Ömer Sami Coşar’ın Kaleminden; İstanbul’un En Mesut Günü

1927 yılı… Temmuzun birinci Cuma günü! Mustafa Kemal Paşa Ankara’dan trenle İzmit’e gelmiş, oradan da Ertuğrul yatı ile denize açılmıştı.

Nihayet İstanbul’a geliyordu.

Atatürk trenle geldiği İzmit’te. Yanında Kazım Özalp. 1 Temmuz 1927

Hamidiye, Berkisavfet, Peykişevket, Taşoz, Basra, Samsun gemilerinden kurulu bir filo yatı takip ediyordu.

İstanbul’da ise şehrin yarısı sokaklara dökülmüştü. Sahillere koşmuştu. Seyrisefai’nin hemen bütün vapurları, Gazi’yi karşılamak için sabırsızlanan halka ayrılmıştı. O gün sabah 11’den akşam beşe kadar şehrin iki yakası arasında hiç bir vapur işlemiyordu. Zaten o gün İstanbul’un tek bir işi vardı: 

Atatürk’ü karşılamak, görebilmek…

Şehir baştan başa donatılmıştı. Elektrik kumpanyası bu maksatla birkaç gün içinde muhtelif yerlere 40 binden fazla elektrik lambası daha takıveriyordu.

İstanbul şehri, dokuz ay evvel Sarayburnu’na diktiği Ata’nın büyük heykeli gerisine de bir zafer takı yerleştirmişti. İlk o olmuştu, Ata’nın heykelini böyle diken. Çektiği hasretin bir neticesiydi belki bu heykel!

Sarayburnu’daki Atatürk heykeli

Belki de Atatürk, hüzün ve yeis içinde, vatan uçurumun kenarında iken terk ettiği İstanbul’a, büyük inkılapları yaptıktan, yani devletin temellerini sağlamlaştırdıktan sonra gelmek istemişti. Medeni kanunun… Batıl itikatların terki… Kadına hürriyet… Şapka… 

TEZAHÜRAT

Ertuğrul yatı, adalar önünden geçerken ‘yaşa’ sesleri ortalığı sarıvermişti, ‘Sanki adalar bu yana yatıvermişti’ diyordu bir gazeteci. Oradan Fenerbahçe burnuna geliniyordu. Sandal, motor bulan dolmuş, Ertuğrul yatına doğru açılmıştı.

Atatürk İstanbul’u selamlıyor. 1 Temmuz 1927

Gaziyi getiren yat limanda görülür görülmez bütün gemiler düdüklerini öttürmeye başlıyordu. Halkla dolu vapurlar, Ertuğrul’a bakan yana iyice yatıyordu. Mendiller sallanıyor, bir uğultu içinde ‘yaşa’ sesleri seçiliyordu.

Ertuğrul, Sarayburnu önünden geçerek Üskudar’a dönmüş, sahili takip ederek Çengelköy’e gitmiş ve Rumeli sahilinden de Dolmabahçe’ye gelmişti. Selimiye’den toplar atılırken de büyük kurtarıcı sahile inmişti.

Sarayın muayede salonunda da halk temsilcilerini, heyetleri kabul ediyor ve İstanbul’a tekrar dondüğü O anda hissiyatını şu cümlelerde topluyordu:

MUHABBET

“İSTANBUL halkını, İstanbul’daki cemiyetleri ve muhtelif teşekkülleri heyeti aliyenizde selamlamakla bahtiyarım. Aziz vatandaşlarımın bana karşı olan teveccüh ve muhabbetlerinin bugünkü parlak tezahüratından çok mütehassis oldum. Samimi kalbimden teşekkür ederim.”

Atatürk İstanbul’u selamlıyor. 1 Temmuz 1927

“İstanbul’dan çıktığım günden bu güne kadar sekiz sene geçti. Hicran ve tahassürle geçen dakikaların bile ne kadar uzun geldiği düşünülürse sekiz senelik hasretin, İstanbul’un muhterem ahalisi için ruhumda ateşlediği iştiyâkin büyüklüğü kolaylıkla takdir olunur.

Atatürk yorgunluk kahvesi içiyor, 1 Temmuz 1927

İki büyük cihanın mültakasında Türk vatanının ziyneti, Türk tarihinin serveti, Türk milletinin göz bebeği İstanbul, bütün vatandaşların kabinde yeri olan bir şehirdir. Bu şehir meş’um hadiselerle muzdarip bulunduğu zamanlar, bütün vatandaşların kalplerinde kanayan yaralar açılmıştı. Kalbi yaralı olanlardan biri de bendim. Bugün görüyoruz ki, geçirdiğimiz karanlık gecelerin meşiminden kalplerimizi mesâr ile dolduran nurlu seherler doğdu.

SEKİZ SENE EVVEL

“SEKİZ sene evvel muztarip ve ağlayan İstanbul’dan kalbim sızlayarak çıktım, teşyi edenim yoktu. Sekiz sene sonra kalbim müsterih olarak, gülen ve daha güzelleşen İstanbul’a geldim. Bütün İstanbulluların ruhuma heyecan veren sıcak ve muhabbetkâr aguşiyle karşılandım. Sekiz sene, heyeti içtimaiyemizin yeni dahil olduğu devrin tarihi, ihtiva ettiği ihtilalle, inkılâplarla ve neticeleriyle az meşbu değildir. Sekiz senede milletimizin siyasi, sosyal ve medeni inkişaf yolunda gösterdiği kabiliyet ve liyakat derecesi yüksektir. Bu dereceyi hergün daha ziyade yükseltmek için çok dikkatle ve azimle çalışacağız. Vatanın imarı, milletin refahı, daha çok gayret ve mesai talep etmektedir. Hissiyatı ve vicdani telâkkiyatı ilim ve fenle tenmiye ve terbiye ederek heyeti içtimaîyemizin hakiki huzur ve saadetine çalışmak ulvi bir noktaî nazardır.”

Atatürk İstanbul’u selamlıyor. 1 Temmuz 1927

“Bu noktai nazarı size, aziz İstanbul halkına, sekiz sene evveline kadar içinde yedi evliya kuvvetinde bir heyüla tasavvur ettirilmek istenilen bir sarayın içinde söylüyorum. Yalnız artık bu saray, zilullahların değil, zil olmayan, hakikat olan milletin sarayıdır. Ve ben burada milletin bir ferdi, bir misafiri olarak bulunmakla bahtiyarım.”

Bir Cevap Yazın