Mustafa Kemâl Atatürk’ün En Yakın Arkadaşı Türk Köylüsüdür!

Şimdi size bir Tarihçi/yazardan, Atatürk ile ile ilgili bir anekdot anlatacağım.

Yazarın ismi: Noelle Roger. İsviçreli 1874/1953 yılları arasında yaşamış. Mustafa Kemâl Atatürk hakkında iki kitap yazmış. Birincisi Küçük Asya’da Gazi Türkiye, 1930’da yazmış. İkincisi Türklerin Babası. 1934’de yazmış.

Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür diyen Mustafa Kemâl Atatürk’ün en yakın arkadaşı Türk köylüsüdür. O’nu horlayanlar için 1 Mart 1922’de Meclis’te yaptığı bir konuşmada şöyle der:

– Efendiler!… Yedi yüzyıldan beri dünyanın çeşitli ülkelerine göndererek, kanlarını akıttığımız, kemiklerini topraklarında bıraktığımız ve yedi yüzyıldan beri emeklerini ellerinden alıp savurduğumuz ve buna karşılık he zaman aşağılama ve alçaltma ile karşılık verdiğimiz ve bunca özveri ve bağışlarına karşı iyilik bilmezlik, küstahlık ve zorbalıkla uşak durumuna indirmek istediğimiz bu soylu sahibin önünde büyük bir utanç ve saygıyla gerçek durumumuzu alalım.

Şimdi Noelle Roger’in anısına gelelim:

Atatürk, sık sık memleketi dolaşan bir liderdi. Çiftçi ile, işçi, sanatkar, esnaf ile konuşur; memleketin derdini arar bulur, meclise getirir, milletvekillerinden, bakanlardan hesap sorardı.

İşte böyle yurt gezilerinden birinde Orta Anadolu’da tarlasında çift süren bir çiftçi ile karşılaşmıştır.

– Kolay gele, bereketli ola ağa.
– Allah razı olsun bey
– Hayrola ağa, öküzün teki ne oldu?
– Devlete borcumuz vardı bey, icra kapımızı çalınca çaresiz kaldık, koca öküzü satıp borcumuzu ödedik.
– Sağlık olsun ağa, diyerek konuşmasını kısa kesmiştir.

Çiftçinin adı Halil Ağa idi. Atatürk’ün yanındakiler, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Salih Bozok, Kılıç Ali, Hüsrev Gerede, Emir Subayı Resuhi Bey, daha birkaç yakını vardı. Yürüyorlardı. Atatürk düşünceli idi. Salih Bozok’u yanına çağırdı:

Salih, yarın sabah git, Halil Ağa’yı bul, bana getir. Benim kim olduğumu sorarsa, bizim bey seni bir kahve içmeye çağırıyor de.

Ertesi gün Salih Bozok, Halil Ağa’yı bulmuş Atatürk’ün yanına getirmiştir. Atatürk ayağa kalkarak;

“Buyur Halil Ağa” deyip bir sandalye göstermiştir. Zamanın başbakanı İsmet İnönü de salonda bulunuyordu ve olanlardan habersizdi. Atatürk Halil Ağa’ya dönerek: “Halil Ağa, anlat şu vergi işini bir daha” demişti.

Halil Ağa, vergi borcunu, icrayı, satılan öküzünü tekrar anlattı. Atatürk kaşlarını çatarak, İsmet Paşa ve Şükrü Kaya’ya dönerek; “Arkadaşlar, biz İstiklal Savaşı’nı Halil Ağa’nın öküzünü icra yoluyla satalım diye yapmadık. Bu memlekette adaleti, vatandaşı böyle mi koruyacağız, gerekirse vergi borcu ertelenebilir. Köylünün çift sürdüğü öküzü elinden alınmaz.”

Halil Ağa “Sen Atatürk Paşamsın galiba, beni bağışla, kusur ettim” diye yalvaracak oldu.

– Sana güle güle Halil Ağa, sen bizim gözümüzü açtın, diyerek Halil Ağa’yı ayakta uğurlamıştır.

Noelle ROGER, “Türklerin Babası” Sayfa: 41-42