Atatürk Dönemi Dini Yayın Çabaları

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Ankara’da açılışından sonra oluşturulan vekâletlerden biri de Şer’iye ve Evkaf Vekâleti idi. Bu vekâlet ülkemizde din hizmeti, vakıfların idaresi gibi görevler yanında dinî yayın faaliyetlerini de üstlenmiş ve bu amaç doğrultusunda “Tetkikat ve Telifât-ı İslâmiye Heyeti” adıyla bir birim oluşturmuştu.

Atatürk Yalova’da

Heyetin oluşumunun hemen akabinde de kitap yayın faaliyetine başlanmıştı. Meclis Başkanı Atatürk’ün bu yayın birimini ve onun yayın faaliyetlerini desteklediğini görüyoruz. Nitekim yapılacak yayın faaliyetlerini düzenleyen 12 Kasım 1922 tarihli “Tetkikat ve Telifât-ı İslâmiye Heyeti Talimatnamesi”nin altında İcra Vekilleri Heyetinin imzaları yanında “Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi M. Kemal” imzası da bulunmaktadır. Osmanlı döneminin son yıllarını da, 20. yüzyılın başında yapılan düzenlemeleri bir kenara bırakırsak, kanaatime göre, son yüzyıl içerisinde dinî yayın konusunda yapılan en önemli düzenlemede sözünü ettiğimiz bu tüzüktür. Bu kurulun yayınladığı eserlerin ilki olan İslâm Tarihi’ni Atatürk bizzat okumuştur.

Gazi Mustafa Kemal 1 Mart 1923’te T.B.M.M’nin 1. Devre 4. Yasama Yılını açarken yaptığı konuşmada Şer’iye Vekâletinin son bir yıl içinde gerçekleştirdiği faaliyetlerini de değerlendirmiş ve bu bağlamda söz konusu kurulun kuruluş amacını ve yapılan çalışmaları şöyle dile getirmişti:

“Efendiler, Şer’iye Vekâleti geçen sene zarfında biri Şüra-yı İfta, diğeri de Tetkikat ve Telifât-ı İslâmiye adı altında iki heyet vücuda getirmiştir.. Tetkikat ve Telifât-ı İslâmiye Heyetinin vezaif meyanında hikmet-i İslâmiyeyi Garp nazariyat-ı ilmiye ve felsefeleriyle mukayese ve akvâm-ı İslâmiye’nin itikadi, ilmî, iktisadî hayatlarına ait işlerini tetkik ve neticelerini neşr eylemek, zikre şayan ehemmiyeti haizdir. Tetkikat için bir kütüphane tesis edildi. İstanbul’dan, Avrupa’dan ve Mısır’dan bir kısım kitaplar celp olundu. Ehemmiyetli birçok kitap da Avrupa ve Mısır’a sipariş edildi…”(1)

Atatürk Sivas’ta.

Sadece bu cümleler bile Atatürk’ün dinî yayın konusuna atfettiği önemi ortaya koymaya kâfidir.

Cumhuriyet dönemine gelince, aynen Şer’iye Vekâletinde olduğu gibi Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde de benzer bir kurulun oluşturulmasına çaba harcanmıştır. Sonuçta, sürekli yayın faaliyetinde bulunacak bir kurul oluşturulamamışsa da, bilindiği gibi Cumhuriyetin daha ilk yıllarında Meclis, dinî yayıncılık alanında çok önemli bir karar aldı. O günkü adıyla “Diyanet İşleri Reisliği”nin 21 Şubat 1341/1925’te ikinci bütçesi müzakere edilirken T.B.M.M, verilen bir önerge üzerine, devlet bütçesinden Diyanet İşleri Reisliğine özel bir ödenek ayrılarak Kur’an tefsiri ve hadis tercümeleri yaptırılmasını kararlaştırdı.

T.B.M.M’nin açıldığı daha ilk aylarda ve Cumhuriyetin başında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hizmetleri çerçevesinde yayın konusu üzerinde titizlikle durulmasının en önemli nedenlerinden biri, Batı dünyasında İslâm aleyhtarı yayın faaliyetlerinin İslâm’a saldın niteliği taşıyan yayınlardan bir kısmı Türkçe’ye de çevrilerek basılmıştı. Dönemin yetkililerine göre, yayın yoluyla İslâm’a yapılan bu saldırılara, İslâm’ı doğru anlatan eserlerle karşılık verilmeliydi. Başka bir ifadeyle, yayın yoluyla yapılan tahrifat ve tahribatın önüne ancak sağlam kaynaklara dayalı, ilmi usullerle yazılacak eserlerle geçilebilirdi. O halde İslâm, yapılacak ilmi çalışmalarla hem Batıya karşı müdafaa edilmeli, hem de Müslümanların, dinlerini çağın gerektirdiği bir düzeyde öğrenmeleri sağlanmalıydı.

İlk Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin Dini Yayın Konusuna Bakışı Başkanlığını Atatürk’ün yaptığı ilk Türkiye Büyük Millet Meclisinde, hükümeti oluşturan bakanlıklardan biri olan Şer’iye ve Evkaf Vekâletinin 1922 yılı bütçesi 25 Ağustos 1922 tarihinde görüşülmüştü. Dönemin Şer’iye ve Evkaf Vekili Abdullah Azmi Efendi, bütçenin “Esbab-ı Mucibe Lâyıhası”nı okurken, Vekâletin ve dolayısıyla ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin, dini yayın konusuna verdiği önemi ve bu alandaki hedeflerini şöyle dile getirmişti:

“T.B.M.M., Cihan-ı İslâm’ın pişvası olmak itibariyle Şer’iye Vekâleti bütün Müslümanların dini mercii olduğunu takdir ve bu noktaya özel önem verilmektedir. İnkâr edilmez bir hakikattir ki, bugün hâdiselerin icrası ile bütün cihanda büyük buhranlar, mühim inkılâplar vücuda geldi. Mevcut medeniyetin insanların hayatında açtığı rahneler, halkın omuzlarına yüklediği ağır yükler müthiş aksülâmeller meydana getirdi. Her tarafta dinî, siyasî, içtimaî, iktisadî çalkantılar ve ızdıraplar yüz gösterdi. Saha-i âlem büyük sarsıntılarla muvazenesini kaybederek büyük sosyal çalkantılara ve buhranlarına maruz bulunuyor. İfrat ve tefrit cereyanları günümüz insanlarını meçhul ummanlara ve belki girdaplara sürüklüyor. Bu cereyanlardan memleketimizin de müteessir olduğunu söylemek mecburiyetindeyiz. Geçmiş asırlardaki cereyanlar maalesef memleketimize de sirayet etmiş olduğundan dinin esaslarına karşı birtakım tereddüt ve şüpheler uyandırmış ve bu suretle ahlâk esasları, aile hisleri yavaş yavaş gevşemeye başlamıştır. Bütün halk sınıfları arasında dini ve içtimaî bağların gevşemeye başladığı, dinî duyguların zayıfladığı müşahede olunmaktadır. Bu halin devamı sosyal hayatımız için de pek vahim neticeler doğuracağından şüphe yoktur. Bu buhran, bu sosyal yara asırlardan beri dalmış olduğu uykudan uyanmak azminde bulunan biz Müslümanlar için kemâl-i dikkatle takip olunarak katiyen ihmal edilemeyecek bir büyük hadisedir. Bu buhranı, bu sosyal çalkantıyı gidermek için insanların ihtiyaçlarının her çeşidini meşru bir surette tatmin ile hem ferdin, hem de cemiyetin bugününün ve geleceğini, diğer tabirle bütün beşeriyetin tekâmülünü istihdaf eden Müslümanlık esaslarını iyi telkin etmemiz icap eder. Yapılacak telkinatla, yazılacak dinî ve ahlâkî eserlerle, mevizeler ve irşatlarla Müslümanlık duygularını canlandırmak, kalplere musallat olan şüphe ve tereddütleri ve bunun iras ettiği elemlerini yüreklerinden söküp çıkarmak, bizi daima istikbale hazırlayan bekâ ve ebediyet fikirlerini en kuvvetli bir surette yaşatmak lâzımdır. Beşeriyetin saadetini istihdaf eden Müslümanlık esaslarını neşir ve telkin etmekledir ki, hem kendi milletimizi, hem de beşeriyeti bu buhran’ı itikadı ve sosyal buhrandan kurtarabileceğiz.

Bu itibarla, yeryüzünde mevcut bulunan İslâm kavimlerinin sosyal halleri ve dini işlerini, İslâm ve medeniyet âlemindeki ilimleri, fikirleri ve ihtisasları, hayatın tavır ve neticelerini takip ve tetkik etmek, İslâm tarihinin işlerini, dâhil olduğu safahat-ı dinîye ve içtimaiyeyi tedvir etmek, Müslümanların terbiyeyi diniyesinin inkişafına çalışmak, elhasıl hakâik-i diniyenin neşir ve tamimiyle İslâmiyet’in ulviyetini ve bilcümle beşerin ihtiyaçlarını kâfi bir kanun-i fıtrî olduğunu herkese tanıttırmak için lâzım gelen tetkikat, telifat ve neşriyatı temin eylemek Şer’iye Vekâletinin en feyizli bir vazifesidir.“(2)
Kaynaklar: 1-Zabıt Ceridesi,1. Dönem, 4. Yıl, c.13, Açılış Konuşması
2-Zabıt Ceridesi, Dönem:1 Yıl:3, C.22, ss.340-342 (25 Ağustos 1338, 1922)
Atatürk’ün İslam’a Hizmetleri, Turan Bozkurt