Atatürk’ün İnsan Sevgisiyle Nuri Ulusu’nun Bir Anısı

“Atatürk’ün insan sevgisi…”

Atatürk’ün kütüphanecisi Nuri Ulusu, bir gün Dolmabahçe Sarayı’nda Atatürk’ün yanına çıkmıştır.

Atatürk önündeki dosyayla ilgilenirken o da camdan dışarı bakmaktadır.

Hava şiddetli lodos. Ulusu o sırada Saray’ın önünde dalgalarla boğuşan bir sandalın aniden devrildiğini görür.

Telaşla Atatürk’ü uyarır.

Atatürk camı açtırır, aşağıdaki nöbetçilere “Denizde adam var derhal kurtarın” diye seslenir. Saray harekete geçer.

Sandalı devrilen adam uzun uğraşlar sonucu kurtarılır.

Doktor tarafından muayene edilir.

Hamama yollanır.

Çıkınca kendisine temiz iç çamaşırları ve elbise verilir.

Sıcak kahve ikram edilir.

Atatürk adamın geceyi hastanede geçirmesini ister.

Kazazede Cerrahpaşa’ya yollanırken bir polis memuru da durumu karısına haber vermesi için evine gönderilir. Adam ertesi gün tekrar Saray’a getirilir. Atatürk kendisiyle sohbet eder. Sigaraları ıslanmıştır.

Bir kutu sigara verilir kendisine, 50 lira da para…Selametle yolcu edilir.

İşte Atatürk’ün insan sevgisi bu kadar yücedir…

Kaldı ki, koca bir ülke insanını kurtaran Atatürk, bir insanı mı kurtarmakta tereddüt edecekti…

Nuri Ulusu kimdir? Oğlu Mustafa Kemal Ulusu’dan dinliyoruz:

Babam Nuri Ulusu Atatürk’le tanışmasını anılarında şu şekilde anlatmıştı: Dedem harp dönemlerinde Karadeniz’e devamlı sefer yapar ve her gelişinde babama mutlaka bir Anadolu Ajansı getirirmiş. Babam okur sonra da yakarmış. Zira İstanbul’da yasaklanmış.

Sene 1919, 16 Mayıs güneşli bir ilkbahar günü merhum babamın, alelacele eve gelerek anneme “ Hanım, çamaşırlarımı hazırla, biz Samsun’a Mustafa Kemal Paşa’yı götüreceğiz, dönüşte de yolcu ve yük alarak İstanbul’a döneceğiz” dediği an ki heyecanımı unutamam.

Beynimde fırtınalar yaratan, hayalimde canlandırdığım bu büyük komutanı görmeden gidemezdim. Babama “ Ne olur beni Mustafa Kemal’e götür” diye yalvardım. Babam önce düşündü sonra “Gel bakalım oğlum, bir çaresini buluruz belki” deyince sevinçten kalbim uçuyordu.  Kız kulesi açıklarında demirleyen Bandırma Vapuru’na, babamla beraber bir sandalla çıktık.

Babam 29 Mayıs 1927 yılında askere gitmek üzere paşanın huzuruna kabul edilir. Atatürk, babamın askerliğini köşkün Muhafız Alayı emrinde, yani yanında yapmasını istemiş. Babam köşke gittiğinde akşamüzeri Atatürk görmek istemiş. Babam tam 8 yıl sonra tekrar atanın karşısındaydı. Babam anılarında bu şöyle anlatıyor:

Allahım, kalbim duracak gibiydi. “ Yaklaş asker!” dedi ve sordu “Adın ne?” kendimi toparladım ve güvenle cevap verdim: “Hacı Tevfik Kaptan oğlu Nurettin.” Bir an durdu, düşündü, hatırlar gibi oldu, sonra: “Ben bu ismi bir yerden hatırlıyorum delikanlı” dedi. Tüm cesaretimi toplayarak “Paşam, ben sizi Bandırma Vapuru’yla 16 Mayıs 1919’da Samsun’a yolcu etmiştim. Babam Hacı Tevfik Kaptan, beni yanınıza getirmiş, ben de elinizi öpmüştüm deyince birden ayağa kalkarak “ Gel bakayım, sen bayağı koca adam, asker olmuşsun. Ne tesadüf böyle… Baban nasıl, hayatta mı? İyi mi? Bir şeye ihtiyacı var mı? Onlar benim çok önemli kader arkadaşlarım olmuştu” diyerek memnuniyetini bildirince iyice rahatlayarak: “Babam, anam, Allaha çok şükür, iyiler. Babam yine gemide, hiçbir sıkıntısı yok. Ben de paşamın emrinde bir asker olduğum için çok mutluyum, her zaman ölene kadar hizmetinizdeyim.” Dedim. Güldü, yanağımı okşadı ve “Rusuhi Bey, bu delikanlıya iyi bir görev ver. Askerliği bitince de haberim olsun” diyerek bizi gönderdi.”

Atatürk’ün İnsan Sevgisiyle Nuri Ulusu’nun Bir Anısı

İzmir Marşı’na Kimler Düşmanlık Besler?