Nazım Hikmet’in “Kitâb-ı Mukaddes” Adlı Şiiri.

(Not: 1927 yılında Güneş’te yayımlanan ekteki şiir metni ile daha sonraki yıllarda yayımlanan kitaplardaki aynı şiire ait dizeler karşılaştırıldığında çok sayıda sözcük, imla ve noktalama işareti farklılıkları olduğu görülüyor. Atilla Oral)

Nazım Hikmet’in 15 Ocak 1927 tarihli Güneş mecmuasında Yakup Kadri Bey’in sunumuyla yayımlanan “Kitâb-ı Mukaddes” adlı Arap harfli Türkçe şiiri aşağıdadır:

“Yakup Kadri Bey’in “Alp Dağlarından” gönderdiği mektuplarda kudret-i edebiyesinden bahsettiği genç şairlerden “Nazım Hikmet” Bey’in kendi tarzında yazılmış manzumelerinden birini şair hakkında okuyucularımıza fikir vermek için neşrediyoruz.

Kitâb-ı Mukaddes

Yaldızlı meşin kabı
Parçalanmış kitabı,
Ay altında, dün gece,
Deli bir derviş gibi,
Mumu sönmüş, rahlesi yere devrilmiş gibi,
Okudum saatlerce.

Yaldızlı meşin kabın
Parçalanmış koynunda uyuklayan kitabın
Çevirdikçe küf kokan her sarı yaprağını,
Sandım ki eşiyorum bir mezar toprağını.

İnce el yazıları canlandı birer birer,
Masallarda çizilen yüzleri gösterdiler:

İblis bir yılan oldu, Adem Havva’ya kandı,
Kardeşini öldüren lanetli ruhu gördüm.
Koca tahta bir gemi ummanlarda çalkalandı,
Ufuklardan güvercin bekleyen Nuh’u gördüm.
İsmail’in topuğu kumdan çıkardı zemzem,
Tur-u Sina’da Musa kaldırdı kollarını,
Asasını vurunca yarıldı Bahr-i kulzüm,
Buldu Benî İsrâîl Kudüs’ün yollarını.

Zekeriya zikrini sonsuz bir aha verdi,
Doğdu İsa, bikrini Meryem Allah’a verdi.
Kureyşi Muhammed’e kucak açtı Medine,
Bir ateş mezar oldu Kerbelâ Hüseyin’e…

Sayfalar döndükçe bunlar hep birer birer,
Çevrilip devrildiler.

Ay battı güneş doğdu.
Kalbimde ateş doğdu.

Yaldızlı meşin kabı
Parçalanmış kitabı
Varsın gömülsün diye bir ebedi uykuya
Attım kör bir kuyuya.

Yazık! yazık bize ki, asırlarca aldandık,
Karanlıkta çizilen yüzleri görmek için,
Görüp yüz sürmek için,
Yazık! yazık bize ki bir çerağ gibi yandık!…
Ne gökten necat geldi, ne bir parça merhamet.
Çalışan esirlere İsa, Musa, Muhammed
Yalnız bir kuru dua, bir tütsü buhur verdi.
Masal cennetlerinin yollarını gösterdi.
Ne beş vaktin ezanı, ne Anjelüs çanları,
Yokluktan kurtarmadı esir çalışanları..
Hala biz köleleriz: Efendilerimiz var,
Hala her mel’un taşı yosunlaşmış bir duvar,
“Esir – Efendi” diye koymuş da adlarını,
İki bahta ayırmış arzın evlatlarını.
Çiftimiz, sapanımız, sonsuz çalışmamızla,
Asırlardır bağrında inleyen kazmamızla,
Meyvelerle bezendi “Dünya” isimli ağaç.
Bizler ağacımızın altında ölürken aç;
Efendiler gösterip sırıtan dişlerini
Birer birer topluyor arzın yemişlerini….

Nazım Hikmet


Güneş, 15 Ocak 1927, Birinci Yıl, Sayı: 2, Sayfa: 4. (On beş günlük, Perşembe neşredilen sanat ve edebiyat mecmuası, Müdürü: Orhan Seyfi)