‘Polisler Gelince, Ata’ya Koştuk’

Bu röportaj, Selma Selçuker imzasıyla, ‘Mustafa Kemal’i tanıyanlarla O’nun hümanist yönünü konuştuk’ başlığı altında, 10 Kasım 1990’da Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanmıştır.


Ruhi Turfan, emekli coğraf­ya öğretmeni ve şairdir. Sorula­rımı cevaplamaya tam bir öğret­men gibi başladı, şiir yazar gibi devam etti:

“ – Atatürk’ü nasıl mı tanı­dım? Yıl, Milli Mücadele yılla­rı. Eskişehir’de bulunuyorduk. Babam Eskişehir hâkimi idi, ge­leli 15 gün olmuştu. O sıralar­ da Yunanlar, Eskişehir’i işgal etti. Babamı Atina’ya götürdü­ler. 3.5 sene kaldı. Ailecek pe­rişan olmuştuk. İşgal kalktıktan sonra Mustafa Kemal, ilk defa Eskişehir’e gelmişti. Annemle birlikte istasyona gittik. İnzibatlar bizi engelliyor­du. Annem uzaktan haykırdı, ‘Paşa hazretleri sizi görmek is­tiyoruz.’ Sesimizi duydu, muka­bele etti: ‘Hanımefendi beni ni­çin görmek istiyorsunuz?’ İşte bu İnsan Mustafa Ke­mal’in, İnsan Atatürk’ün sesiy­di. Annem, hem ona doğru koş­maya çalışıyor hem de sevinç içinde cevap veriyordu: ‘Paşam, eşim Eskişehir hâkimi, Atina’­da esarette. Aç kaldık, bize komşular bakıyor’. İnzibatlar, bizi engellemekten vazgeçmiş olmalı ki onun çok yakınınday­dık artık. Gözleri ışıl ışıl parlıyor, bü­tün kalbi ve safiyetiyle acımıza ortak oluyordu:

‘Üzülmeyin ha­nımefendi, ıstırabınıza aynen iş­tirak ediyorum, yakında Lozan muahedesiyle sivil esirler iade edilecek. Zevci muhteremeniniz de gelecek ve aydınlığa kavuşa­caksınız. Ama ben şimdilik Hilâliahmer’e (Kızılay) haber gön­dereceğim ve size gerekli bütün yardım yapılacak.’ Ve dedikle­ri oldu, biz yiyeceksiz kalmadık, babam bir yük treni ile geri dön­dü. Yozgat hâkimliğine tayini çıktı.”

“- 1933’te askerliğimi yedek subay olarak Ankara’da ya­pıyordum. Cumhuriyetin 10’uncu yılını Ankara’da kutla­dık. Üç kız, iki erkek arkada­şımla Atatürk Orman Çiftliği’nde bir ağacın altında yiyip içip eğleniyoruz. Epeyce gürültü çı­karmışız ki polisler geldi, bizi karakola götürdüler. Meğer Mustafa Kemal Paşa hazretleri de o yakınlarda değilmi imiş… ‘Paşa sizi istiyor’ de­diler. Aramızdaki kız arkadaş­lardan biri, atik davranıp Paşa’nın yanına kendiliğinden gidi­vermiş. Polislerin tutumunu an­latmış. Paşa, çok zarif bir kıya­fet ve görüntü içinde ayakta bi­zi dinliyor. O kadar sakin ki… Bu arada bu kız arkadaş onun fotoğrafı­nı bile çekivermiş, bu resim, Tü­nel’deki Esnaf ve Sanatkârlar Cemiyeti’nde idi, bilmem şim­di hâlâ oralarda mı? Paşa, o gün hepimizle tek tek konuştu, ilgilendi, tahsil durumlarımızı sordu. Rumeli şivesiyle bir ara bana döndü:

‘Adın ne sesin çuçuğum?’ dedi.

‘Ruhi Turfan’ dedim, beğen­di. Babamı sordu, ‘Mehmet Na­rin efendidir’ dedim… İstasyon­daki o ilk karşılaşmamızda ge­çen olayı hemen hatırladı…

‘Şimdi benden ne istersin’ de­di… Hukuka kaydolmak istedi­ğimi söyledim. ‘Baban hukuk­çu, bir aileye bir hukukçu yeter, sen muallim olmalısın’ dedi…

Türkiye’deki muallim ihtiyacı­nın ehemmiyetini biliyor ve gençleri öğretmenliğe özendir­mek istiyordu. Maddi imkânsızlıklarımdan bahsettim. ‘Saffet Arıkan’a söyleyeceğim’ dedi. Arıkan, Maarif Vekili. Ve ilave etti:

‘Ruhi ismi çok mânâlıdır, kıy­metini bil’ dedi. Ünlü şair Ruhi-i Bağdadi’den şiirler okudu.

Hepimizi böylece onurlandır­dı ve sadece yanından ayrılırken kulaklarımıza fısıldar gibi, ‘Eğ­lenmek her zaman hakkınız, ama içerken daima dikkatli olun’ dedi… Onun o günkü söz­leri, bütün hayatıma ışık tutmuştur ve çok sevdiğim öğret­menlik mesleği de bana şerefle­rin en büyüğünü vermiştir…”

Ruhi Turfan Hoca, sözlerini, hem öğretmen hem şair gibi bi­tirdi:

“ – Atatürk mükemmeldi, her şeyden önce bir insan ola­rak… Yaşadı, örnek bir insan olarak… ”