Muharrem İnce’nin “Bilgi Sahibi Olmadan Fikir Sahibi Olması”

Saygın Okurlarım!

Sizlere söz verdiğim gibi, Eskişehir/Kütahya Savaşları hakkında CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce’nin “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olması” nedeni ile yaptığı telafisi olmayan yanlışını kanıtları ile sizlerle paylaşıyorum.

Size saygı.

20 07 2018

Eskişehir Kütahya Savaşı.

Kütahya-Eskişehir Savaşları, Kurtuluş Savaşı sırasında yaşanmıştır. Savaş ara ara duraklamalarla 10 Temmuz 1921 ile 24 Temmuz 1921 tarihleri arasında geceli gündüzlü 14 gün sürmüştür.

Savaş Batı Cephesi Kumandanı İsmet (İnönü) Paşa’nın komutasında gerçekleşmiştir.
Savaşın kısaca özeti Nutuk’tan alıntı ile şöyledir:

“10 Temmuz 1921 de beklenen Yunan hücumu tekrar başlar. Bu sırada Türk kuvvetlerinin tamamına yakını Kütahya-Altıntaş hattı ile İnönü cephesinde toplanmışlardır.10 Temmuz sabahı, günün ışıklarıyla hücuma geçen iki Yunan Tümeni Bursa cephesinden İnönü Cephesi’ne doğru ilerlemeye başlar. Uşak-Gediz yönünde ilerleyen Yunanlılarla Hacıköy, Viran ve Göynük bölgelerinde çok çetin çarpışmalar olur. Ayrıca güneyden de üç Yunan Tümeni Çekürler-Döver ve Afyon istikametinde hücuma geçer. Bu cephelerde 13/14 Temmuz’da boğaz boğaza bir savaş olur.15 Temmuz günü Yunan Tümeni Afyonkarahisar’a girince, Batı Cephesi’nin sol tarafındaki Türk birlikleri Nasuhçal-Karaçal-Bağbasan hattına çekilir.16 Temmuz günü birliklerinin başında düşmana karşı inanılmaz bir mücadele veren 4.Tümen Kumandanı Albay Nazım Bey şehit düşer. Nazım Bey’in şehit düşmesi askerler arasında hem çok büyük bir üzüntüye hem de paniğe yol açar. O gün 4.Grup Cephesi’ndeki mevziler Yunanlılar tarafından işgal edilir.17 Temmuz günü durum daha da kötüye gider. Yunan birlikleri dört koldan Eskişehir yönüne doğru hızla yürüyüşe geçer. Fahrettin Bey (sonra Orgeneral Altay) emrindeki iki Süvari Tümeni ve 11.Piyade Tümeni, Eskişehir bölgesindeki mevzilerini bırakarak Beşkardeş Dağı-Çerkez Kartal-Gökçe Kısık-Çulhane dağı-Sarısungurlu-Seyitgazi hattına çekilir.

19 Temmuz sabahı Türk süvarileri Eskişehir hattını terk ederken, aynı günün akşamı da bir Yunan Tümeni Eskişehir yakınlarına kadar gelir.20 Temmuz 1921’de Yunan birlikleri Eskişehir’e girer. 20 Temmuz günü Yunanlıların Eskişehir ve Seyitgazi’ye girmesi ile cephe karargâhı Ağapınar mevkiine taşınır.

21 Temmuz günü Türk kuvvetleri Batı Cephesi’nden hücuma geçer. Cephe ortasında başarılı olunduysa da, Seyyitgazi mıntıkasında Yunanlıların dokuz Tümenle birlikte karşılık vermesiyle tehlikeli bir durum belirir. Yunanlılar Türk Kıtalarını geniş bir sarma ile çevirme hareketine girişir. Bunun üzerine Türk Birlikleri Pomaklar-Alpağ-Mahmudiye-Çifteler hattına çekilmeğe mecbur kalır. Cephe Karargâhı da bu sefer Sarıköy’e naklolunur. Zaten yarı aç yarı tok çarpışan Türk Kıtaları, bu çarpışmalarda büyük kayıplar verir. Eldeki mevcut kuvvetlerin durumu çok kötüdür. Savaşmak ve karşı hücuma geçebilmek için elde ne yeterli kuvvet ne de savaş malzemesi vardır.

21 Temmuz gecesi İsmet Paşa durumun daha da kötüye gitmesi ihtimali nedeni ile Genelkurmay Başkanlığı’na bir tel çeker:

“… Diğer taraftan ordular arasında, kuvvet bakımından büyük dengesizliklerde doğmuştur. Her şeyden önce, ordunun yeniden düzene sokulmasını sağlayabilmek için beş on günlük bir zamana ve sahaya, meselâ Sakarya gerisine kadar çekilmesini zarurî (gerekli) sayıyorum.”

Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, İsmet Paşa’nın bu önerisini yerinde bulur. Mustafa Kemâl Paşa da aynı görüştedir.

Mustafa Kemâl Paşa, İsmet Paşa’ya verdiği yazılı emirde şöyle der:

– ”Askerliğin icabını tereddütsüz yerine getirelim. Diğer nevi mahzurlara mukavemet ederiz.”

(Nutuk. Mustafa Kemâl. s:609)”

Kısaca 24 Temmuz 1921 gecesine de kısaca benim “Harp ve Sulh” kitabımdan bir alıntı ile devam edelim:

“İsmet Paşa Eskişehir’in güney batısındaki karargâhında Yakup Kadri’ye;

– Artık her şey bitti. Derken, bir yandan da bir mucizenin gerçekleşmesini bekler gibiydi.

O sabahı olmayan karanlık gecelerin, o perişan insan selinin, o Halife’nin fetvasıyla elindeki silahı bırakıp ortadan kaybolanların arasında nasıl bir mucize gerçekleşecekti ki. Nereden, nasıl bir ışık huzmesi o koyu karanlığı delip geçecekti ki, İsmet Paşa’nın önündeki karanlık yırtıla bilsin?

İşte o karmakarışık duygular içinde, geçmişe kızgın, geleceğe küskün İsmet Paşa, Mustafa Kemâl Paşa’yı bir anda karargahtaki odasının kapısından içeri girerken gördüğü anda, gökten “o yüce” varlığın indiğini düşünmüştü. Zira İsmet Paşa’nın içinde bulunduğu bu durumdan ancak o kurtarabilirdi.

Bu buluşmaya şahit olanların anlattıkları heyecan vericidir. İki arkadaş birbirlerine sarılırlar. Bu kucaklaşma, bir anlamda sorumluluğun verdiği dayanılmaz “acı ve hüzün” ile ”güven ve gelecek” vaat edenin kucaklaşmasıdır.

Bu beklenmeyen anda gerçekleşen mucizenin kahramanları, ” hüzün” ile “güven”in, göz pınarlarında biriken yaşların yerini, buluşmanın verdiği mutlulukla gülen gözlerin alması uzun sürmez. Çünkü bu hüzünlü buluşma, çok kısa bir zaman sonra beraberinde “Zafer”i getirecektir.

Mustafa Kemâl, his ve düşünce adamı olduğu kadar hesap adamıdır da. Selânik’te Rüştiye mektebinde matematik hocası Mustafa Bey ona ne zaman yürüyeceğini, nereye kadar yürüyeceğini ve ne zaman duracağını çok iyi öğretmiştir. Öğretmen Mustafa, ilkokul talebesi Kemâl’e bir başka şeyi de öğretmiştir, çarpmayı, bölmeyi, toplamayı ve çıkartmayı. Ama ne zaman çarpacak, ne zaman toplayacak, buna Kemâl karar verecekti. İşte şimdi durmanın ve toparlanmanın zamanıydı. Ordu Sakarya’nın gerisine çekilecek, orada duracak ve orada toparlanacaktı.”

Gelelim Mustafa Kemâl Paşa, bu savaşın neresindedir? Sorusuna.

Bu tarihlerde Ankara, TBMM’si, Halife ve Sultan Vahdettin ve hainler İngiliz ve Yunanlılarla iş birliği içindedirler.

Mustafa Kemâl, “Çaresizliği”, “Çare” haline getirmek için gecesini gündüzüne katmış çözüm ararken bir de içerideki hainlere Meclis kürsüsünden haykırıyordu.(Gençlerin de anlayabilmesi için elimden geldiğince öz Türkçe olarak yazmaya çalışacağım)

– Savunma çizgisi yoktur. Savunma alanı vardır Bu alan bir bütün yurt parçasıdır. Yurdun her karış toprağı yurttaş kanı ile sulanmadıkça düşmana bırakılamaz.”

Mustafa Kemâl Paşa bu sözleri ile ilk defa düşman çizmesi altındaki “Toprağı” Yurt yapmıştır.

Daha da ötesi, yurttaşın kanı ile vatan toprağını bir birinden kopamayacak şekilde bir biri ile harmanlamıştır.

Sayın Muharrem İnce!

Sadece CHP’li vatandaşlara değil, size gönül vermiş ama oyunu vermemiş olan vatandaşları da, bilgi kıtlığınız nedeni ile hem yanlış bilgilendirdiniz, hem tarihi çarpıttınız hem de Mustafa Kemâl’in komutasında olmayan ordunun, yok yoksulluk nedeni ile bir yerde durmasını mağlubiyet olarak yorumlayarak büyük yanlış yaptınız.

Türk Irkı asildir Sayın İnce!

Sizin yaptığınız bu telafisi olmayan yanlışı ya hoş görü ile karşılayacak ve DNA’sında olan ”Unutkanlığı” ile bu yanlışınızı unutacak ve sizi affedecektir.

Ancak unutmayın ki, tarih uluslardan daha zeki ve uluslar gibi unutkan da değildir.

Bu asil millet, bu gerçek dışı varsayımınızı unutsa bile, ne tarih ne de yüce Atatürk’ün manevi varlığı sizi affetmeyecektir.

Sayın Muharrem İnce!

Öneririm!

Siyaseti bırakın. Geçmişinizi doğru kaynaklardan öğrenmek için okuyun. Okuyun. Okuyun.

S. Eriş Ülger


20 07 2018

Muharrem İnce’nin “Bilgi Sahibi Olmadan Fikir Sahibi Olması”” için bir yorum

Yorumlar kapatıldı.