‘Onur Bey, Sizi En Çok Etkileyen Atatürk Fotoğrafı Hangisidir?’

19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basması, oradan Havza’ya geçmesi, tabi bu sırada bozulan arabasını bırakıp doğayla iç içe, o güzel; o insanın yüreğini okşayan sesiyle ‘dağ başını duman almış’ dizelerini söylemesi, attığı her adımda ‘bu ağaçlar, güzel kuşları’ görüp söylediği dizeleri adetâ yaşaması, belki gözünün hafif buğulanması, fakat kutsal vatanın her karışını düşmandan temizleye hayatını adaması…sonra; sonra kongreler ardından isyancılarla uğraşması. Türlü suikastlerden önsezisi, zekâsı ve elbette ki dehâsı ile kurtulması. Başkomutan olması; Sakarya’da kırık kaburga kemiklerine rağmen savaşması, Büyük Taarruz öncesi ‘6 ayda yarılamaz‘ denen Yunan tahkimâtlarını 6 saatte dağıtması…

10 Eylül’de ‘yaşa varol’ çığlıklarıyla beraber sevinç gözyaşları arasında İzmir’e varması.. İngiliz, Fransız elçilerinin O’nunla 5 dakika görüşebilmek için saatlerce kapısında sessizce fakat korkuyla ‘hazır ol‘ması, körfezdeki düşman donanmalarının Gazi’nin dudaklarından dökülecek ‘gidiniz buradan’ emriyle hafiften ‘yol alması’… Geçenlerde Atatürkçü bir dostum sordu; ‘Onur bey, sizi en çok etkileyen Atatürk fotoğrafı hangisidir?’ 1 saniye bile düşünmedim, 10 Eylül günü İzmir Hükümet Konağı’nda çekilen bu fotoğrafı yolladım. Çünkü, yukarıda sıraladığım destansı fakat olağanüstü zorluklarla geçen üç yılın ardından 41 yaşında, genç muzaffer Başkomutan olarak çekildiği bu fotoğrafına; şimşekler çakan keskin bakışlarına, alev alev yanan gözlerine; her baktığımda; söylediği “Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir” ve “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözlerini, damarlarımdaki mevcut âsil kanda hissetmişimdir…