Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’na İlk Hazırlıkları

Mustafa Kemal, Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından hemen sonra Adana’da arayış içine girer. Bütün düşünceleri geleceğe yöneliktir; ülke, içinde bulunduğu bu kötü durumlardan nasıl kurtarılacaktır… Ancak Mustafa Kemal’e göre bu sorunun çözümü o kadar zor değildir. O kararını vermiştir. Ali Fuat Cebesoy’a şu sözleri söyleyecektir:

“Doğrudan doğruya emrim altında bulunan iki ordunun, arzu ettiğim biçimde takviyesi halinde, bütün felâketlere rağmen, Türk’ün sesini işittirebileceği kanaatindeyim.”

Ancak bir süre sonra düşmanlar, tüm orduları terhis ettirecekler, silahları alacaklardır. Zaten ordu çökmüş durumdadır. Hem fizik, hem moral, hiçbir şey kalmamıştır. Ayrıca millet bir hayli yıpranmış, yıllardan beri süren savaşın ezici ve bitirici etkisi altında yıkılmış kalmıştır.

Peş peşe gelen iki savaş, nüfusu büyük ölçüde etkilemiş, ekonomik durum çökmüş, yüzbinlerce ölü ve yaralı ile üretim çok azalmıştır. Bu durumda nasıl savaş yapılacak, ülke nasıl kurtarılacaktır?

Mustafa Kemal, bütün bu gerçeklere rağmen umutludur. Milleti tanımaktadır. Bır kurtarıcı, bir Önder gerektiğini bilmektedir. Bu nedenle öne geçecek ve önderliği üstlenecektir. Ali Fuat Cebesoy’a söylediği şu sözler, hem ülkenin geleceği ve hem de millet hakkındaki görüşlerini ortaya koyar: 

“Artık bundan sonra milletin kendi haklarını kendisinin araması ve müdafaa etmesi, bizlerin de ona bu yolu göstermemiz ve ordu ile yardım etmemiz lâzımdır.”

Mustafa Kemal, herşeyin bittiğinin sanıldığı anda bile inançlıdır, milletine güvenmektedir. Ona yardım etmek, yol göstermek suretiyle mutlu sona ulaşılacağına inanmaktadır. Bu amaçla İstanbul’da Sadrazam Ahmet İzzet Paşa ile görüşmek ve bu konuda alınması gereken tedbirleri ona iletmek arzusu vardır. Fakat bu görüşme gerçekleşemez. Çünkü kendisinden çok şey beklediği Ahmet İzzet Paşa sadrazamlıktan istifa etmiş, yerine Tevfik Paşa atanmıştır (11 Kasım 1918).

Bu durumda yapılacak iş, yeni kabineye mecliste güven oyu verdirmemek ve İzzet Paşa’nın tekrar Sadrazam olarak atamasını sağlamaktır. Kendi de kabineye girecek, ve Harbiye Nazırlığı’nı (Milli Savunma Bakanlığı) alacaktır. Böylece gerekli imkânlara kavuşarak, orduyu toparlayacaktır.

Mustafa Kemal bu konuda yoğun bir çalışma başlatır. Önce milletvekilleri ile konuşur. Onlara kendi görüşlerini anlatarak hükümete güven oyu vermemelerini ister. Sonuçta milletvekillerinin bir kısmını ikna etmiş ise de, Tevfik Paşa kabinesi gene de güven oyu almış ve hükümeti kurmuştur (19 Kasım 1918).

Mustafa Kemal bu meclisten ülke yararına bir karar alınamayacağını anlamış, bundan umudunu kesmişti. Son çare olarak Padişah Vahdettin’e başvurmayı düşünmüş, Vahdettin ile yaptığı görüşmede onun ülkenin kurtarılması gibi konulardan çok uzak olduğunu, kişisel rahatı ve saltanatından başka bir şey düşünmediğini, özellikle komutanlara güvensizliğini, onlardan kendisine her an bir kötülük gelebileceği kuruntusu ile tedirgin olduğunu anladı, Mustafa Kemal, bu görüşme sonunda Padişah’ın, milletin ve ülkenin düştüğü acınacak durumdan kurtarılmasında bir yardım olmayacağını; ona ve işbirliği yaptığı adamlara güvenilemeyeceğini apaçık anladı. 

Ülkesi ve milleti için alınması gerekli bütün karar ve önlemlerin kendisi tarafından verilecek kararlar olduğu inancına ulaştı. Bu nedenle genç Paşa, şimdi daha başka ortamlara yönelecek, arkadaşları ile görüşecek, milleti onlarla birlikte bilinçlendirmeye ve harekete geçirmeye çalışacaktır.

Mustafa Kemal İstanbul’a ilk geldiğinde Pera Palas Oteli’ne yerleşir. Çünkü annesinin Akaretler’deki evinde dilediği gibi çalışamayacağını bilir. Ancak bir süre sonra Otel’i düşman subayları doldurmaya başlayınca buradan ayrılmak zorunda kalır. Bundan sonra Mustafa Kemal, bir süre için, çok yakın dostu olan Salih Fansa ailesinin evinde konuk olarak kalır. Sonunda kendisine Şişli’de bir ev tutar (bk.Resim: 18).

Resim: 18- Mustafa Kemal’in Şişli’deki evi

Bugün Atatürk Müzesi olan bu ev, Mustafa Kemal’in İstanbul’da oturduğu son evdir. Bu ev, onun güvendiği ve inandığı dâva arkadaşlarının Ali Fuat Paşa (Cebesoy), Fethi Bey (Okyar), Rauf Bey (Orbay), Kâzım Paşa (Karabekir), İsmet Bey (İnönü) toplandığı bir yer olmuştur. Onlar burada yaptıkları toplantılarda, ileriye dönük kararlar alıyor ve tedbirler düşünüyorlardı. Bu çalışma, onlara kurtuluş umudunu ve inancını aşılıyordu.

Bu sırada düşman işgalleri de yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. 18-20 Nisan 1919’da Ermeniler, Kars ve Ardahan’ı aldılar. 29 Nisan 1919’da İtalyanlar Antalya’yı; Fransızlar ise güney sahillerimizi, Urfa, Antep ve Maraş’ı; daha sonra da Mersin ve Adana’yı işgal ederek, buralara yerleştiler. İstanbul’da ise zaten düşman askerleri vardı.

Mustafa Kemal, ülkenin kurtuluşuna ait daha önce kararlaştırdığı düşüncesini harekete geçirmek istiyordu. Bunun için “Milli Direniş Hareketini” başlatmak, ordu ile milletin el ele vermesini sağlayarak, birlikte harekete geçmek zamanı gelmiştir. Ancak, bunun için de bir zorunluluk vardır: Mustafa Kemal Paşa’nın millî dâvaya dayanak olabilecek bir göreve atanarak Anadolu’ya geçmesi.