Nöbetçi

Falih Rıfkı’nın kaleminden: ‘NÖBETÇİ’…

“Şehirle Çankaya arası henüz bomboş…Kıraç tarla veya ot bürümüş bağ…Dar ve bozuk bir yol, Mustafa Kemal’in evi de ortası havuzlu eski Ankara Köşkü.

Sağı solu, önü arkası, bozkır. Sık sık bir tozdur kopar, sivrile burula yükselip; sonra bir sis gibi döner. Fakat silinip gitmez.

Her şey ağaçlar, duvarlar, kerpiçler hepsi ak veya akımsı. Renkler bir türlü parlamaz. Yağmur yağmalı yahut durgun bir havada şafak sökmeli veya güneş batmalı…

Bu kader ve tevekkül yalnızlığının ta ötesinde, ufka yakın sırtlarda Çankaya…

Gündüz uyur, gece uyanıktır. Karartı ile beraber lambası yansır. Enginlerde uzun seferlerin rüyasını gören bir geminin fenerine benzer. İç mahalleler de ışıklar sönmüştür. Herkes uykudadır. Yalnız Çankaya Köşkü’nün pencerelerinde kızıl lamba aydınlığı. Ve ara sıra kim bilir nereden haber getirip kim bilir nereye bir haber götüren atlı arabaların yanar söner, fener ışıkları…

‘-Siz uyurken ben nöbet bekliyorum’, derdi.

Herkes uykuda iken eğer o da uyursa bir baskına uğramak tehlikesi varmış gibi, o daima bir tehlikenin sezinişleri içinde idi. Uyanık olduğunu bildiğimizden hepimiz rahat uyurduk…

Düşmanın sanatı da görünmemek olduğunu bilirdi. Bazen düşman, oturduğu masanın örtüsü altında solur gibi yaklaşma hissi verirdi. Hiç birimiz farkında olmazdık, en coşkun neşe ve şevk sesleri arasında birden kulak kesilirdi.

‘-Dinleyiniz’, derdi.Yanıldığını sanırdık. Sonra kendi yanıldığımızı anlardık…

Yenişehir Caddesi’nde kılıcına dayanan bir heykeli vardır sanatkar bu heykeli açıldığı vakit bana;

‘-Vatanın bekçisi’, demişti…İyi bir sanatçının ruhuna ilham gelir.

Heykeltıraş bir yabancı ise de daha ilk tanışmada “nöbetçiyi” görmüştü. Yıllar geçti eski nöbet titizliğinin gevşediğini hissediyorduk.

Erken bir emniyet hayaline kapılmış olmasından korktuk. Bir akşam nazı geçen arkadaşlarından biri;

‘-Düşünmelisiniz ki eğer ölürseniz, heykelinizi paramparça ederler. Yaptıklarınızdan hiç biri ayakta kalmaz. Çok yaşamaya bakmalısınız’, dedi.

Bende sofrada idim.

Güldü, işte o zaman bize gönlünün sırrını açtı;

‘-Unutmayınız ki Mustafa Kemaller yirmi yaşındadır.’ Dedi

O artık Türkiye’nin her tepesinde bir Mustafa Kemal’in nöbet tuttuğuna inanıyordu…”