Atatürk’ün Babası Kimdir? İşte Belgelerle Gerçek Tarih

UYDURMALAR

Mustafa Kemal’in Babası Belli Değilmiş (!)

“Mustafa Kemal’in yakın arkadaşı ve özel doktoru Rıza Nur, O’nun babasız olduğunu birçok kaynaklara dayanarak belirtmiştir.

Üstelik babasının anılmasına tahammül gösteremediğini söylemiştir. Mustafa Kemal, babasından kendi bahsetmediği gibi birinin bahsettiğini işitirse ona düşman olur.”

“Mustafa mektebe girmiş. Annesi gümrük kolcusu Ali Rıza ile evlenmiş… Selanik’te Ali Rıza Efendi adında gümrük kolcusu birinin üvey oğlu Mustafa Kemal Harbiye Mektebine geliyor.”

“Mustafa Kemal’in babası hakkında çok rivayet var; Kimi bir Sırp, kimi bir Bulgardır diyor.”

“Babası belli olmayan şahıs bir milletin atası olabilir mi?”

GİRİŞ

Bu sözler, iki İnternet sitesinden ve bazı kaynaklardan, Sizlerin sinirlerini daha fazla bozmayacak şekilde seçilmiştir. Bu kapsamda konuyu işliyorlar. Kaynakları gene Rıza Nur’dur.

Rıza Nur’un kim olduğunu ve nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu Atatürk’ün annesine yönelik utanç verici iftirada işledik.

Karalamalarına güven duyulmasını, inanılmasını sağlamak için önce Rıza Nur’u, Atatürk’ün yakın arkadaşı ve özel doktoru yapıyorlar. Böyle olunca Atatürk’ün özel yaşamına girmiş birisinin dedikleri haline getiriyorlar ki, inandırıcı olsun.

O (RIZA NUR) BİLİRMİŞ, ÇÜNKÜ ÖZEL DOKTORU İMİŞ (!)

Rıza Nur, ne Atatürk’ün yakın arkadaşı ne de özel doktorudur. Her ikisi de yalandır. Atatürk’ün Cumhurbaşkanı oluncaya kadar, doktorları olmuştur ama özel doktoru olmamıştır.(1)

Bu kişi doktorlarından birisi olabilir mi diye baktığımızda; 2 Nisan 1920’de Ankara’ ya geldiğini, Kasım 1923’te ayrıldığını, bu 3,5 yıllık süre içinde Sinop milletvekili olarak çalıştığını, Maarif Vekilliği (4 Mayıs 1920 – 4 Aralık 1920), Sıhhiye ve İçtimai Muavenet Vekilliği (24 Aralık 1921 – 2 Kasım 1922), Lozan Heyetinde delege (3 Kasım 1922 – 24 Temmuz 1923), Sıhhat Vekilliği (14 Ağustos 1923 – 27 Ekim 1923) yaptığını, ayrıca bakanlığı arasındaki zamanlarda da Rusya’ya, Afganistan’a, Ukrayna’ya görevli olarak gönderildiğini görüyoruz.(2) Yani 3,5 yılın (42 ay) 21 ayını bakanlık, 11 ayını da dış görevlerde geçirmiştir. Dolayısıyla bu kişi Ankara’da doktorluk yapmamıştır ki, Atatürk’ün doktoru olsun.

Atatürk Cumhurbaşkanı olduktan sonra ise bu kişi, milletvekili olmasına rağmen Ankara’da değil, İstanbul’da yaşamıştır. Gerçeği kendi kaleminden görelim:

“Ben ekseriye İstanbul’dayım… Cumhuriyetin ilanından mebusluğumun sonuna kadar Ankara’da toplam olarak üç-beş ay ya oturmuşumdur, ya oturmamışımdır… Meclisteki müzakerelere karıştığım, alâkadar olduğum yoktur.”(3)

İstanbul’da oturan birisi, Ankara’daki Cumhurbaşkanının nasıl özel doktorluğunu yapar? Yapamaz, yapmamıştır, yalandır.

“Milletvekilliğinin sona ermesinden sonra yapmış olabilir mi?” sorusuna şu yanıtı verelim: Milletvekilliği 1927’de sona erer; ama o, 1926’da Paris’e gitmiş ve 1939’a kadar yurt dışında yaşamıştır.

O (RIZA NUR) BİLİRMİŞ, ÇÜNKÜ YAKIN ARKADAŞI İMİŞ (!)

Atatürk’ün yakın arkadaşıymış (!). Bir büyük yalan daha. Atatürk’ün ne kadar yakın arkadaşı olduğunu Rıza Nur’dan öğrenelim. 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgalinden sonra Meclis-i Mebusan mebuslarının pek çoğu, Ankara’da açılacak meclise katılmak üzere giderler. Rıza Nur gitmeyenler arasındadır. Ancak İstanbul Hükümeti, aralarında Rıza Nur’un da bulunduğu 4 mebusu, Nasihat Heyeti olarak, Ankara’ya göndermeye karar verir. Görevleri, Mustafa Kemal’i meclis açmaktan vazgeçirmek, milli mücadeleye son vermesine ikna etmek. Rıza Nur anılarında bu olayı anlatırken bakın ne diyor:

“Anadolu’ya gideceğiz. Fakat ya Mustafa Kemal bizi tepelerse!” (4)

Bu nasıl yakın arkadaşlık? Anlaşıldığı kadarıyla Mustafa Kemal’i daha tanımıyor bile. Arkadaşı olsa böyle bir endişeye düşmez. Ayrıca Mustafa Kemal de bu heyettekileri tanımamaktadır. Heyettekiler Geyve’de Kuvayı Milliye tarafından durdurulur, Mustafa Kemal ile görüşmek istedikleri Ankara’ya bildirilir ve bunun üzerine. 28/29 Mart 1920’de Mustafa Kemal, heyete yönelik telgrafında;

“Sizin, İngilizlerin koruması altında ve sağladığı kolaylıklarla Anadolu’ya geçmeye nasıl muvaffak olabildiğiniz yoruma muhtaçtır. Önce bizi aydınlatmanızı rica ederiz” (5) der.

Görüldüğü gibi Mustafa Kemal, heyettekilerden kuşkulanmıştır. Mustafa Kemal açısından da bir yakınlık olmadığı anlaşılıyor.

İFTİRALAR KAYNAKLARA DAYANIYORMUŞ (!)

Rıza Nur. 2005 sayfalık hayal gücü ile yazdığı anısında -aslında anı da değil, kahramanı Rıza Nur olan romanında- belge kullanmamış ki bunda kullansın. Bu iğrenç iftirayı atarken de; “İhtiyar Teselyalıların rivayeti şudur” diye giriş yapar. İşte Rıza Nur’un birçok kaynağa dayanarak belirttiği bu. Birçok kaynak dedikleri, birçok “ihtiyar Teselyalı” oluyor. Bu “ihtiyar Teselyalılar” öyle sır küpü insanlarmış ki, bu rivayeti sadece Rıza Nur’un kulağına söylemişler, bu sırrı başka kimseye vermemişler.

Yeni Rıza Nurlar, anlaşılıyor ki yollarında yürüyebilmek için, Rıza Nur’un dışında kaynak, belge, bilgi sıkıntısı çekiyorlar. Çözüm olarak yine Rıza Nur’u kullanıyorlar. O hasta adam “rivayet” demiş, bunlar “birçok kaynağa dayanarak belirtiyor” diyorlar. Onlara belge, bilgi yönünden yardımcı olmamız mümkün değil, çünkü uydurma yeteneğimiz ve dürüstlüğümüz buna elvermiyor. Ancak dayanak yönünden yardımcı olabiliriz. Kendileri ile aynı ağzı kullanan bir yabancı gazete kupürü işlerine yarayacaktır. Hem yeni uydurmalara sahip olacaklar, hem de kendi saflarında olanları tanıyacaklardır. Ayrıca Türk ulusu da kimlerin kimle aynı safta olduğunu görecektir.

(Atatürk’e saldıran bir yabancı gazetede yazanlar için en altta EK’e bakınız.)

MUSTAFA KEMAL BABASINDAN HİÇ SÖZ ETMEZMİŞ (!)

Söz etmediğine göre, hatta babasından söz edene düşman olduğuna göre demek ki bir şey var. O halde Ali Rıza Efendi’nin O’nun babası olmadığı doğru!

İnsanımızda kolaycılık genelde huy halinde olduğundan, böyle bir kurguya hemen kapılıyor. Daha önce demiştik, ama yine tekrarlayacağız. Bilgisiz fikre, kanıtsız kanıya sahip olunmamalıdır. Bilgi elde edene kadar, kanıt bulana kadar o konu beyinde, beklemede tutulmalı, bir sonuca götürülmemelidir. Sonuca ulaşmak isteniliyorsa mutlaka inceleme, araştırma yapılmalı, sonra kanı sahibi olunmalıdır.

Acaba Mustafa Kemal babasından hiç söz etmeyen bir insan mıydı? Edene de düşman mı olurdu? Yani babasına bakışına bakalım. Ali Rıza Efendi öldüğünde (1893), Mustafa Kemal 12 yaşında, hayatta kalan kardeşi Makbule (1885) 8 yaşında, Naciye (1889) ise 4 yaşındadır. Ve Zübeyde Hanım üç yetim çocukla dul kalmıştır. Mustafa Kemal’in dayısı Hüseyin Ağa, bu aile tablosu üzerine Selanik’e gelir ve Zübeyde Hanım’a, “Rahmetli ömürsüz adamla seni evlendiren ben oldum. Bundan sonra size ben bakacağım, bu çocukları ben büyüteceğim” diyerek aileyi Lankaza’daki Rapla çiftliğine götürür.(6)

Mustafa Kemal, 1894 yılında Selanik Askeri Rüştiyesine (ortaokul) girer. Annesi, ekonomik sıkıntı nedeniyle bir süre sonra Ragıb Efendi ile ikinci evliliğini yapar. Şimdi Mustafa Kemal’in davranışını görelim.

Mustafa, evin en büyük ve erkek çocuğu olarak bu evliliği onaylamaz. Evle bağını keser ve Selanik Horhor mahallesinde oturan halası Emine Hanım’ın evine sığınır. Okul dışındaki zamanlarında bu eve gider ve Manastır Askeri Lisesine gidinceye kadar (1896), annesinin evine nadiren uğrar.(7) Ayrıca askeri lise eğitimi için Manastır’a değil İstanbul’a gitmek ister. (8) Yani bir üvey baba bulunan ev çevresinden, babasının üzerine evlenen annesinden olabildiğince uzaklaşmak ister.

Ölen babası umurunda olmayan bir çocuk, annesinin yeni bir kocayla birlikte olmasını da umursamaz. Fakat Mustafa Kemal’in babasına o denli bağlı olduğu anlaşılıyor ki, babasının yerine ikinci bir erkeğin geçmesine tahammül edemiyor ve işi, annesi ile bağı koparmaya kadar götürüyor. Mustafa Kemal’in babasına bağlılığı, ana evinden ayrıldıktan sonra sığındığı yerde de kendini gösteriyor. Dikkat edilirse dayı veya teyze evine değil, hala evine, yani babasının ailesine sığınıyor.

Şimdi, böyle bir kişi mi babasından söz etmeyecek, edene de düşman olacak? Birkaç örnek verelim:

Annesine karşı tepkisini, yıllar sonra Afet İnan’a şöyle açıklar:

“Anamın da genç yaşında böyle bir aile bağı yapmış olmasını (sonra) takdir ettim. Ancak (bu) çocukluk duygumdan ve benim babamı kaybetmiş olmamdan doğan bir isyandan ibaretti.” (9)

Başlayacağı okulun seçilmesinde babasının rolünü şöyle anlatır:

“Çocukluğuma dair ilk hatırladığım şey, mektebe girmek meselesine aittir. Bundan dolayı annemle babam arasında şiddetli bir mücadele vardı. Annem, ilahilerle mektebe başlamamı ve mahalle mektebine girmemi istiyordu. Rüsumatta memur olan babam, o zaman yeni açılan Şemsi Efendi’nin mektebine devam etmeme ve yeni usul üzerine okumama taraftardı. Sonunda babam bu işi ustaca halletti. Önce geleneksel tören ile (ilahilerle) mahalle mektebine başladım. Bu suretle annemin gönlü yapılmış oldu. Birkaç gün sonra da mahalle mektebinden çıktım, Şemsi Efendi’nin mektebine kaydedildim. Az zaman sonra babam vefat etti. Annemle beraber dayımın yanına yerleştik.” (10)

Babasının kendisine, “Adam olmak için okumak, öğrenmek şarttır. Başka çare yoktur” dediğini anlatır. (11) Kendisi de “…İlk ilham, ana-baba kucağından sonra okuldaki eğiticinin dilinden, vicdanından, terbiyesinden alınır” (12) der. 

Babası için bunları diyen birisi babasından hiç söz etmez olabilir mi? Babasına takdir ve saygı duyguları ile dolu olan bir kişi, babasından söz edene düşman olabilir mi’? Her konuda olduğu gibi bunda da desteksiz atıyorlar.

MUSTAFA KEMAL, ALİ RIZA EFENDİ’NİN ÜVEY OĞLUYMUŞ (!)

Amaç açık: “Mustafa Kemal’in babası belli değildir” uydurmasını yutturmak. Bunu da, bilineni saptırarak gerçekleştirmek istiyorlar. Bilinen, babasının Ali Rıza Efendi olduğudur. Bunlar Ali Rıza Efendi’yi silemiyorlar, Zübeyde Hanım’la evlenme tarihlerini değiştirerek, Mustafa Kemal’i ortada bırakmaya çalışıyorlar. Arkasından da “Babası hakkında birçok rivayet var; kimi bir Sırp, kimi bir Bulgar’dır diyor” derler, Ali Rıza Efendi ile Zübeyde Hanım’ın evlendiği tarih 1871’dir. (13) 1857 doğumlu Zübeyde 14 yaşında, 1839 doğumlu Ali Rıza 32 yaşındadır. Ve bu, Zübeyde Hanım’ın ilk evliliğidir. Bir kızın evlenebileceği en erken yaşta evlendiği görülmektedir. “Bundan önce bir evliliği daha var” demek akıl dışıdır. Evlilikleri Ali Rıza Efendi’nin öldüğü tarih olan 1893’e kadar 22 yıl aralıksız sürer. Altı çocukları olur Fatma (1872-1875), Ahmet (1874-1883), Ömer (1875-1883), Mustafa (1881-1938), Makbule (1885-1956), Naciye (1889-1901). (14)

Zübeyde Hanım, kocası öldükten sonra, ekonomik sıkıntı nedeniyle, Ragıb Bey’le ikinci evliliğini yapar. Bunun da yılı 1894’tür.

Yeni Rıza Nurlar, Ragıb Bey’in yerine Ali Rıza Efendi’yi koyarak Mustafa Kemal’i babasız gibi göstermeyi amaçlıyorlar ama bu aile bilgilerinin yanında iftiraları tutmadı. Mızrak çuvala sığmadı. Çünkü Mustafa Kemal, ilkokula başladığında babası sağdır ve okula elinden tutarak babası götürür. Bir önceki konuda açıklandığı gibi öz babası Ali Rıza Efendi’nin okul seçimindeki rolünü kendisi anlatır. Ragıb Bey ise, askeri okula gittikten sonra üvey babası olur. Ali Rıza Efendi, oğlunu üniformalı göremez. Üvey babası görür. Mustafa Kemal, üvey babasından da söz eder:

“…Sonradan o asil beyle dost oldum. Bana iyi bir eğitici oldu… Bana karşı çok saygılı davrandı, büyük adam muamelesi etti. Nazik ve kibar bir insandı.”(15)

Şimdi sormak gerekir. Altı çocuğun dördüncüsü olan Mustafa Kemal, Ali Rıza Efendi’nin nasıl üvey oğlu olur? Mustafa Kemal, bunun yanıtını veriyor. Ali Rıza’dan “Babam”, Ragıb’tan “Bey” diye söz ediyor.

SONUÇ

Mustafa Kemal’in babası bellidir ve Ali Rıza Efendi’dir. Ali Rıza Efendi, üvey değil öz babasıdır. Üvey babası Ragıb Bey’dir. Ali Rıza üvey babası olsaydı, Harp Okulu künye defterine, babası olarak Ali Rıza değil, o an hayatta olan üvey babası Ragıb ismi yazılırdı. Ama kayıtlar babası olarak, ölmüş olmasına rağmen, Ali Rıza’yı gösteriyor. Hayatta olmasına ve üvey babası olmasına rağmen Ragıb ismi görülmüyor.

Mustafa Kemal, 13 Mart 1899’da Harp Okuluna girer. Bu dönemde girenlerin kaydının tutulduğu, Kara Harp Okulunda bulunan 21 numaralı künye defterinde, Mustafa Kemal ile ilgili şu bilgiler yer alır:

1315 (1899) Duhullülere Mahsus Künye Defteri

“Selanik’te Koca Kasım Paşa Mahallesi Gümrük Memurlarından müteveffa (vefat etmiş) Ali Rıza Efendi’nin mahdumu (oğlu) uzun boylu, beyaz benizli Mustafa Kemal Efendi Selanik 96” (16)

Yeni Rıza Nurların dedikleri gibi Ali Rıza üvey babası olsa, bu künyeye o zaman daha sağ olan üvey babası Ragıb’ın ismi yazılırdı. Babası belli olmasaydı, o yıllarda üvey de olsa babası olan gene Ragıb’ın ismi kayıtlara geçerdi. Bunlar olmadığına göre; Yüce Atatürk’ün, Türkün Atasının babası Ali Rıza Efendi’dir.


EK: Atatürk’e saldıran yabancı bir gazete

Yunancadan Çeviri 

HRONOS, 1 MART 1996

KEMAL ATATÜRK BABASI BİLİNMEYEN BİR PİÇTİ. SELANİK’TEKİ EVİN KENDİSİNE AİDİYETİ DE BELİRSİZDİR.

Diktatör ve Türkiye’nin reformcusu Kemal Atatürk’ün babası belli değildi. Kemal’in yakın ve şahsi dostu Rıza Nur böyle diyordu. (Rıza Nur ismet İnönü ile birlikte Türkiye adına 1923 Lozan Antlaşmasını imzalamıştır.) Rıza Nur bu gerçeği ortaya çıkardıktan sonra Kemal tarafından sürgün edildi ve öldürülme emri verdi. Ancak Rıza Nur, Paris’e kaçıp kurtuldu ve anılarını yayımladı. Hemen akabinde Londra’daki bir dergi tarafından bu anılar İngilizce olarak yayımlanmaya başladığında, bu dergiye eğer yayınını durdurmaz ise bombalanacağı tehditleri (büyük bir ihtimal ile Türk şovenistler tarafından) gelmeye başladı.

Rıza Nur’un anıları içerisinde, Kemal’in askeri eğitim gördüğü okul kayıtları mevcut olup, burada babası “meçhul’ olarak yer almaktadır. Türkler konunun yok edilmesi ve unutulması amacıyla bu nüfus kayıtlarını ortadan kaldırdılar. Kemal’in annesi olan Zübeyde, Selanik’teki gümrük memuru olan ve
Türkler tarafından Mustafa’nın resmi babası olarak gösterilen Ali Rıza ile ilk evliliğini yaptığı zaman küçük bir bebekti. Gerçek babası ile ilgili iki yorum mevcuttur:

(1) Genç Zübeyde’nin ilişki içerisinde olduğu Yenişehir (Larissa) mutasarrıfı Abduş Ağa,

(2) Kimliği bilinmeyen Selanikli bir Yahudi dönmesi. Ayrıca Hronos bir önceki sayısında Kemal’in Yahudi kökeni ile ilgili bilgi vermişti.

(Öldüğünde camiye götürülmemişti.) 

Ali Rıza öldüğü zaman, Zübeyde, zengin bir aileye sahip bir Türk Paşasıyla evlendi. Bu arada Kemal reşit olduğu zaman Paşa’dan miras istediğinde “h.s….tir piç” cevabını almıştır. 

Kemal askeri okuldan mezun olduğu zaman, Manastır’daki bir Yunan kızına âşık oldu. Tabii bu genç kızın ailesi, kızlarının bir Türk, aynı zamanda bir askerle olan ilişkilerini kabul etmedi. Araya Manastır metropoliti girerek durumu sultana şikâyet etti ve Kemal, emirle Libya çöllerine sürüldü.

Kemal’in Yunanlılara ve Ruhban sınıfına olan hıncı buradan kaynaklanmaktadır. Kemal’in 1923-1938 yılları arasındaki Türkiye diktatörü olarak yapmış olduğu çılgınlıklarla ilgili olarak, New York’ta 1973 yılında gazeteci Noel Barbier tarafından yayımlanmış olan “The Sultanss“ isimli tarih kitabını okumanızı öneriyoruz. Kemal’in piç soyu ile ilgili Rıza Nur’un anılarını bulup okumanızın imkânı yoktur. Çünkü bu yayın Türkiye’de yasaklanmıştır.

Selanik’te Kemal’in evi olduğu iddia edilen eve gelince, Yunan devleti tarafından Türkiye denen kültürsüz, vahşi ve doyumsuz canavarın saldırganlığının bir nebze önünün kesilmesi amacıyla iyi komşuluk göstergesi olarak. “Kemal’in (Anadolu’daki Helenizm’i yok eden) doğduğu ev” denerek bir eski ev verildi. Bu hediye, komşularımız saldırgan ve obur seslerini yükseltmesinler diye verildi. (Bununla Atina’daki hıyarlar, Şekspir’in Otello adlı eserinde “Lanetli Irk’ olarak isimlendirildiği Asya canavarını durdurabileceklerini zannettiler) Doğal olarak o eski evin gerçekten Kemal’in evi olduğu veya onunla her hangi bir ilişkisi olduğu yönünde herhangi bir gerçek kanıt mevcut değildir. 


DİYECEKLERİMİZ

Bu gazete yazısı bir ibret belgesidir. Genel yorumu, okuyucuların takdirindedir.

Yazının ilk paragrafında, iftiraların kaynağı Rıza Nur hakkında yazılanlara, ek olarak diyeceklerimiz var:

Rıza Nur, Mustafa Kemal’in yakın ve şahsi dostu değildir. Lozan Antlaşması’na Türkiye adına sadece İsmet İnönü imza koymuştur. 

Rıza Nur sürgün edilmemiştir. Eylül 1926’da Fransa’ya gider ve yerleşir.

Gidişi hastalığındandır.

Kaçıp kurtulma yoktur. Kaçması için bir sebep yoktur. Çünkü henüz Nutuk okunmadı, yayımlanmadı. Hainliği kamuoyuna mâl edilmedi. Kendisi de bunun intikamını almak için ittira üretimine henüz başlamadı.

Uydurmalarını (anılarını) Paris’e gidince yayıma başlandı. İki sene sonra, 1928’de Nutuk’u okuduktan sonra ancak yazmaya başladı. 1935 yılında 1960 yılına kadar yayımlanmamak koşuluyla British Museum’a verdi. 1967/1968 yılında 4 cilt halinde Türkiye’de yayımlandı.

Uydurmaları yayımlandığında kendisi sağ değildi, 1942’de ölmüştü. İftiraları ile yüzleşme durumunu yaşamadı.

Dolayısıyla hesap sorma, kanıtlanmasını isteme gibi bir durum olmadı ki, korkup kaçsın, sürgün edilsin.


Kaynak:Atatürk’ün Özel Yaşamı, İsmet Görgülü

1)Bkz. Şahsuvaroğlu, Bedii. Prof. Dr.; “Atatürk’ün Sağlık Hayatı“, Hürriyet Yayını, İstanbul, 1981; Şimşir, Bilal N.; ‘Atatürk’ün Hastalığı”, TTK Yayını, Ankara, 1989.

2)”Türk Parlamento Tarihi”, c.3, sf.868-871, TBMM Vakfı Yayını. Ankara, 1995. 

3)Rıza Nur, “Hayat ve Hatıratım“, s.1277, Ahmdağ Yayınevi, 1968; Aktaran: Turgut Özakman; “Dr. Rıza Nur Dosyası“, 3.136, Bilgi Yayınevi, 1995. 

4)Rıza Nur, 8.520, Turgut Özakman sf.103 

5)Turgut Özakman, s. 22-23, Atatürk Ansiklopedisi, Hazırlayan: Kemal Zeki Gençosman, c.7, s 50, May Yayınları, İstanbul, 1971

6)Güler, Ali; “Atatürk, Soyu, Ailesi ve Öğrenim Hayatı”, s.59, Ankara. 1990.

7)a.g.e., s. 60.

8)Güler, Ali; “Manastır Askeri Lisesi ve Mustafa Kemal Atatürk’ün Askeri Lise öğrenimi“, s. 35, Ankara, 1990.

9)”Atatürk, Soyu, Ailesi ve Öğrenim Hayatı”, s.60

10)Atatürk’ ün Söylev ve Demeçleri, c.lll, 3.39, 40, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 1999. 

11)”Atatürk, Soyu, Ailesi ve Öğrenim Hayatı”, s. 92 

12)”Atatürk ün Söylev ve Demeçleri“, c. H, s. 197, Ankara, 1959. 

13)”Atatürk Soyu ve Ailesi”, s. 73. 

14)a.g.e., s.73

15)a.g.e., s.60

16)Güler, Ali; “Hemşerimiz Atatürk”, s.133, Karaman Valiliği Yayını, Karaman, 2000

 

Bir Cevap Yazın