler. Gazi şimdiki Çiftlik yerini gösterdi onlara:

-Burayı gezdiniz mi?

Uzmanlar birbirlerinin yüzlerine baktılar. Sorulan yeri biliyorlardı. Burası tabiatın hiç cömert davranmadığı, bakımsız, hastalıklı, sarı ve insanı bakarken sıkıntıya uğratan bir yerdi. Geniş arazinin bataklık yerlerinde şehrin hayatını zehirleyen ve etrafa yaşayanları kendi gibi renksiz ve hasta yapan sazlıklar birer sıtma kaynağı halindeydi. Kıraç yerlerde yuva kurmuş olan kartallar ve akbabalar burada canlılığın iziydi ve insanın eseri olarak da yalnız bir demiryolu, ince bir şerit halinde uzanıyordu. Uzmanlar ‘böyle bir yerde çiftlik yapılamaz!’ diye birleştiler. Fakat Atatürk’ün kararı şaşırtıcı oldu: 

-İşte, istediğimiz yer böyle olmalıdır… Ankara’nın kenarında hem batak, hem çorak hem de fena yer… Bunu biz ıslah etmezsek, kim gelip ıslah edecektir?

Atatürk, Gazi Orman Çiftliği’nde incelemelerde bulunurken. (14 Temmuz 1929)

BURADA YA SABIR TÜKENİR YAHUT PARA

Karar verilmişti. Çiftlik, bu sıtma yatağı, sazlık ve çorak yerde kurulacaktı. Büyük Önder’i bu kararından caydırmak için çok uğraşıldı. Yerli uzmanlardan sonra, Tarım Bakanlığı’nın müşavirlerinden Mr. Schid’den de bir rapor istendi. Rapor, kısa ve özlü idi: 

‘Bu öyle bir iştir ki, elverişsiz toprak ve iklim şartları altında burada ya sabır tükenir, yahut para..’

Garplı alimin fetvasında el cevap ‘Olmaz’dı.

Atatürk bu araştırmalar sonunda çiftliği ‘en iyi toprak’ yerine, ‘en kötü toprak‘ta kurmaya karar verdi: O, bir Devlet kurucusu idi. Bugüne kadar kolay ,yollardan gitmemiş, hep zoru seçmişti. Nasıl iyi bir avcı duran hedeften hoşlanmaz, nasıl açık denizlerin kurdu olan gemici, iç denizlerde yelken açmasını sevmezse Atatürk de, kolaydan nefret etmişti. O, zor günlerin adamıydı, imkansızı mümkün kılmak, onun en önemli vasıflarından biriydi.

Atatürk Gazi Orman Çiftliği’nde incelemelerde bulunurken. (14 Temmuz 1929)

BOZKIRDA BİR ORMAN DOĞUYOR

5 mayıs 1925 tarihine rastlayan bir pazartesi günü öğleden sonra, Abidin Paşa Çiftliği’nin Yassı Dere mevkiinde çadırların kurulması, oradan gelip geçenleri şaşırtmıştı. Abidin Paşa’dan eşi Faika Hanım’a intikal etmiş bulunan bu çiftliği, birkaç gün evvel Gazi satın almıştı. Yirmi bin dönümlük arazi, yıkık dökük bir bina ve cılız birkaç söğüt ağacıyla, büyükçe bir mezarlığı ihtiva ediyordu. Çadırlar araziye yeni bir renk katmıştı. Ortada Gazi’nin karargâhı olan büyük bir çadır dikkat çekiyordu. O zamana göre, Faika Hanım’a büyükçe bir para ödendiği için civardaki tarlaların, sahipleri de mallarını satmak için harekete geçmişlerdi. Yirmi bin dönüm, Gazi’nin kafasındaki örnek çiftlik için azdı. Balgat, Etimesgut, Çakırlar, Macun, Güvercinlik, Tahar, Yağmur Baba gibi arazi paçalarının katılmasıyla yüz iki bin dönümlük bir arazide Gazi Orman Çiftliği meydana getirilmişti.

Atatürk Gazi Orman Çiftliği’nde

Çadırlar kurulduktan kısa bir müddet sonra, ilk defa bir traktör toprağı delmeye başlayınca, orada bulunanların hayretten ağızları açık kalmıştı. 

Atatürk, Gazi Orman Çiftliği’nde traktör kullanırken. (14 Temmuz 1929)

SANKİ KIRK YILLIK BİR İŞLETMECİ GİBİYDİ

Gazi için çok hareketli günler başlamıştı. Bir yandan Çankaya’da Devleti yönetip, yeni devrimlerini hazırlarken, bir yandan da hemen her gün öğleden sonra, çiftliğinin başında bir ırgat gibi çalışıyordu. Yavaş yavaş o ıssız toprakta binalar çıkmaya, ağaçlar yeşermeye başladıkça, gözlerinin içi parlıyordu. Araziye su gibi para harcayışını durdurmak isteyen dostlarına:

-Göreceksiniz, burada hem çiftliği geliştirecek, köylüye öğretmenlik yapacağız, hem mahsulden bol para kazanabileceğiz, diyordu.

Atatürk, Gazi Orman Çiftliği’nde traktör kullanırken. (14 Temmuz 1929)

Sanki kırk yıllık bir işletmeciymiş gibi planlar yapıyor ve geleceği tespit ediyordu. Çiftlikten yalnız tahıl ürünü alınmayacaktı. Hayvancılık, meyvecilik, sebzecilik, kısaca topraktan ve hayvandan ne alınabilirse değerlendirecek ve ıslah edecekti. Ayrıca Ankaralıların tatil günlerinde nezih bir şekilde eğlenebilecekleri bir yere de ihtiyaç vardı. Gerçi çiftlik Gazi’nin şahsi malıydı. Fakat O, her şeyini millete adamış bir adam değil miydi? 

Atatürk, Gazi Orman Çiftliği’nde incelemelerde bulunurken. (14 Temmuz 1929)

Mesire yerleri de geliştirilmeye başlanmıştı. “Ankara’da ağaç yetişmez” diyenler, birkaç yıl sonra Gazi Orman Çiftliğinde boy atan yeşil ağaçların gölgesinde serinleyebiliyor, havuzunda yüzebiliyorlardı.

Çiftlikte tarıma dayalı sanayi geliştirilmişti. Süt fabrikası, bira fabrikası (daha sonra Tekel’e verildi), şarap fabrikası, ağaç sanayii, satış mağazaları kurulup, geliştirildikçe hem Çiftliğin, hem de civar çiftliklerin ürünleri değerlendirilmişti. 

Atatürk, Gazi Orman Çiftliği’nde incelemelerde bulunurken. (14 Temmuz 1929)

Büyük Önder işletmeci olduğunu da ortaya koymuştu. Çiftlikten elde ettiği gelirleri almıyor, bunları yine Çiftliğin gelişmesi için yatırım olarak harcıyordu. Gazi Orman Çiftliği artık bir laboratuvar, bir fabrika ve halkın mesire yeri haline gelmişti. Çiftliğe gelen çocukların hayvan sevgisini gören Atatürk, şimdiki merkez lokantasının hemen yanında onlar için küçük bir Hayvanat Bahçesi kurdurmuş, Ülkü’ye de orada bir ev yaptırmıştı. Bundan sonra Atatürk zamanlı zamansız Çiftliğe geliyor, orada kalmaktan hoşlanıyordu.

Atatürk Gazi Orman Çiftliği’nde incelemelerde bulunurken. (14 Temmuz 1929)

TÜM MAL VARLIĞINI MİLLETİNE BAĞIŞLIYOR

1937 yılına gelinmişti. 

Cumhurbaşkanlığı’dan Başbakanlığa yazılan bir tezkere şöyle başlıyordu:

Başvekalete

‘Malum olduğu üzere, ziraat ve zirai iktisat sahasında fenni ve ameli tecrübeler yapmak maksadıyla muhtelif zamanlarda, memleketin muhtelif mıntıkalarında müteaddit çiftlikler tesis etmiştim…’

11 Haziran 1937 tarih ve 4-545 numaralı bu tezkerenin altında imza şuydu: 

Kemal Atatürk

Atatürk Gazi Orman Çiftliği’nde incelemelerde bulunurken. (14 Temmuz 1929)

Tezkere ile Atatürk, Çiftliklerinin tamamını, demirbaşları ve hayvanlarıyla birlikte Hazineye bağışlıyor, kanuni muamelenin yapılmasını istiyordu.

Atatürk, Gazi Orman Çiftliğindeki tecrübelerden faydalanarak memleketin diğer bölgelerinde de çiftlikler kurmuştu. Böylelikle 1937 yılında Orman Çiftliği 102 bin, Baltacı Çiftliği 11 bin 895, Dörtyol Çiftliği 16 bin 500, Tarsus Piloğlu Çiftliği 8 bin, Şövalye ve Tekir Çiftliği 12 bin dönüm olmak üzere toplam olarak 150 bin 395 dönüm olan Atatürk çiftliklerinin tamamı Devlete bağışlanmış oluyordu.

Atatürk Gazi Orman Çiftliği Marmara Havuzu’nda…(1929)

Atatürk Orman Çiftliğinin idaresi, özel bir kanuna göre yürütülür. Çiftlik içinde ayrıca Zirai Donatım, Mitaş ve Türk Traktör Fabrikaları gibi ağır sanayi tesisleri vardır. Büyük Ata’nın kurup, millete bağışladığı bu yeşil cennet yetiştirdiği çeşitli ürünlerle halkın hizmetindedir. Atatürk Orman Çiftliği Müdürü İhsan Gürbüz’ün verdiği bilgiye göre, Çiftlikte buğdaydan domatese, elmadan bala, sığır ve koyundan tavuğa, sütten şaraba kadar her şey elde edilmektedir. ‘Ot bitmez’ denilen Çiftlikte bugün yalnız 300 bin çam ağacı vardır. Tesis giderleri içinde masrafı büyük olan Hayvanat Bahçesi ile mesire yerleridir. Ancak, Büyük Ata’nın halkın istifadesine sunduğu bu yerlerin ziyanları, Çiftlikteki diğer tesislerden elde edilen gelirle kapatılır. Bu yıl, (1981) Çiftlikten elde edilen kar 3 milyon lira kadardır.

Atatürk Gazi Orman Çiftliği’nde..(1929)

BİR TOKAT, DÖRT MAAŞ İKRAMİYE 

Atatürk Orman Çiftliğinde çalışanlardan yalnız ikisi, Atatürk zamanından kalma idi. Bunlardan Musa Deniz, aynı zamanda Atatürk’ ün hemşehrisi. Musa Deniz usta ayda 12,5 lira maaşla Süt Fabrikasına girmiş, şimdi fabrikanın ustabaşısı… Büyük Ata, iki defa onu azarlamış. Bir gün kapıyı yanlış yerden açtığı, bir başka gün de kaymağı istenilen şekilde getirmediği için… Musa usta şöyle anlatır hikayesini:

“Bir sabah çok erkendi. Atatürk Çiftliğe geldi. Kaymak istedi. Ben kaymağı tabaklara bölüp öyle vermek için uğraşırken kızdı, ‘Hepsini buraya getir’ diye bağırarak beni adamakıllı haşladı. Çıkarlarken Atatürk bana döndü: 

‘Çocuk, sigara tablasını oradan kaldır’ dedi. Kaldırdım, altında elli lira vardı. O kızardı ama bizi çok severdi. Elli lira benim için dört maaş ikramiye demekti!”

Meyve bahçelerinde çalışanlardan bir ustabaşı da, Selim Karakuş… Atatürk’ün ağaçlarla çok ilgilendiğini söyleyen Selim usta bir gün ziraat mühendislerini azarladığını görmüş. 

Atatürk Gazi Orman Çiftliği’nde Marmara Köşkü’nün balkonunda. (14 Temmuz 1929)

Selim usta o olayı şöyle anlatıyor: 

“Biz o günlerde çok küçük olduğumuz için, Atatürk’e fazla yaklaşamazdık. Bahçeye bol miktarda vişne ekilmişti. Bir sabah etrafta telaş vardı. Atatürk’ün geleceği söyleniyordu. Biraz sonra geldi, çok sinirliydi. Vişneleri söktürdü, yerine Amasya’dan getirttiği 5 bin fideyi diktirdi. Bugün Çiftlikteki elmalar o Amasya elmalarıdır.” 

ATATÜRK’ÜN AĞAÇ SEVGİSİ İLE BİR ANI

1937 yılının bahar mevsimi idi. Orman çiftliğine Akköprü tarafındaki yoldan gidiyorduk. 

Çiftliğin o parçası meyve bahçesi haline konulmuş, fidanlar sıra, sıra dikilmişti. Şimdi gölgeliği ve bol yeşilliği ile çok güzel olan bu yol boyu, o zamanlar henüz küçük, çelimsiz ağaçların sıralandığı, yaz mevsiminde dahi pek güzel olmayan bir yerdi.

Atatürk, bu eski çıplak topraklar üzerindeki meyve bahçesi haline gelmiş olan bu yerlere neşe ile bakıyordu. Şimdi uzun kavak ağaçlarının bulunduğu yol kenarlarında ameleler çalışıyor ve fidanlar dikiyorlardı. Atatürk, birden şoföre ‘Dur!’ diye bağırdı. Yere indiği vakit orada olanlara:

-Burada bir iğde ağacı vardı, o nerede? diye sordu.

Kimse iğde ağacını bilmiyordu… Çünkü orada çalışanlar yenilerini tanzim ile meşgul idiler.

Atatürk’ün biraz evvelki neşesi kalmamıştı.

Atatürk Gazi Orman Çiftliği’nde ayran İçerken. En solda Diyanet Başkanı Rıfat Börekçi

Çünkü; çiftliğin ilk çorak günlerinin bir yeşillik hatırası yerinden çıkarılmıştı. Yol boyunca yürüyerek iğde ağacını aradı.

‘İğde eski ve çelimsiz bir ağaçtı. Fakat yaşayan ve baharda güzel kokularını etrafa saçan bir varlıktı’ diyordu.

Çiftlik merkezine geldik. Büyük hamamın yapısı bitmişti. Onu gezerken iğde ağacını yerinden kimin çıkartmış olduğunu da tahkik etmek için ilgili durumda olanlara sualler sordu. Kimse bu küçücük ağacın akıbeti hakkında bir haber veremediler.

Atatürk bu ehemmiyetsiz gibi görünen işten hüzün duymuştu. İhtarlarda bulundu. Emirler verdi. Ağaçlar korunacak ve bakılacaktı.

Çünkü; o yeşilliğin hasretini İstiklal Harbi boyunca çok çekmişti. 

Çankaya’yı oturmak için seçmesine amil, birkaç kara kavak ağacının bulunması idi. Onların rüzgarlı günlerindeki hışırtısından daima zevk duyardı.


Kaynaklar: Prof. Dr. Afet İNAN, Kemal ARIBURNU, ATATÜRK’TEN ANILAR, Sayfa, 108-109, Hayat Mecmuası