Vatan En Büyük Evladını Kaybetti, Hakkı Süha Gezgin, Kurun

Vatan En Büyük Evladını Kaybetti Hakkı Süha Gezgin, Kurun

Atatürk, gözlerini yumdu. O’nun gibi bir adam için öldü sözü, daha asırlarca zaman söylenemeyecektir. 

Çünkü ölüm, ancak âcizleri, esersizleri, söndüren bir son nefestir. O’nun gibi arkasında koca bir vatan toprakları üstüne şanın, şerefin, akıl ve zekânın, kudret ve iradenin en yüksek eserlerini yazan bir yaratıcıya ölüm, elini süremez.

O’nu içine alan Türk toprağı, bir kere daha kutsallaşacak, bir kere daha kıymetlenecek.

Atatürk. tarihimizin göğsünde kâh bir kahraman gibi, kâh bir kurtarıcı gibi, bazan bir inkılâpçı olarak, fakat en çok bir yaratıcı olarak dolaştı. 

Eski cihangirlerin bastığı yerde ot bitmezdi. O’nun geçtiği yollar cennete döndü.

Dün, ölüm haberi, ortalığa yayılınca, memleket büyük bir acıyla sarsıldı. Yollarda miniminiler ağlıyor, gençler ağlıyor, orta yaşlılar, ihtiyarlar ağlıyordu. Adam dolu sokaklar, bir sancı kıvranışıyla bükülüyorlardı. Yara ve acı, her tarafta, her yüzde, her şeyde görünüyor. 

Başlar, yarı inik bayraklarda bir saniye durduktan sonra öne eğiliyor, herkes, kendi göz yaşlarını çiğneyerek yürüyor.

Dünyadan bu kadar insan gelip geçti… Hiçbirisi arkasında bütün bir ülkeyi böyle bir tek yürek haline koymadı.

Bugün, Türkün yarası var. Derilerimiz, pertavsız adeseleri gibi bu haberin acısını, alev ve taş yaparak içimize döküyor. 

Yalnız bir öksüz gibi değil, yetişkin bir evlât gibi Büyük Atamızın ardından ağlıyoruz. Yetişkin insanların bu türlü kayıplar karşısındaki ıstırapları elbette, küçüklerin acısından daha çok, daha derin ve çok daha parçalayıcı olur. 

Fakat olgun kafalar ve durulmuş ruhların kendilerine göre zengin teselli kaynakları da vardır.

Biliriz ki, Atatürk ikidir. Biri etten kemikten Atatürk, ki bir beşikle bir mezar arasına atılmış ömür köprüsünden geçecek ve doğduğu gibi ölecektir.

Öteki Atatürk’ün ise, ölümle, mezarla hiçbir alâkası yoktur. O, ebedidir. Türkiye için, Türk Milleti için olduğu kadar, dünya için ve insanlık için de ebedidir.

Atatürk’ün manevî şahsiyeti, bu vatanın topraklarına nurdan bir tohum gibi girmiş, başak, filiz vermiş, çiçek açmış ülkeyi baştan başa donatmıştır.

O’nunla bizim aramıza hiçbir zaman bir mezar giremeyecektir.

Ölülerin vasiyetleri, sağların emirlerinden ziyade kuvvetli olur. 

Atatürk, vakit vakit bu son gününü hatırlamış ve millete bu âkibetten sonraki vazifelerini de hazırlamıştır.

Gençliğe hitabesi, dünyada bırakılmış vasiyetlerin hepsinden üstün bir ruh ve fikir büyüklüğü taşır. 

Ciltler tutan nutku da, başımız sıkıldıkça, başvuracağımız bir şifa kaynağıdır. 

Bugün vatan, en büyük evlâdını kaybetmedi. O’nu sadece göğsünün derinliğine çekip aldı.

Tarih, gene onun izlerinde yürüyecek, kurtarıp yetiştirdiği millet gene O’nun kumandası altında zamanı, medeniyeti, hakkı ve şerefi fethe gidecektir.

Çünkü Ankara’da, Sivas’ta, İzmir’de, İstanbul’daki Atatürk ne ise, bizim için Ahiretteki Atatürk de odur.

Bir Cevap Yazın