Sofya’daki Kıyafet Balosunda Bir Yeniçeri

Mustafa Kemal Bey’in yeniçeri kıyafeti ile baloya gittiği gece yaşadıklarını Altan Deliorman şöyle anlatır: 

1914 İlkbaharının, Balkan iklimine göre oldukça ender bulunan bir gününde, Türk Elçiliği’nin kapısını çalan postacı, sekiz on gün sonra yapılacak bir balonun davetiyesini getiriyordu. Bulgarlar bu baloya çok önem vermekteydiler. Zira, baloyu en büyük yortularından biri münasebetiyle yapan Bulgarlar, bu kutsal günlerine “Kiril Metodi” adını vermişlerdi. Kiril Metodi; yani Bulgar alfabesinin tespit ve tanzim edildiği gün. Bu yortunun Bulgar milli hayatında çok önemli bir yer tutması boşuna değildi. Milli alfabenin düzenlenmesiyle istiklal yolunda büyük bir hamle yapmış oluyorlardı. 

Kiril Metodi münasebetiyle her yıl verilen kostümlü balonun bu sene de tertip edileceğini genç Türk ataşesi daha evvelden biliyordu. Onun bütün dileği bu baloda nazarları üzerine toplamak, böylece diğer memleketlerin bilhassa “İtilâf-ı Müselles” devletlerinin kordiplomatiğine karşı manevi bir üstünlük sağlamaktı. Günlerce düşünüp taşındıktan sonra baloya yeniçeri kıyafeti ile gitmeyi kararlaştırdı. Bu kıyafet gerçekten çok ihtişamlı idi. Sonra, bir özelliği daha vardı ki, Mustafa Kemal’in asıl hoşuna giden de oydu. Attila’nın Hunlarından bin yıl sonra, Gazi Süleyman Paşa’nın kumandasında Çanakkale Boğazı’nı geçerek Gelibolu kıyılarına ayak basan biz Türkler, ta Viyana kapılarına kadar bu kıyafetle yürümüştük. “İlerle diye haykıran ak tolgalı beylerbeyinin emrinde, Tuna’yı, bir yaz günü kafilelerle geçerek” Diyar-ı Küfr’ü fethe giderken, güneşin ışıkları serpuşlarımızın altın tellerinde parıldamıştı. Kanije’de insan zekâsının zirvesine tırmanılırken, Uyvar’da beşer gücünün son damlaları harcanırken zaferi kurtaran ve koruyan bu yatağanlarımız değil miydi? Niğbolu, Mohaç, Zigetvar… ve daha binlerce irili ufaklı zafer müjdesini payitahta ulaştırmak için kanatlanan atların üzengilerinde, bu ucu kıvrık, hafif ve zarif çizmelerimiz çılgınlaşmamış mıydı? 




Mustafa Kemal’in bunları hatırından geçirmesinde elbette bir sebep vardı. Bütün devletlerin, bir yanda Kraliyet İngiltere’sinin, Cumhuriyet Fransa’sının, Çarlık Rusya’sının; bir yanda militarist Almanların, sanatkâr Avusturyalıların Sofya’daki diplomatları korkunç bir yarışa çıkmışlardı. Bulgar siyasi çevrelerini ve umumi efkarını en çok tesir altında bırakacak taraf, bu devleti kendi cephesine çekebilecekti. “Saint George Piyadesi” denilen İngiliz altınının, Rusların İslav Birliği propagandasının ve Fransız sempatisinin karşısında fakir ve savaş malülü Osmanlı Devleti hangi kozları oynayabilirdi? Tek ümit psikolojik hamlelerdeydi, Binbaşı Mustafa Kemal’in de yeniçeri kıyafetinden beklediği buydu.

Kıyafet balosuna yeniçeri elbisesiyle gitmeyi böylece kararlaştırdıktan sonra Mustafa Kemal, emir eri Nuri’yi, eski arkadaşı Kızanlıklı Cevad Bey’e gönderdi. Ona bir mektup yazarak, yeniçeri kıyafetinin birtakım faydalar sağlayacağını düşündüğünü ve bir mahzur yoksa bu kıyafetin Askeri Müze’den alınarak kendisine yollanmasını istedi. Cevad Bey’de Mustafa Kemal’e karşı hayranlıkla karışık bir sevgi vardı. Derhal elbiseyi hazırlattı, itina ile bir paket yaptırdı ve Nuri’ye teslim etti. Nuri de bu kıymetli emaneti ihtimamla muhafaza ederek Mustafa Kemal’e getirdi. 

Mustafa Kemal, elbiseyi, balodan önce evde giyerek prova yaptı. Belinden yukarı ve aşağı kısımları vücuduna uygun geliyordu. Fakat serpuş yatağan çok ağırdı. Başı rahatsız oluyordu. Lâkin, artık başka çare yoktu. Mustafa Kemal ile aynı evde kalan ve gece gündüz beraberinde bulunan Varna Mebusu Şakir Bey de baloya gelecekti. O gece giymek için bir Deliorman elbisesi getirtmişti. Mustafa Kemal, bu elbiseyi görünce, “Eyvah, bana zorlu bir rakip” diye düşündü. 1900 yılları Avrupa’sını hayran bırakan Kara Ahmetlerin, Koca Yusufların kıyafeti hakikaten çok güzeldi. Fakat, boyu 180’den uzun, iri yarı, yakışıklı ve henüz 29 yaşında bir genç olan Şakir Bey, bu elbisenin içine bir türlü sığamadı. Gözleri ve aklı o kıyafette kaldığı halde, mecburen başka bir elbise giydi. 

Nihayet 11 Mayıs 1914 Kiril-Metodi geldi. Balo büyük bir itina ile hazırlanmıştı. Kral sarayının hemen yakınında bulunan Voyennen Kulüp’ün(1) geniş ve bol ışıklı salonu, bir savaş öncesinin belki de son ve en muhteşem gecelerinden birini yaşamaya başlamıştı. Voyennen Kulüp, ”Gratsko Gradina” denilen Şehir bahçesinin karşısında büyük bir bina idi. Dört köşesinde birer geniş kule yükseliyordu. Cephesindeki ilk iki katın uzun mermer sütunları Got ve İyon mimari tarzının bir karışımı intibaını bırakıyordu. Birinci kattaki geniş balkonda, askerî bando, akşamları millî marşlar çalardı. 




Baloya, Mustafa Kemal kadar bütün Sofya sosyetesi de kıymet veriyordu. Erkekler orijinal kıyafetler tasarlamışlar, kadınlar şık ve dekolte tuvaletler diktirmişlerdi. Salonlar doldukça orkestra, o zamanın en beğenilen parçalarını daha coşkun çalıyor, davetliler daha fazla eğleniyor salonların yüksek tavanlarında genç kahkahalar çınlıyordu. İngiliz, Fransız, Rus, Alman, İtalyan elçileri, askeri ataşeleri, Bulgar nazırları, profesörler Sobranya(2) üyeleri ve diğer memleketlerin siyasi temsilcileri birbirlerine komplimanlar yaparak, kısık ve gevrek kahkahalarla gülerek, neredeyse patlayacak olan büyük savaştan sanki hiç haberleri yokmuş gibi mesut ve neşeli görünüyorlardı. 

Bir aralık ortadaki büyük salonun kapısında hafif bir dalgalanma oldu. Davetliler açıldı. Havada hayret ve takdir sesleri çalkalandı. Sonra iki-üç hafif alkış sesi duyuldu. Alkışlayanlar Bulgar Başvekili Radoslavof’un, Harbiye Nazırı Kovaçef’in ve mebus Açkof’un genç, güzel ve kültürlü kızları idi. Başlar bu alkışların muhatabına döndü, gözler biraz da haset ve hayretle açıldı, alkışlar yayıldı, çoğaldı ve bütün salonu kapladı. İşte orada, kapının hemen yanında, dik, mağrur ve yakışıklı bir sarışın yeniçeri, eli yatağanının sapında, gözleri sevinç ve memnuniyetten ışıl ışıl yanarak duruyordu: 

Türk Ataşemiliteri Mustafa Kemal.

Orkestra yeni bir parçaya başlarken, Mustafa Kemal, etrafını saran davetlilerin ellerini sıkarak, hatırlarını soruyor, ortaya doğru ilerliyordu. Avusturya Hariciye Nazırı’nın kardeşi ve Avusturya’nın Bulgaristan Elçisi olan Von Massov, Almanya’nın Sofya Elçisi Von Hohn, hemen koşarak Mustafa Kemal’in yanına gelmişler, sanki bu genç yeniçerinin şahsında Türk Tarihinin en azametli devirleriyle el ele verdiklerini, “İtilaf-ı Müselles” mümessillerine göstermek ister gibi gururlanmışlardı. 

Mustafa Kemal, o gece pek neşeliydi. Konuşuyor, gülüyor, eğleniyordu ve eğlendiriyordu. Bütün genç diplomatların etraflarında dönerek kur yapmaya çalıştıkları Bulgar kızlarını dansa kaldırıyor, onlarla tanışıklığını daha da ilerletiyordu. Genç Ataşe bilhassa Kadril dansını gayet iyi oynamaktaydı. Orkestra bu dansın parçalarını çaldıkça hiç kaçırmıyordu. 

Saat 12’yi bulduğu anda birdenbire elektrikler söndü, işaret verildi ve maskeler çıkarıldı. Herkesin ittifak ettiği husus birinci mükâfatın yeniçeri kıyafetine verilmesiydi. Biraz sonra netice bildirildi: birinciliği Mustafa Kemal kazanmıştı. 

Kral Ferdinand da Kraliçe ile beraber baloda bulunmaktaydı. Mustafa Kemal’i davet ederek iltifatta bulundu. Kıyafetini ve başarısını tebrik etti. 

Gece yarısından sonra balonun havası daha hareketlenmiş, davetliler daha çok eğlenmeye başlamışlardı. Müzik, dans, şampanya ve kahkaha… Sabahın, artık erken belirmeye başlayan ilk ışıkları büyük ve kalın perdelerin arasından henüz süzülmeye başlamıştı ki, Mustafa Kemal ve etrafındaki grup Askeri Kulüp’ten ayrıldılar. Kulübün geniş merdivenlerinden inerken, İspanyol Maslahatgüzarı, Mustafa Kemal’in koluna girmiş, hararetli hararetli bir şeyler anlatıyordu. Bu, esmer, ince bıyıklı ve ablak suratlı bir adamdı. Biraz fazla kaçırdığı içkinin tesiriyle olacak, bağıra bağıra konuşuyor, caddede çınlayan kahkahalar atıyordu. Türk ve İslâm eserlerine âşık olduğunu söylüyordu. Kim bilir, belki de Tarık ibn-i Ziyâd’dan İspanya topraklarına kalan bir hâtıraydı bu. 

– Monşer, diyordu. İspanyol müziğindeki oryantal havaya bayılırım. Gelirseniz göreceksiniz ki evimdeki bir odayı tamamen şark stili döşedim. Perdeler, sedirler, motifler..

Israrlarına dayanamadılar, Maslahatgüzarın evine de uğradılar. Hakikaten evin bir odası Şark usulü döşenmişti. Duvarlarda cami pencerelerini andıran motifler, pencerelerde Şark işlemeleriyle süslenmiş perdeler duvar kenarlarında alçak sedirler ve yer minderleri… 

Konuşmalar uzadı, mevzu değişti, derinleşti, kadehler yeniden doldu boşaldı ve ortalık aydınlandı. O zaman Şark meraklısı İspanyol, Mustafa Kemal’e: 

– Dostum, dedi, bu kıyafetiniz tam benim evime yakışacak bir kıyafet. Burada bir resim çektirseniz?

Derhal perdelerle bir fon yapıldı. Mustafa Kemal poz verdi ve resim çekildi. Bu, sonradan meşhur olan, kopyaları yapılan, Mustafa Kemal’e daima o geceyi hatırlatacak olan resimdi.(3) (4)


Atatürk’ün Sofya’da Giydiği Yeniçeri Kıyafeti İstanbul’dan Nasıl Getirildi

Yeniçeri Kıyafetli Mustafa Kemal İstanbul Gazetelerinde


(1) Askeriye Kulübü

(2) Bulgaristan Milli Mebusan Meclisi

(3) Altan Deliorman, Mustafa Kemal Balkanlarda, Türkiye Yayınevi, 1959

(4) Atilla ORAL, Şakir Zümre