Mustafa Kemal’in İlk Aşkı

Mustafa Kemal Atatürk’ün en yakın çocukluk arkadaşlarından rahmetli Salih Bozok’un hatıralarındaki şu satırları bilmem hatırlar mısınız?

“Mustafa on, on iki yaşlarında iken sekiz yaşında bir komşu kızına aşık olmuştu. Akşamları mektepten çıkar çıkmaz evine koşar, derhal elbiselerini ütületir, oyun seyretmek bahanesiyle zıpzıp oynayan çocukların yanına giderdi. Fakat, asıl maksadı, komşu kızını pencereden görmekti.”

MUSTAFA KEMAL’İN İLK AŞKI KÜÇÜK EMİNE

İşte şimdi 1894 yılında Selânik Rüştiyesi’nde okuyan Mustafa Kemal’in 8 yaşındakı komşu kızı Emine ile karşı karşıyaydım. 

Yarım asırdan çok fazla bir zaman geçmişti aradan. Harpler olmuş… Rejimler değişmiş… Düşman istilaları görmüş, geçirmişti bu toprağın insanları… Ama, Selânik Merkez Kumandanı Şevki Paşa’nın kızı Emine’nin duyguları, aşkı 70 sene önce nasılsa, hep aynı heyecanla aynı tazelikte idi. Ve karşımda olan Emine Hanımefendinin gönül bahçesinde tek bir çiçek halinde kalan bu aşkın daha da olgunlaştığını görüyordum. 

Evet, 8 yaşında ve kafesin arkasındaki küçük Emine o zamandan bu zamana evlenmemiş, duygularına sadık kalmıştı. 

EMİNE HANIMEFENDİNİN EVİNİ NASIL BULDUK

Mustafa Kemal’in yakın arkadaşlarının hatıralarında sık sık adı geçen bu ilk aşkın, çocukluk aşkının küçük Emine’sinin değil bugün, senelerce önce de hayatta olmadığı söylenmiş ve öyle yazılmıştı. 
Mutlu bir tesadüf veya meslek şansıyla böylesine mühim bir olayın kahramanı küçük Emine’nin hayatta olduğunu duyunca önce inanmamıştım… Sonra araştırmalara başlayıp bazı ipuçları elde edince Emine Hanımefendinin hem de sıhhatli olarak hayatta bulunduğunu öğrendim… Teşvikiye taraflarında ev ev dolaşmaya başladım… Nihayet modern apartmanların yanı başındaki bir küçük ahşap evin çok mütevazi dekoru içinde Selanik Merkez Kumandanı Şevki Paşa’nın kızı Emine Hanımefendi’yi bulduğum andaki sevinci kolay kolay unutamayacağım… 

HERKESİN GÖNLÜNDE BİR EMİNE YATAR

Eminem şarkısını sevmesinin sebebini asıl şimdi öğrendiğimiz Mustafa Kemal’in yakınlarına sık sık  söylediği şu sözleri herhalde hatırlarsınız: “Herkesin gönlünde bir Emine yatar.”
İşte şimdi O’nun bu ilk aşkının hikâyesini geliniz bizzat Emine Hanımefendinin ağzından beraberce dinleyelim:
İstanbul’da doğmuş ve 3-4 yaşındayken Selânik’e götürülmüştüm. Babam Selânik Merkez Kumandanı Şevket Paşa… Zübeyde Hanımefendi, Makbule Hanımefendi ve Gazi ile aynı sokakta senelerce oturduk… Çocukluğumuz hep beraber geçti… Annem, babam ve onun annesi sık sık beraber otururduk… Bizim zamanımızda pek küçük yaşta evlenildiğini bilirsiniz. Bu yüzden kızlarla erkekler pek kolay karşı karşıya gelemezdik.. Gazi yakışıklı bir çocuktu. Kıyafetine çok itina eder ve herkesin hayranlığını çekerdi… O Askeri Rüştiye’ye devam ettiği sıralarda bizim evin önünden taburla beraber geçer ve ben de aşk içinde dolu olarak kendisine bakar dururdum… O da tebessümle gözlerini bizim pencereye diker. bana mukabele ederdi. Rüştiye talebeleri arasında pek çok yakışıklı gençler vardı, ama Gazi’nin hali herkesten başkaydı. Lacivert çuhadan ceketinin göğsünde tek sıra ay yıldızlı düğmeler, kol kapaklarında üç sıra şerit, dar ve yeşil pantolon içinde o kadar alımlı o kadar zarif yürüyüşü vardı ki bu asla gözlerimin önünden silinmiyor… 

KAPI EŞİĞİNDE 2-3 DAKİKALIK KAÇAMAK KONUŞMALAR

O’nu kötü bir atın üzerinde gördüğüm zaman teessüre gark olurdum. Daima O’nun en iyi şeylere sahip olmasını ister, bundan zevk duyardım. Çocukluk hayallerimin biri de Gazi’nin padişah olmasıydı. Kapının eşiğinde iki üç dakikalık kaçamak konuşmalar benim için tadına doyum olmayan ve büyük zevk halinde bütün benliğimi kaplar, bütün gece O’nun hayali ile uyurdum. 

Bak sana bir şey söyleyeyim çocuğum. Ben Gazi’yi benimle evlenir diye sevmedim. O yaşıma rağmen bunları düşünebiliyordum. O benim için erişilmez bir varlıktı. Karşılıksız bir aşktı bu… Seneler böylece ben kafes arkasında, o mektepte zaman zaman aile meclislerinde karşılaşmamız ve konuşmamızla geçiyordu… Babam esasen çok mutaassıp bir adamdı. Nedense Gazi’ye karşı herkesten ayrı bir sevgi hissettiğini biliyordum. 

Nihayet bir gün O Rüştiye’yi bitirdi. Manastır Askerî İdadisi’ne yazıldı… Böylece zaten pek nadir olan görüşmelerimiz büsbütün seyrekleşti… Ben 12 yaşına gelmiştim ki Gazi, Manastır İdadisi’ni bitirip İstanbul’a Harbiye’ye gitmeye hazırlanıyordu. 

SİZDEN DE AYNI VEFAYI BEKLERİM…

Bir gün üzüntü içinde kendisine yakın dostlar vasıtasıyla haber gönderip “Harbiye’ye ne zaman gidiyorsun” diye sordum. Bana kendi el yazısıyla gelen cevap şuydu:

“Bu dakikada vapura gidiyorum. Bu an-ı meş’um bize kan ağlatacak. Bendeniz sizi unutmayacağıma vicdanen yemin eder sizden de aynı vefayı beklerim. Allahaısmarladık.”

Mustafa Kemal 

Bu mektubu aldığım zamanki sarsıntıyı bilmem bugün nasıl anlatabilirim. Feci vaziyetteydim. Ama, bir yandan da O’nun nihayet Harbiyeye gidişine seviniyordum. 

Sonra araya yıllar hadiseler girdi. Biz hâlâ Selânik’teydik. Gazi ise izinli olduğu sıralarda geliyor, annesini, kardeşini ziyaret ediyordu. Yine pek nadir görüşebiliyorduk O’nunla… Fakat bu defa görüyordum ki memleket meselelerine, milletin dertlerine bütün mevcudiyeti ile sarılmıştı… Selânik’teki askerî mahfelde veya diğer toplantı yerlerinde mütemadiyen arkadaşları ile görüştüğünü duyuyordum. Gazi O kadar mahmüldü ki eminim kendisine ayırabildiği hiç bir hususi hayatı yoktu… 

ŞEVKİ PAŞA’NIN KIZI EMİNE EVLENDİ Mİ?

Harbiyeyi yüzbaşı olarak bitirdikten sonra O’nun staj görsün diye Şam’a sürüldüğünü biliyoruz. Oradan Trablus, Kahire, Balkanlar ve nihayet gizlice tekrar Selânik’e dönüş… 
Fakat artık büsbütün olgunlaşmış ve kendisini tamamen milet ve devlet işlerine vakfetmiş bir Mustafa Kemal vardı karşımda. Ne bayram, ne seyran ve ne de aşk, hiç bir şey umurunda değildi…

Yalnız bu arada Makbule Hanımefendiden duyduğum bir konuşma beni dünyalara sahip olmuşcasına sevindirmişti. 

Gazi gelir gelmez annesine sormuş: 

-Şevki Paşanın kızı evlendi mi evlenmedi mi? 

Mustafa Kemal Mekteb-i Harbiye 2’nci sınıf öğrencisi, İstanbul, 1900, 1901

 Zübeyde hanımefendi, 

-Evlenmedi, demiş.. 

Gazi bundan fevkalâde memnun olarak: 

-‘Hiç olmazsa şimdilik nikâh yapsak!’ diye bir arzu izhar etmiş. Ama yine araya giren büyük hâdiseler bizi bir evliliğe kadar götürmedi… 

Yılmaz ÇETİNER 

(10 Kasım 1964 Cumhuriyet) 

Bir Cevap Yazın