‘Samiler’in Tarihi

BU GÜNKÜ ARAPÇI BAKIŞ AÇISINI, ARAP – İSRAİL – ABD İLİŞKİLERİNİ VE TÜRK MİLLETİNİ TARİH SAHNESİNDEN SİLMEK YÖNÜNDE YÜRÜTÜLEN OYUNLARI ANLAMAK BAKIMINDAN ESKİ ÇAĞ TARİHİNDE BİR GEZİNTİYE ÇIKIYOR “SAMİLER”İN TARİHİNİ ANLATIYORUZ.

Değerli Arkadaşlarım,

Türk Kavim ve devletleri ile komşularımız arasında geçmişten bu güne devam eden ilişkilerimiz konusundaki sorulara cevap vermeye devam ediyor, bu günkü yazımıda da Eski Çağ Tarihinde önemli yere sahip Bâbilliler, Amurîler (Amurrular), Ârâmîler, Süryânîler, Nabatîler, İbrânîler Araplar ve Habeşler gibi kavimlerin atası Samiler ve Eski Çağ Türk Kavimleri ile Samilerin ilişkilerini anlatıyoruz.

Sevgili Okurlar,

Sami’ler, dolikosefal Akdeniz tip insan guruplarına dahil olan kavimlerdendir. Bu kavimlere Sami adı verilmesi, Tevrat’ın tufandan sonra insanları Nuh’un oğullarından üreten rivayetleri ile alakadardır. Bunlar, vaktiyle kuzeyi Afrika’yı işgal eden Hami ırkın yakın akrabasını teşkil ederler. Sami ve Hami dillerin kökleri arasındaki benzerlik ve bağlılık bu yakınlığın ana izleridir.

Sami’ler pek çok dağılmış ve muhtelif etnik guruplarla karışmış olduklarından bunlar arasında halis Sami tipi bulabilmek mümkün görülmemektedir. Sami ırkın halis antropolojik tipini Arap müverrihlerinden İbni Haldun’un “Arabı Aribe” ve “Arabı Arba” dediği eski Araplarda aramak yerinde olur. Bu gün iç Arabistan’da görülebilen Sami tip, iri yapılı, uzun yüzlü, siyah gözlü ve siyah saçlı, gaga burunlu dolikosefal bedevidir. Bu tip tarihte ilk defa Sumer’lerin Mezopotamya’da tarihi medeniyetlerini kurdukları zamanlarda Fırat’ın Batısında, Suriye – Irak çöllerinde göçebe bir halde görülmüşlerdir.

Mısır vesikaları, Milattan önceki dördüncü binin sonlarına doğru Sami dediğimiz bu tip kabilelerin Sina yarımadası etrafında göründüklerini bildirdikleri gibi Sumer’lere ait tabletler de bu tip insanların yine aynı tarihlerde Fırat nehrinin Batı kıyılarında, Irak ve Suriye arasındaki çölde dolaşmaya başladıklarını göstermektedirler.

Bu Sami Topluluklar’ın ilk kez nereden çıkıp nerelere yayıldıkları üzerinden birçok görüşler ortaya atılmıştır. Bugün genel olarak benimsenen görüşe göre; Mezopotamya, Suriye ve Filistin’e Sami bir ülke görünüşü veren yayılmalar, İç Arabistan’dan kuzeye çıkmış Sami Çöl bedevisi topluluklarca olmuştur.

Ünlü jeologların, buzullar döneminden hemen sonra, Arabistan’ın bugünkü kum çölleri ve kurak bölgeleri yerinden sık ve geniş ormanların, büyük ormanların bulunduğu, iklim koşullarının insanların üreyip çoğalmasına elverişli olduğu, ancak buzulların kuzey sınırı daha yukarıya gidince, Orta-Asya ve Büyük Sahra’da olduğu gibi, Arabistan’da da yavaş yavaş kendini duyuran bir kuraklığın başladığı yolundaki görüşler bu görüşü desteklemektedir.

Esenlik içinde yaşamaya ve üremeye elverişli bir iklimin sürdüğü çağda, Arap Yarımadası’nın güney ve orta kesimlerinde gittikçe çoğalmış olan Samiler, kuraklık başladıktan ve yaşama koşulları zorlaştıktan sonra, yavaş yavaş çölleşen Arabistan’ın, eski çağlarda alabildiğini çoğalmış olan insan yığınlarını beslememesi üzerine, üçüncü binin başlarında yarımadanın ortasından dışına doğru Afrika (Habeşistan ve Mısır)’ya, Mezopotamya’ya, Suriye’ye akmaya başlamışlardır ki bu göç yürüyüşleri, tarihte derin izler bırakacak ölçüde ve sürekli olmuştur.

Mevcut arkeolojik ve paleoekolojik bulgulara dayanarak ortaya konumu başka bir varsayım seçeneği, daha uygun gözükmektedir. Varsayım, Sami dili konuşanların ilk anayurdunu Arabistan ve Suriye ovalarındaki çöllük alanlara yerleştirmektedir. Yeni veriler, insan gruplarının bu yörelere çok erken bir aşamada sızdığının ortaya koymaktadır.

Hamad ve Nefut çöllerinin kenarlarında epipaleolitik (Eskitaş çağı M.Ö.14.000 ve daha eskisi) yerleşmeler bulunmuştur. Arabistan Yarım adasının nüfusu, burada M.Ö. 9000 yıl ile 6000 yıl öncesinde hüküm süren yağışlı Holosen evresi sırasında önemli ölçüde artmıştır. Bu sırada tarih öncesi nüfusun toplandığı iki alan belirlenebilmektedir.

İlki kıyı kesimidir; ikincisi ile çok sayıda gölün olduğu belirlenen iç bölgelerdir. Bölgede yoğun yüzey araştırmaları yağışlı evrenin sonunda iklimin kuraklaşması, Yakın Doğu’nun ve Kuzey Afrika’nın çöl ve yarı çöl sahalarına büyük ölçekli bir dağılışıyla sonuçlanmıştır. Sami dilleri, aynı bölgelere sathında, bu yeni ekonomiyle ve yeni yaşam biçimiyle birlikte tomurcuklanmıştır.

Uzun bir zaman boyunca Sami çobanları, ürün yetiştiren topluluklarla yan yana yaşamışlardır. En eski zamandan beri, Sami gruplarının tarımcı koşu bölgelere sürekli olarak sızdığı ve bunun sonucu olarak toplumsal, ekonomik ve kültürel yaşam sisteminin içine girdikleri görülmektedir. Sâmi grupları, başlangıçta bağımsız işçiler olarak, sonra paralı askerler ve tüccarlar olarak ve en sonunda fatihler olarak, büyük sayılarla kent merkezlerine sızmışlardır. Sami dili, Sami gruplarının ekonomik ve siyasal iktidar nüfuzunu kazanmasıyla birlikte yayılmıştır.

Sevgili Okurlar,

Samilerin hangi ülkeden çıkmış olduklarına dair bir çok teoriler vardır. Bunların, bazen ileri sürüldüğü gibi, kuzey Afrika, Mezopotamya yahut doğu Anadolu’dan çıkmış olmadıkları söylenebilir. Son tetkikler Samilerin Arabistan yarımadasından çıkmış ve büyük bir kısmı insanların yaşamasına elverişli olmayan bu çöl ve bozkır bölgesinden civarda bulunan kültür ülkelerine birçok defalar, büyük yahut küçük ölçüde, göç etmiş olduklarını göstermektedir. Çöl bedevilerinin istila isteklerini kurcalamış olan verimli ülkeler bazen batıda Suriye ve Filistin, bazen ise doğuda Fırat ile Dicle arasındaki ovalar olmuştur.

Sami kavimlerinde görülen kültür ve medeniyeti kendi kendilerinin yaratmış olduklarını tezi gerçeklerden çok uzaktır.

Bugün tarihi keşifler ve tetkikler, ayrı ayrı adlarla anılan Sami kavimlerin muhtelif zamanlarda ve umumiyetle bedevi bir halde Arap yarımadasından gelerek Mezopotamya ve Suriye’de yüksek bir medeniyet yaşatan ProtoTürk kavimlerle karşılaştıkları bu karşılaşmadan itibaren ancak medeniyet ve Kültür sahibi oldukları yapılan çalışmalarla ortaya çıkmıştır.

Başta Akad’ça ve Arapça olmak üzere eski ve yeni Sami dillerdeki Orta Asya lehçelerine ait ancak Samileştirilmiş sayısız sözcüklerin bu dillere girişi kısmen bu karışma devrinde ortaya çıkmış Sumer diyarından Arabistan içerilerine göç etmeye mecbur kalan ve buralarda yurt tutarak Sami’leşen Orta Asya’lı boyların ana dillerinden kalmıştır.

Sami kavimlerin lisanları arasındaki mukayese bunların menşede yüksek bir kültür derecesinde bulunduklarını değil, pek iptidai bir bedevilik kültüründe birleştiklerini göstermektedir. Yüksek kültüre işaret eden mefhumlar, Sami’lerin Mezopotamya ve Suriye’nin medeni unsurları ile karışıp kaynaştıkları devirlere aittir.

Halis Sami kavimlerinin dini, siyasi ve akli medeniyetleri, bunların menşede bir çöl halkı olduklarını göstermektedir. Herhalde Sami’lerin beşiğini Mezopotamya’da arayan nazariyeler, yapılan kazılar karşısında kıymetlerini tamamen kaybetmişlerdir.

Arap yarımadasında kuraklık devresi başladıktan sonra yavaş yavaş ırmaklar kurumuş, iklim değişmiş, önce sulu tarım daha sonra tüm tarlalarda yapılan susuz tarım ürünlerini yetiştirme imkanı kalmamış olduğundan hayat şartları zorlaşmaya başlamıştır. Yavaş yavaş çölleşen Arabistan artık eski devirlerde alabildiğine çoğalmış olan insan yığınlarını besleyebilmek kabiliyetini kaybetmiştir. Kuraklık ve onun neticesi olan kıtlık icbarı ile Milattan evvelki dördüncü binin sonlarından itibaren Arap yarımadasının merkezinden çevresine doğru birtakım göç dalgaları meydana gelmiştir.

Bunlardan Güney Batı’ya akanlar Babülmendep üzerinden Afrika’ya geçmiş, Kızıldenizin Batı sahilindeki Habeşlileri meydana getirmiştir. En kuvvetli ve en devamlı göçler ise kuzeye doğru yürümüşlerdir. Bunların büyük mikyasta olanları, takriben biner sene fasıla ile gerçekleşmiş, Sümer Yurdunun sahipleri Asyatik Türk asıllı kavimlerin Milli değerlerini koruyamamaları ve Samilerle evlilik ve diğer yollarla kaynaşmaları bu yörelerin Sami’leşmesi şeklinde kendini göstermiştir.

Sevgili Okurlar,

Ön Asya‘ya Sami’ler gelmeden çok zaman evvel Orta Asya’dan gelen büyük göç dalgaları ile istila edilmiş bulunuyordu. Bu dalgalardan ilk gelenlerin Ön Sümerler olduklarını görmüştük. Zagos dağlarından Anadolu içlerine, Lübnan havalisine, Palestin mıntıkalarına kadar yayılan Ön Sumer’lerden sonra Sumerler gelmiş, bunlar da aşağı Mezopotamya’da yurt tutmuşlardı. Bu göçlerden Huzistan’da yurt tutanlar Elamlar adını taşıyorlardı. Elamlar kuzeyindeki dağlık mıntıkalarda yerleşenlere ise Lülübi’ler ve Gotiler deniliyordu. Kuzeyi Mezopotamya’da Hurriler, Subariler, Zagros dağları mıntıkasında Kassitler, Urfa, Halep ve Antakya taraflarında Mitanniler, Anadolu’da ise Etiler (Hititler) bulunuyordu. Bu kavimlerin tamamı Orta Asya menşeli Türk kavim-Devletleridir.

Suriye ve Palestine gelince, buralarda Ön Sümerlerle gelen ve Ön Asya’dan Mısıra kadar taşan dalgaların bıraktıkları kümeler, Akdeniz’den geçen Egeliler (Fenikeliler, Kenani’ler) ile çarpışıp duruyorlardı. Tevrat, Mısırı ilk istila eden Orta Asyalıların Palestin mıntıkasında bıraktıkları bu guruplardan Hebron havalisi ile Lut gölünü geçerek dağlık sahada yerleşenlere Anakim’ler deniliyordu Anakim’lerin bu mıntıkalarda oturdukları Mısır’ın XI,Firavun sülalesine ait olarak son zamanlarda keşfedilen kitabelerden anlaşılmaktadır. M.Ö.III. binlere ait vesikalarda Mısırlıların bunlara “Setti” yani “Asyalı” dedikleri görülüyor.

“Moab”memleketinde oturanları “Emim’ler”, “Ammonitler” yurdunda yerleşenleri de”Zamzummim’ler” adları ile anılmaktadır. Bunlar Şeria nehrinin Batısında dağlarda sık sık tesadüf edilen Dolmen’lerle, büyük kayalar içinde oyulmuş veya cesim taşlarla yapılmış muazzam mabetleri kurmuş, sonraları Akdeniz’den gelen Kenani’lerle kanlı ve devamlı bir mücadele içinde olmuşlardı.

Suriye ve Palestin sahillerinde ise Kenani’lerden bir gurup olan ve sonraları Fenikeliler adını alan Egeliler yerleşmişlerdi.

Kuzey Suriye’de bulunan aynı zamanda Anadolu’da yaşayan Hattiler ve Eti’lerle aynı ırka mensup olan ve sonraları Ön Asya tarihinde mühim roller oynayan Mitannilerle yakın akraba olan Türk boy ve budunları oturuyorlardı. Bunlar Antakya’ya kadar uzayan sahadaki mevkilere kendi dillerinde adlar vermişlerdi.

Sevgili Okurlar,

Görülüyor ki Sami’ler henüz Arap Yarımadasında bulundukları zamanlarda Mezopotomya, Anadolu Suriye’den Mısır’a kadar olan tüm sahalar menşeleri orta Asya’ya dayanan ve muhtelif adlarla ayrılan Yüksek Kültür ve Medeniyete sahip Türk kavim ve Devletlerinin yüzyıllardır meskun bulunduğu sahalardı. Sami’ler Mezopotamya havalisine çöllerden ve medeniyetten uzak olarak geldikleri zamanlarda buralarda oturan Sümerler, Samilerden binlerce yıl önce kurdukları büyük bir medeniyetin varisi ve yegane temsilcisi olarak bulunuyorlardı.

İlk Mısır sülalelerine ait kitabeler ve tasvirler o devirde Samilerin Sina yarımadasına sızmış olduklarını göstermektedir. Daha sonra Sümer Yurduna yönelen Sami’lerin Arap Yarımadasından kuzeye doğru devam eden ilk göç hareketleri tarihte derin izler bırakacak kadar yoğun ve sürekli olmuştur. Kuzey Doğuya doğru göç eden ilk bedevi Sami kafileler, Milattan önceki dördüncü binin sonlarına doğru Fırat kıyılarında görünmeye başlamışlardır.

SAMİLERİN SÜMER YURDUNA GÖÇÜ VE AKAD DEVLETİ (M.Ö. 2234-2150)

Samiler Mezopotamya sınırlarına geldikleri zaman, kendilerinden 2-3 bin yıl evvel bu havaliye yerleşmiş bataklık halindeki bu topraklarda muntazam ve modern siteler kurmuş olan Ön Sumer ve Sumer’lerle karşılaştılar. Askeri ve siyasi gelişmelerden mahrum olan bedevi kabileler, Sumer’lerin güçlü ve muntazam kuvvetleri karşısında hudutları geçemediler. Fırat boylarında göçüp konmaya mecbur oldular. Sumer sitelerine ancak işçi ve ücretli asker olarak girebildiler. Ancak bu suretle Fırat ve Dicle arasına sokulan Sami’ler asırlar geçtikçe çoğaldılar. Sümer’lerin medeniyetlerini, harp usullerini öğrendiler. Nihayet, medeniyetin alayişi içinde eski kahramanlıklarını kaybeden efendilerine karşı koyacak kadar kuvvetlendiler, isyan ettiler. Arkalarındaki bedevi alemden sürekli kuvvet alan bu eski tebaa nihayet aşağı Mezopotamya’nın yukarı kısmını yani sonradan Akad adını alan sahayı Sümer’lerin elinden aldılar.

Sami’lerin Protohistorik devirde başlayan ilk göçleri, kuzeyi Aşağı Mezopotomya’ya hakim olmaları ile neticelendi. Bu zamandan itibaren Akad mıntıkası çölden akan Sami dalgaları ile dolmaya başladı.

Sevgili Okurlar,

Osmanlı’dan bu güne Güneydoğuda Türkmenlerin Kürtleşmesi gibi Tarih boyunca Türkler kurdukları medeniyetleri ve devletleri içlerine giren unsurların kendi içlerinde çoğalarak, bu günkü Kürtlerde olduğu gibi Türk rengi “Sarı Kırmızı Yeşil”e veya “Nevruz” gibi Türk’e ait kültür değerlerine sahip çıkarak toprak talep etmeleri veya Türk Devletini ele geçirmek istemeleri tarihimiz boyunca yaşadığımız onlarca olaydan sadece birisidir.

Sevgili Okurlar,

Arabistan çöllerinden taşan Sami dalgalarını Fırat kıyılarına dayandırdıkları üçüncü bin başlarında Sumerler halklarına yüksek bir kültürün bütün güzelliklerini yaşatıyorlardı. Bu sayede memleket, Aydın, ziraatı, güzel ve hurma bahçeleri, sürülerle dolu otlak ve yaylakları, zengin sanat eserleri, mabetlerinde toplanan hazineleri, çeşit çeşitli tarım, gıda ve yaşam için gerekli eşyalar ile dolu dükkan ve mağazaları ile; Arap Yarımadasının kum çölleri ile İran’ın yalçın kayalıkları arasında, civardaki barbarların ihtiraslarını çeken zengin bir saha teşkil ediyordu.

Ziraat ve ticarette pek ileri giden Sümer’ler, tahıl sebze ve meyvelerin, hayvanları ehlileştirmeyi, bakır ve altın gibi madenleri en iyi verimli biçimde yetiştirmeyi biliyor, tuğladan evler, mabetler, saraylar yapıyorlardı. Türkler gibi iltisaki bir dil konuşuyor, bilahare çivi yazısı şekline soktukları bir yazı icat etmiş bulunuyorlardı. Fakat bu medeniyetin gelişmesine çalışmakta birbirlerine rakip olan Sumer siteleri arasındaki husumet Sümer Yurduna girmek için fırsat bekleyenlere ümit veriyordu. Rakip Patesilerden (Şehir devlet yöneticilerinden) her biri hasmına üstünlük için Fırat boylarına dolmuş olan bedevi Sami’lerden aylıklı asker alıyorlardı.

Sami’ler, bu suretle Sümer Yurduna sokulma fırsatı yakalamış, orada yerleşmek ve çoğalmak için her fırsattan istifade etmeye başlamışlardır. Tarlalarda, bağ ve bahçelerde veya sınai müesseselerde çalışmak üzere işçi olarak ta Sümer Yurdu şehirlerine girmişler. Zaman geçtikçe çoğalmışlar, nihayet Milattan evvelki dördüncü bin sonlarına doğru, Sümer Yurdunun kuzey kısmındaki Sami’ler bu havalide kuvvetli bir varlık gösterecek kadar çoğalmışlardır. Merkezleri, Fırat’ın münhat mıntıkaya girdiği ve Dicle’ye doğru ilk büyük kollarını gönderdiği saha idi. Bugün Ebu-Habba denilen (Sippar) bu mıntıkada bulunuyordu.

Güney Sumer sitelerinden Lağaş Patesisi Eannatum’un 2900 tarihlerine doğru kuzeydeki Kiş kralı Al-Zu ile Keş (Opis) kralı Zuğa’yı mağlup etmesi. Sami’lerin en çok bulundukları sahadaki Sumer kuvvetlerinin mahvı demekti. Eannatum’un halefleri de Lagaş’ın satvetini idame ettirecek bir kudrette çıkmadılar. Bundan istifade eden Sami’ler, Kiş ve Keş sitelerinde hakimiyeti ellerine aldılar.

Üçüncü bin başlarına doğru Sümer Yurdunun kuzey mıntıkasında milli bir varlık teşkil eden Sami’ler, bu suretle bir kudret te kazanmış oluyorlardı. Artık Sümer Yurdunda lisanları ve tipleri itibariyle birbirlerinden büsbütün farklı ve biri diğeri ile mücadelede bulunan iki gurup teşekkül etmişti. Bunlardan ikincisini teşkil eden Sami’ler, içine girdikleri Sumer medeniyetini, Sumer yazısını, Sumer sanatlarını öğrenmiş, eski efendileri derecesinde uygarlaşmışlardı.

Nitekim Sami Akad’lar, Sumer medeniyet ve müesseselerini yaşatmaya muvaffak olmuş. Fakat buna mühim bir şey ilave edememişlerdir.

TÜRK KAVİM DEVLETİ OLAN GUTİ’LERİN AKAD DEVLETİNİ SONLANDIRMALARI VE SAMİLERİ KOVARAK SÜMER YURDUNUNDA HAKİMİYET KURMASI

Sevgili Okurlar,

Bir Türk kavmi olan Elamlıların istilası neticesinde M.Ö.2150 yıllarında, Akad İmparatorluğunun çökmesiyle, Zagros dağlarının arkasından gelen, Sümerlere göre savaşçılıkları daha üstün olan GUTİ’ler Mezopotamya’nın siyasal çatışmalarından yararlanarak ülkeyi istila edecekler, bir yüzyıldan fazla Sümer Yurdu’nun egemenliğini ellerinde tutacaklar idareyi tekrar Sümerlere teslim edeceklerdir.

Guti’ler MÖ 1700’lerden sonra gelen Kas’lar(Guzlar) gibi Kuzey Mezopotamya’ya Kuzeybatı İran Bölgesi’nden ulaşmış Asya’dan göç etmiş Türk asıllı kavimlerdendir.

Gutiler; IV. Uruk Sülâlesinin M.Ö.2120’lerde yıkılmasıyla birlikte, Lagaş sitesi hariç tüm bölgeye egemen olmuşlardı. Sümer Kral Listesi’nde Gutilerin ilk kralının ismi verilmemiştir. Bu istilayla gelen Guti’ler uygarlık verilerini yakıp yıkacaklar, ülkeyi yağmalayacaklardır.

Sami Akad’lar Sümer Yurduna hakim oldukları zaman en korkulu rakip olarak karşılarında Guti’leri bulmuşlardı. Akad’ların Naram-Sin ve Şargalişari gibi büyük ve kudretli hükümdarları Sümer Yurdunu istila tehdidinden kurtarmak için Guti’lerle pek çok uğraşmış, hatta Şargalişari bir aralık bunların Şarlak adlı başbuğlarını esir etmiş, fakat onları kat’i surette boyun eğdirememişler bunun üzerine iyi ilişkiler tesis etmişler kurdukları orduların içerisinde, Guti’lerden oluşan özel birlikler de kullanmışlardır.

Guti’lerin dalgalar halinde indikleri yüksek mıntıkalarda o zamanlar için uçsuz bucaksız görünen Sümer Yurduna doğru akmaları, bu tarihlerde Mezopotamya’nın kuzey doğusunun Asya içlerinden gelen yeni bir göç sebebiyle sarsıldığını, kan seli şeklinde önüne gelen boyları yaylalardan vadilere sürüklediğini göstermektedir. Mâniaları yıkıp deviren bu dehşetli saldırı Sami Amuru’ları bile sarstı. Akad imparatorluğu devrinde, evvelce bulundukları kuzeyi Suriye’den bazı Boylar Fırat boylarına doğru sarkmış, bu zamana kadar tarihte adı görülmeyen bir şehre, bilahare bütün Sümer Yurduna adını verecek olan Babil’e göç ederek bu bölgenin canlanmasına ve bir Köprübaşı haline gelmesini sağlayarak kıymet ve ehemmiyetini kazandırmışlardı.

Sevgili Okurlar,

Orta Asyalılarla Sami’lerin bir daha karşılaşmalarından Fırat boylarında hasıl olan heyecan, Biblos’tan Mısır sahillerine, Amuru’dan Kenan illerine (Palestin taraflarına) kadar yayıldı. Mısır’daki altıncı sülale Firavunlardan Birinci Pepi, bu heyecanın doğurduğu dalgalar neticesi olarak şarktan Mısırı tehdit eden bir istilaya karşı koymak için askerini silah altına almaya mecbur oldu.

Daha sonraki dönemlerde, Akad tahtım, Gutilerden, Elulmeş bir süre ele geçirdi. Akad kralı Dudu, onu tahttan uzaklaştırarak, yeniden yönetimi Akadlar ele geçirseler de onu izleyen Şu -Turul zamanında, güneydeki Uruk kentinin isyanı Gutilerin ekmeğine yağ sürmüştür. Bu fırsatı değerlendiren Gutiler Akadlara son darbeyi indirdiler. Akad ve IV. Uruk Sülâlesine son vererek Akadların başkenti Agade başta olmak üzere birçok kenti yağma ettiler.

Bu son saldırı sırasında Guti’ler, Sümer Yurduna şiddetli bir saldırı ile girmiş, şehirleri yağma yaparak mabetleri talan etmiş, buralarda buldukları statüleri, hükumet merkezi yaptıkları Arrafa şehrine götürmüşlerdir. Guti krallarından Lasirab’a ait bir kitabe bulunmuştur. Kitabede bir Akad masalı yazılmıştır. Masalda Sumer Tanrılarından İnnina ile (Sin) Nannar Tanrıları Guti’lerin milli Tanrıları ile beraber anlatılmaktadır.

Dağlık mıntıkalardan inen Guti’ler, sert ve haşin adamlardı. Sümer Yurdunun medeniyetle incelmiş zarif halkına bunların hâkimiyetleri pek ağır gelmişti. Güney de Sümer’lerin milli büyük Tanrıları Enlil’in saltanat merkezi olan Nippur, son Sumer hanedanına payitaht olan Uruk, mamur Lagaş kuzeyde Akad İmparatorluğuna payitaht olan Agade ile Sami’lerin büyük Tanrısı Şamas’ın saltanat merkezi bulunan Sıppar gibi büyük ve mamur şehirler halkı bu sert idare altında ezilmişler Böylece Sami Akad Devleti tarih sahnesinden kesin olarak silinmişti.

Sevgili Okurlar,

Yarın Samiler konusuna ve Eski çağ Türk tarihindeki gezimize devam edeceğiz.

TANER ÜNAL