Yabancıların Teessürü, Ahmet Şükrü Esmer, Son Telgraf

Yabancıların Teessürü, Ahmet Şükrü Esmer, Son Telgraf, 15 Kasım 1938

Geçen perşembe gününden beri gelen ajans haberleri ve radyoların sesleri, Türk Milletinin büyük yasına bütün dünyanın iştirak ettiğini bildirmektedir. Dost ve müttefik Balkan memleketlerinin gazeteleri, günlerden beri sayfalarını, Büyük Şefi’mizin, kendi milletine, dünya sulhüne ve insanlığa yaptığı büyük hizmetlerin izahına tahsis etmişlerdir. Şehinşah’ın emirleri üzerine İran sarayında bir aylık matem ilân edilmiştir. Uzak memleketlerin matbuatı da Atatürk’ün hayatı hakkında sayfalar dolusu yazılar yazmakta ve medeniyete olan hizmetlerini tebarüz ettirmektedirler. Şüphe yoktur ki Büyük Harp’ten sonraki devir içinde hiçbir insanın ölümü yeryüzünün her memleketinde bu derece derin teessür uyandırmamıştır. 

Bütün dünya Atatürk’ü tanıyordu. Çünkü Türk milletini kurtarmak, istiklaline kavuşturmak, Devlet mekanizmasını kurmak ve içtimaî ve kültürel sahada mütenevvi inkılapları başarmak yolundaki faaliyeti, dünyanın her memleketinde ve her sınıftan erkek, kadın büyük halk kütlelerini yakından alâkadar etmişti. 

Atatürk’ü ilk defa olarak dünya, harp sonunda kurulan enternasyonal sisteme karşı mukavemet etmiş bir general olarak tanımıştı. Osmanlı İmparatorluğu Büyük Harp’te mağlup olmuş, toprakları istilâya uğramış, parası yok, silâhı yok… Bu vaziyette bir generalin imparatorluk Almanyasını hezimete uğratan, Avusturya İmparatorluğunu dağıtan kuvvetlere karşı meydan okuması, birçok yabancıların gözlerinde, içinden çıkılmaz bir macera gibi göründü. Fakat milli mücadele muvaffakıyete doğru inkişaf ettikçe, teşebbüsün ciddiyeti anlaşıldı. O zaman yabancılar, kendi tabirleriyle ‘Kemalist’ harekete ehemmiyet vermeye başladılar. Kuruluş hareketimiz inkişaf ettikçe ‘Kemalizm’ de yeni bir mâna ifade etmeye başladı. Harpten sonra kurulan enternasyonal sistemin haksızlığına karşı mukavemet, hayat hakkından mahrum edilmek istenen bir milletin kurtuluşu uğrunda mücadele, milletlerin birbirleriyle münasebetlerinde müsavat prensipi. Bütün bunlar Kemalizm’in mâna ve şümulü içine giren mefhumlar olmuştur. 

Atatürk’ün içtimaî ve kültür hayatımızda yaptığı inkılâplar, kendini, politika işleriyle alâkadar olmayan halk tabakalarına yakından tanıtmıştır. Kadınlarımıza medenî ve siyasi haklarının temini, yabancı memleketlerde en geniş alâkayı uyandıran bir inkılâp hareketi olmuştur. Harf inkılâbı, dil inkılâbı, tarih araştırmaları, lâiklik, şapka giyilmesi, memleketimizin imarı yolundaki hamleler, şarka karşı az çok istihfaf ile bakan garp memleketlerini hayranlık içinde bırakmıştır. 

Atatürk’ün dünya barışı için mesaisi de her memlekette takdirle karşılanmıştır. Kendisi büyük bir kumandan olduğu halde milli kurtuluş mücadelesinin muvaffakıyete iktiran etmesi üzerine, lideri bulunduğu millete hedef olarak, sulh yolunda çalışmayı ve medeniyet yolunda yükselmeyi işaret etmesi, kendisini bütün sulh severlere sevdirmiştir. 

Asker Atatürk, sulhçü Atatürk, kurtarıcı, kurucu, yapıcı, koruyucu, inkılâpçı mesaisi millî ve beynelmilel hayatın her sahasına şamil olan bir dâhinin telkin ettiği sevgi ve saygı, hudutların içine sığabilir miydi? 

O’nu bütün dünya da tanıdı. Bütün dünya da sevdi. Ve şimdi bizimle beraber bütün dünya yasını tutuyor. 

Bir Cevap Yazın