Yusuf Ziya Ortaç – Orhan Seyfi Orhon, Dünyanın Kaybı

Rengin çizemeyeceği kalemin yazamayacağı, notanın haykıramayacağı bir matem içindeyiz: On sekiz milyon kalp, bir göğüste hıçkırıyor!

Bir milleti ölümden kurtaran adam öldü…

Hepimizin yüreğinde bir cenaze var. 

Baştan başa, yurdun her kapısından aynı tabut çıktı… Alnı secdeden parlamış yan kasketli ihtiyarların ak sakallarından yaşlar akıyor.. Ölüm muammasına yabancı çocuk gözleri ağlamaktan kızarmış… Evlerden sokaklara, sokaklardan evlere hıçkırık taşıyor…

Ve günler geçtikçe, suya düşen bir taşın halkaları gibi bu matemin genişlediğini görüyoruz; O’nun hayatı gibi, ölümü de hudutlarımızı aşıyor… 

Radyolar, O’nun acısıyla inleyen birer ağız, telgraf telleri, bu felaketle ürperen birer sinirdir.

Dünyanın her köşesinde bu yıkılan dünya için dövünenlerin sesleri geliyor. 

Macar matbuatı ağlıyor:

-Atatürk’ün ölümüyle dünya fakir düşmüştür…

Fransız matbuatı hürmetle baş eğiyor:

-Atatürk, yürüdüğü yolu bilen, harb sonu dünyasının yegâne devlet adamıdır…

Rumen matbuatı hayranlığını söylüyor:

-Atatürk’ün eseri, bütün dünya için bir haz ve refah mevzuu olabilir…

İngiliz matbuatı bir hakikati tekrarlıyor:

-Atatürk, düşmansız bir Türkiye bırakıp gitti…

Bulgar matbuatı kaybımızın hududunu çiziyor:

Dünya, bu derece müstesna olan bir adamın ölümünden sonra, artık eskisi kadar enteresan değildir…

Ne mi kaybettik?..

Hayır, yalnız biz ne kaybettik diye düşünmeyelim… Dünya ne kaybetti…


(Akbaba, 254. sayı, 17 Kasım 1938)


muamma: bilmece 

haz: hoşlanma 

matbuat: basın

Bir cevap yazın