Süleyman Nazif Bey’in; “Mustafa Kemal Paşa” İtirafı.

94 yıl sonra ilk kez burada yayımlanıyor. 94 yıldır hiçbir kitap ve süreli yayında yer almadı. 20 Mart 1923 tarihli İleri gazetesinde yayımlanan Süleyman Nazif Bey’in ilk kez gün ışığına çıkan makalesi sayfa dostlarıma armağanımdır.

Süleyman Nazif Bey’in 20 Mart 1923 tarihli İleri gazetesinin 1. ve 2. sayfasında yayımlanan makalesini; Arap harflerinden yeni alfabemize aktardım. Günümüzde artık kullanılmayan bazı sözcükleri – kısmen – Türkçe karşılıklarıyla değiştirdim. Silik çıkan bazı okuyamadığım sözcüklerin yerine … işareti bıraktım.

Süleyman Nazif Bey, Mehmet Akif Ersoy ve daha birçok dindar aydınımızın benim gönlümde müstesna yeri var. Onlar Mustafa Kemal Paşa’yı çok sever bunu iyi bilirim. Ne yazık ki devrin şartlarından menfaat uman birtakım kurnaz araştırmacı ve yazar tarafından hep sansüre uğrarlar. Buna devamlı şahit olur ve de; ne çok üzülürüm. İşte 94 yıl sonra ilk kez bu sayfada yayımlanan Süleyman Nazif Bey’in Mustafa Kemal Paşa hakkındaki samimi düşünceleri ve itirafı:

“Büyük Kurtarıcı” (Müncî-i Azam)

Muharriri; Süleyman Nazif

Gazi Mustafa Kemal Paşa, düşman ayağı ile çiğnenmekten kurtardığı şehirlerden birinde: Adana Belediye dairesinde iki gün evvel; en güzel nutuklarından birini söyledi. Umumi şükranı Büyük Kurtarıcı’ya bir kere daha bildiren Belediye Reisi’nin nutkuna; Paşa irticalen cevap verirken:

“…Milli davamızda benim de mesaim geçmişse ve bu mesaide; kuvvet, icraat ve muvaffakiyet varsa; bunu şahsıma ithaf etmeyiniz. Ancak ve ancak bütün milletin manevi şahsına atfediniz..”

Pek soylu bir alçakgönüllülükle söylenmiş olan bu sözde; hakikatle tevazuunun ne derecelerde mündemiç bulunduğunu burada tarafsızca tetkik etmek isterim.

Felsefe-i Askeriye’yi tamamıyla anlamış olan Von der Goltz; Millet-i Müselleha adıyla dilimize de tercüme edilen meşhur eserinde diyor ki: Bazen kabiliyet-i askeriyesi büsbütün sönmüş zannedilen bir kavimin başına bir askeri deha geçerek harikulade hareketler gösterebilir. Nadir Şah’ın İran tarihindeki vakası gibi.

Mustafa Kemal Paşa, bayrağımızı düşmüş olduğu yerden kaldırarak, eline aldığı zaman bizim kabiliyet-i askeriyemiz sönmemiş, fakat o kabiliyeti tahrik ve izhar edebilecek her kuvvet, her vasıta elimizden alınmış idi. Anafartalar’ın genç kahramanı yalnız yed-i azminde, bin kurşunla delik deşik olmuş bir bayrak ve kalbinde hiçbir kaza ile yıkılmayacak ve durmayacak bir kurtarma şevki olduğu halde meydana atıldı. Vatanımızın serhatlarından başka Galiçya’da, Dobruca’da, Makedonya’da hatta Ayranoz’da çılgın bir israf ile harcanan Türk ordusundan; bir milyon cenaze ile pek acı ve kahır bir mağlubiyetin yarasından başka bir şey kalmamıştı. Mustafa Kemal’in ayağa kalkmasına herkes:

Çılgınlık!…

Dedi. Ben de bunların arasındaydım. Millet uzun seneler doğrulamayacak kadar yorulmuş. Vatan kendi evladının cenazeleri üstünde geceleri ölüm ve matem terennüm eden baykuşların sesini bile işitemeyecek kadar derin ve hummalı bir uykuya dalmıştı. Mustafa Kemal’in gösterdiği azim ve ümit; bu ölümlü uykuyu def etmek için kafi görülmüyordu. Bu kifayetsizliği, bu imkansızlığı akıl, hesap, mantık ile insaniyetin en az on bin senelik tecrübe ve birikimi ansızın evlada tasdik ve ilan etti. Herkes ve her şey Mustafa Kemal’e, Mustafa Kemal’in elindeki bayrağa; o bayrağın etrafında toplanan üç beş adama ve bu üç beş adamın üstünde çalıştığı topraklara acıyordu. Yalnız akıl, hesap, mantıkla insaniyetin on bin senelik bir araya gelen tecrübe birikimi değil, yorgun ve bezgin halkımızın büyük bir kısmı; bu huruç sahibinin her teşebbüsünü bir hareketi son çırpınış telakki etti. Ve ona düşmanlık hissetmeyenler bile acıdılar.

Asya’nın batısından Akdeniz’in sahillerinden terakki eden ülkeleri tahribe karar vermiş bağnaz Avrupa, kast ve ihanetine kendi ordularından, kendi vesait kahır ve efnasından ziyade hadim ve iştahını alçakça tatmin yolunda her hıyanet-i milliyeyi göstermeye hazır ve düşkün bir Padişah bulmuştu. Bu Padişah, namına icra-ı hilafet ettiği bir Peygamberin şeriatından düşman bayrağına hıfz ve zafer nesheleri astırdı. Ve kırılacak ellerindeki … İslam’ı Yunan ordusunun önünde; arkasında koşturtmak istedi. Padişah Vahdettin Mustafa Kemal’in Kral Konstantin’den fazla düşmanıydı. Mustafa Kemal Paşa’yı Kral Konstantin esir etseydi, belki büyük bir vatanperverin müstahak olduğu her hürmet ve ikramı gösterir ve ona kılıcını iade eder, fakat Padişah Vahdettin’in eline geçse idi. Onu muhakkak kurşuna dizdirirdi. Allah’tan cihat emrini telakki eden bir peygamberin o sahte halifesi, Nemrut Mustafa Divan-ı Harbi’nden çıkarmış idam hükmüne; cihat ayetinden fazla kutsiyet atfetmiş ve iman bağlamıştı. İşte Mustafa Kemal Paşa; asilikten gaziliğe, gazilikten Büyük Kurtarıcılığa tahtı tarihine ufaktan vesaitle bu mahşer mevani karşısında savud ve cülus etti. Mustafa Kemal ismini tarih-i İslam en yüksek sayfasına Hazreti Peygamberin adından sonraki ilk satırlara kayd ile müebbeden tebcil edecektir.

Bugün Büyük Kurtarıcı olan o büyük adamın ilk teşebbüsünden son muvaffakiyetine kadar her hareketini dört seneye yakın bir müddet şüpheden ve korkudan yeise intikal eden bir bakışla daima takip ettim. Kan ve ateş sebil şeklinde İnönü’ye kadar gelen düşman istilasının; burada bir müddet irkilme ve durması bana sürekli bir ümit vermemişti. Çünkü Karahisar’la Eskişehir’in sükutu, İnönü muzafferiyetini bir hakikat olmaktan çıkarmış, yad-ı tahassürü-feza bir rüya haline koymuştu.

Sakarya hezimeti bile, düşmanın tamamen imhasıyla neticelenmiş bir muvaffakiyetimiz değildi. Düşman Anadolu’nun göbeğinde ve Türk’ün en güzel iki vilayetinde çelik kalelere yerleşmişti. Ve Avrupa’nın, Asya’nın, Amerika’nın askeri uzmanları Yunan Cephesi’nin yarılamayacağını ilan ediyordu. Türk’ün bu büyük oğlu Karahisar Cephesi’ne ilk havale ettiği yumrukla yalnız ırk ve vatan düşmanının değil fünun hazirenin de beynine bir darbe indirdi. Milletlerin birbirini boğazlamaktan vazgeçecekleri zamana kadar – ki … pek uzaktadır – Mustafa Kemal Usulü Harbi askerliğin tarihinde, fünunda ve her milletin mekteplerinde enine boyuna tetkik ve tedris olunacak.

Ben mucizeler devrinin çoktan kapanmış olduğuna kani idim. Fransa’nın halihazırda en büyük yazarlarından olan Romain Rolland’ın geçenlerde okuduğum bir eserinde şu satırlara tesadüf ettim.

“…Bir şaniyet mesturenin zuhuruna kehanesine insanlar mucize ıtlak ederler. Eşhas ile akvamı en iyi tanıttıran nagehani tehlikelerdir. [1]”

Dokuz sene evvel bir Fransız edibinin söylediği bu sözü; hiçbir olay Mustafa Kemal Paşa ile onun kavmi kadar açık ve canlı surette ispat edemedi.

Ben Büyük Kurtarıcı’nın Adana Belediye dairesindeki sözünü burada tekzip değil, tashih daha doğrusu ikmal edeceğim.

Milli davamızda onun ve bilhassa onun mesaisi geçmiştir. Ve bu mesaide kuvvet, icraat ve muvaffakiyet vardır. Bütün milletin Manevi şahsiyeti mesai ve muvaffakiyet gerçeğinden kendi öğünme hissesini alır. Fakat Mustafa Kemal Paşa’nın şahsına ithaf edilmesi kim tarafından ve ne kadar tevazuuyla söylenmiş olursa olsun haksız bir iddiadır. Bu iddianın iradında milletin kalp ve şükranı tarihi ile birlikte, Bozkırın, Konya’nın, Yozgat’ın bir kısım halkı gibi, isyan eder. Ve Paşa’nın ne nezaketi ve ne şiddeti bu isyanı teskin etmeye kadirdir. Gazimizden rica ederiz: Kurtardığı milleti küfran nimet vadilerine sevk etmesin. Ve buna alıştırmasın.

Bu mesai muvaffakiyetin ne kadarı Mustafa Kemal Paşa’nın şahsına atfedilebilir? Bunu tetkik için tarihten birkaç misal alacağım.

Yavuz Sultan Selim’e en büyük kahraman diyoruz. Gerçekten bugüne kadar öyle ve en büyük kahramanlarımızdan biriydi. Fakat bu adam babasının cenazesine basarak tahta çıkarken, iki yüz senelik cidal ile çelik kesilmiş bir ordunun başına geçmişti. Devrinin en büyük zaferi Çaldıran vakasıdır. Bu muzafferiyeti ancak düşman ordusunda top bulunmaması ve mezhep ihtilafının o vakit İran tabiiyetinde bulunan bir kısım Şark vilayetlerindeki cesur ve cengaver halkı; Şah İsmail aleyhine çevirmesi sayesinde Yavuz Sultan Selim elde etmişti. Biri maddi, diğeri manevi bu iki kuvvetli vasıta-ı muvaffakiyet ise Mustafa Kemal Paşa’nın karşısına … dikilmişti. Topsuz, tüfeksiz, her taraftan düşmanlarla muhata olduğu halde, yalnız azim ve ümit ve bir avuç iman sahibi ile bu Türk oğlu dünyaya karşı durdu.

Selahaddin Eyyübi’ye kısmen benzer. Vakıa o Mücahit ve Büyük Kurtarıcı’da Ehl-i Salip’in bitmez, tükenmez taarruzlarını durdurmakla; nihayet Asya’yı Garbı’ndan tart ve ihraç etmişti. Ve ona da .. dinsiz imansız bir halife – Vahdettin’in Mustafa Kemal’e tassalutu gibi – musallat olmuştu. Fakat Selahattin muhtaç olduğu silahları kendi memleketinde imal ettirirdi. Ve medeniyet ve vesait-i maddiyece kendi milletinin … bulunan bir düşmanla uğraştı. Bundan başka Selahattin Eyyübi; Mustafa Kemal gibi halkın bağrından çıkmamış, az çok hükümdarlığa yaklaşmış bir aileden doğmuştu. Suriye ve Filistin o vakit Avrupa’ya pek uzaktı. Bugün ise İzmir’den Sakarya’ya kadar olan yerler adeta Avrupa’nın göbeği ve Avrupa’dır.

Napolyon, asırlık bir orduyu, vatanperverlik ateşiyle .. Fransa inkılabıyla …. teslim etmişti. On beş seneyi aşkın bir müddet bu orduya Moskova’dan Madrid’e kadar Avrupa’nın şimalini, cenubunu yakıp, yıktırdıktan sonra, memleketinden pek ziyade uzaklarda, son nefesini .. savurdu.

Mustafa Kemal’i bir fark ile yalnız Hannibal’e benzetirim. İmkansızlıkla son dereceye kadar mücadele eden Kartacalı kahramanın hayat öyküsü beni tam kırk senedir … mütehassis eder. Zavallı büyük adam muvaffak olsaydı. Şimali Afrika’nın Mustafa Kemal’i olurdu. Mustafa Kemal Garbi Asya’nın, fakat muvaffak olmuş Hannibal’dir. İşte son mesai ve muvaffakiyetimizde Mustafa Kemal Paşa’nın mevki ve hissesi.

Mustafa Kemal’i büyütmek onu yetiştiren milleti büyütmektir. Böyle harikulade adamları tevlide her kavimin … istimdadı kadar olamaz. Mustafa Kemal’in şan ve şerefi milletine ait ve milletinin malıdır. Çünkü o millet kendisinden başka bir şey değil. Mustafa Kemal olmasaydı millet bu son harikuladeyi gösterebilir miydi?

Bu millet olmasaydı, Mustafa Kemal o muzafferiyeti istihsal edebilir miydi? Yine bilmem!. Bildiğim şudur ki Mustafa Kemal’in vazifesi milletine daima hizmet etmek, milletin borcu Mustafa Kemal’ini daima sevmektir.

Nişantaşı, 19 Mart 1923

Süleyman Nazif


Dipnot: [1] Les hommes appellent miracle apparition subite d’une réalité cachée. C’est le brusque danger qui fait le mieux connaître les individus et les peuples.

İleri gazetesi, Münci i Azam, 20 Mart 1923, sayfa: 1-2


Atilla Oral