Türklüğe Zulüm ve Hakaretler

Hatay Meselesi’nin cereyanında; Suriye’de yaşamını süren soydaşlarımıza altı ok, ay yıldız ve Atatürk armalarının yasaklandığını ve birçok zulme uğradıklarını dönem gazetelerinden bilmekteyiz.

Suriyeli Arapların zulümleri, Atatürk’ün Suriye’yi tamamen ele geçireceği fitnesine inanmaları ve Hatay’ın kendilerine ait olduğunu iddia etmelerinden kaynaklanmaktaydı. Atatürk dönemindeki gazetele,  bu tür birçok soru ve iftiraların gerçek olmadığını bizlere aktaracak önemli kaynaklar arasındadır.

“Benim hayatta yegâne fahrim (onurum), servetim, Türklükten başka bir şey değildir.“ “Yakınlarından Hatıralar“, s.95, derleme, Sel Yayınları, İstanbul. 1955.

Zaten dönemin gazeteleri Atatürk’ün ‘yurtta sulh cihanda sulh’ sözlerini kendisine ilke edindiğinden, Suriyeli Arapların böylesine endişeye düşmesini alaycı bir dille eleştirmiş ve Atatürk Türkiyesi’nin böyle bir amacı olmadığını aktarmaktan geri durmamıştır.

Suriyeli Araplara dönemin en nezih açıklamalarından diyebileceğimiz sözleri Peyami Safa ”Suriye Falcıları” adlı yazısında belirtmiştir:

”Ne oluyor bu Suriyelilere? Dişlerinin gıcırtısı hala kesilmedi. Cenevre Anlaşmasına rağmen, hala Sancak meselesinde, hiç bir mecbur olmadığımız halde sulhu korumak adına yaptığımız fedakarlıklara gözlerin sımsıkı yumarak, ağızlarını bir karış açıyor ve homurdanıyorlar.”

“Bana, insanlar üstünde bir doğuş atfetmeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek fevkaladelik, Türk olarak dünyaya gelmemdir.”Egeli, Münir Hayri; “Atatürk’ten Bilinmeyen Hatıralar“ s.15, İstanbul, 1959.

Nitekim demokratik ve diplomatik ülke olmanın hakkını veren Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk liderliğinde barışı bozmak adına adımlar atmamış, bir nevi Fransız-Arap oyunuyla yapılan her türlü kışkırtmanın tuzağına düşmeyerek, tamamen diplomatik yollarla hakkımız olan Hatay’ı vatan toprağına kazandırmayı başarmıştır.

“Anasının ve babasının asilliğiyle iftihar eden Teodoz, İtalya yarımadasına inmek isteyen Türk Atilla’ya barış görüşmesinden önce sormuş: ‘Siz hangi asil ailedensiniz?‘ Atilla da ona cevap vermiş: ‘Ben asil bir milletin evladıyım!’ İşte benim cevabım da size budur!” Ünaydın, Ruşen Eşref; “Atatürk Tarih ve Dil Kurumları (Hatıralar)” s.54, TDK Yayını, Ankara, 1954.

Atatürk dönemindeki bilinçli insanlarının Türklüğü, anlayış ve yaşayış biçimleri, bizlere örnek olacak nitelikte ve her daim örnek olmalıdır.

Çünkü o dönemin en çok satan gazetelerinden birinde, oldukça ustaca ve ders verir nitelikte, Türklüğe hakaret eden Kesişoğlu’na kızmalıyız ve teşekkür etmeliyiz şeklindeki bir haber gazetede kendine yer bulmuştu:

”Kızmalıyız: Çünkü Türklüğe hakaret etti. Teşekkür etmeliyiz: Çünkü uyuşmağa başlamış olan kanımızı harekete getirdi.” diye noktalanan ilk açıklamayı şu sözler takip etmektedir. ” En büyük kusurumuz, milli düşmanlarımızı unuturak affetmek, onlara müsamaha göstermektir. Mütakere senelerinde gördüğümüz hakaret ve rezaletleri, ihanet ve şenaatleri pek çabuk unuttuk ve affettik. Hronikacı rumlar bu ezeli kusurumuzu yüzümüze vurdular, unutkanlığımızı ve onunla beraber vazifemizi bize hatırlattılar. Kendilerinin 1453’ten, Fatih’in topları Bizans kalelerinin bürçlerini devirdiği günden beri asla unutmadıklarını bir daha gösterdiler. Bizim vazifemizin de Emin Bülendin dediği: TÜRK’ÜM VE DÜŞMANIM SANA, KALSAM DA BİR KİŞİ! ”[2]

“Türk, Türk olduğu için asildir…Çoğumuz, büyükbabamızın babasını hatırlamayız. Bütün soy gururumuzu, Türk olmanın içinde buluruz.” Egeli, Münir Hayri; “Atatürk’ten Bilinmeyen Hatıralar“ s.69, İstanbul, 1959.

Geçmişte Türklük en azami şekilde görüleceği üzere Rum ve Araplardan saldırıya maruz kalmıştır. Fakat günümüzdeki mesele çok farklıdır. Sosyal medyanın sağladığı rahatlık, bazı görmezlikten gelmeler ve hatta basın yoluyla bir kısım zümreye cesaret veren açıklamalar Türk’e ve Türklüğe yapılan haksızlık ve hakaretin önünü açmaktadır.

“…Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım(dır).” Faik Reşit Unat’ın “Ne Mutlu Türk’üm Diyene“ Türk Dili Dergisi. Sayı 146, 1963 makalesinden aktaran Utkan Kocatürk, “Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri” s.171-173, Ankara, 1984.

Düşünün ki Atatürk Türkiyesi’nde Türk’e hakaret etmek gazetelerde birinci sayfadan fotoğrafınızla teşhir edilmenize ve bu yüz kızartıcı sözler için yargılanmanıza neden oluyordu. Kısacası Atatürk Türkiyesi’nde Türk’e ağzına geleni söylemek elbette günümzedeki gibi öyle kolay değildi!

“Milli mevcudiyetimize düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı… ‘Türküm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!’ diyelim.”Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri“, c.2 s.143. Derleyen: Nimet Unan, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayını, Ankara, 1959.

Madam Eleni adındaki bir sanık bu sözlerin tam olarak örneği olmaktadır. Maznun, mahut tefrikada, ”Yunan ordusu Anadolu’dan kaçarken Orta Asya’dan gelen Türklerin 4 ayaklı hayvanlar gibi Yunanlıları takip ettiği” şeklinde sözleri üzerine haberin devamında yargılamanın ilerleyen günlerde devam edeceği ve 158’inci madde üç seneden aşağı olmamak üzere hapsi mültelzimdir, diye noktalanmıştır.[3]

O dönem adına Türklüğe hakareti elbette birkaç gazete haberi ile sınırlandırmak doğru olmaz. Bu konuda en detaylı ve önemli kaynak Devlet Arşivlerimizdir.

Atatürk’ün Cumhuriyeti kurduğu dönemden vefatına kadar Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’nin sadece dijital ortamında katalog taraması yaptığımızda 1032 kişi’nin isimleri ve yaşadığı memleketleri karşımıza çıkmaktadır. Bu kişiler Türklüğe hakaret eden ve hakkında takibat başlatılan kişilerdir, bu şahıslardan birkaç örnek ile kaynaklarından alıntılarla başladığımız yazımızı, Ziya Gökalp’in şu dizeleriyle sonlandıralım;

Deme bana “Oğuz, Kayı, Osmanlı…

Türk’üm, bu ad her unvândan üstündür…

Yoktur Özbek, Nogay, Kırgız, Kazanlı,

Türk milleti bir bölünmez bütündür…

Türklüğe hakaret eden Kayseri – Kebrin köyünde Cuma oğlu Çerkez hakkında takibat yapılmaması.[4]

Türklüğe hakaret eden Adana’da Komik Hüsamettin hakkında takibat yapılması.[5]

Türklüğe hakaret eden İzmir’den Arap Mehmet hakkında takibat yapılması. [6]

Türklüğe hakaret eden İstanbul’da Karabet hakkında takibat yapılması.[7]

Türklüğe hakaret eden Yemen Tüccarı Ahmet hakkında takibat yapılması.[8]

Türklüğe hakaret eden Urfa’da Hasan oğlu Derviş hakkında takibat yapılması.[9]

Türk Bayrağına ve Türklüğe hakaret eden Yunan makinist Manuksuz, Ağabıtosta, İtalyan Alagirdi, Deli Mihal oğlu Pandeli Hiristos ve Panayoti haklarında takibat yapılması.[10]

Hazırlayan: Göktuğ Sırkıntı


Kaynaklar : [1] 17 MART 1937 CUMHURİYET GAZETESİ

[2] 7 MART 1929 CUMHURİYET GAZETESİ

[3] 6 MART 1929 CUMHURİYET GAZETESİ

[4] BAŞBAKANLIK CUMHURİYET ARŞİVİ(BCA) YER NO: 40-251-2 TARİH:28.02.1935

[5] BAŞBAKANLIK CUMHURİYET ARŞİVİ(BCA) YER NO: 35-204-9 TARİH:15.09.1929

[6] BAŞBAKANLIK CUMHURİYET ARŞİVİ(BCA) YER NO: 35-205-3 TARİH:15.09.1929

[7] BAŞBAKANLIK CUMHURİYET ARŞİVİ(BCA) YER NO: 35-206-5 TARİH:28.09.1929

[8] BAŞBAKANLIK CUMHURİYET ARŞİVİ(BCA) YER NO: 32-183-15 TARİH:29.01.1927

[9] BAŞBAKANLIK CUMHURİYER ARŞİVİ(BCA) YER NO: 39-238-7 TARİH:02.11.1931

[10]BAŞBAKANLIK CUMHURİYET ARŞİVİ(BCA) YER NO: 39-244-14 TARİH:14.09.1932

Bir cevap yazın