Kâzım Özalp’in Atatürk Anıları, Türk Dili, Soyadları

Türk Dili, Soyadları

Mustafa Kemal Paşa Türk dilini sadeleştirmeyi ve Türkçe olmayan kelimeler yerine gerçek Türkçelerini bulup kullanmayı uzun süredir düşünüyordu. Bu işle uğraşmanın zamanı geldiğini kabul ederek bu konuda yazılmış eserleri buldurdu. Dil bilginlerini toplayarak onların görüşlerini aldı. Çalışmaları sadece bir süre ile sınırlandırmak istemiyor, devamlı çalışarak dili geliştirmeyi düşünüyordu. 12 Temmuz 1932’de “Türk Dil Kurumu”nu kurdu. Dil bilginlerini ve memleketin değişik yerlerinden delegeleri çağırarak 26 Eylül 1932’de Dolmabahçe Sarayı merasim salonunda 1. Dil Kurultayı’nı topladı. Kurultaya ben başkanlık yaptım. O günlerde İstanbul’da kendisini ziyarete gelmiş olan Amerikalı tanınmış kumandanlardan Mac Arthur’u da kurultayın açılışına davet etti. Toplantıda çok sayıda delege konuştu. Paşa Türk dilinin sadeleşerek tamamen Türkçeleştirilmesini istiyordu. İlk Türk Dili idare heyeti seçildi. Kurultay dağıldı.

Zamanla çalışmalar gelişti. “Güneş Dil Teorisi” incelemeleri başladı. Yabancı ülkelerden de bilim adamları davet edilerek, yine sarayda 18 Ağustos 1934’te 2. Dil Kurultayı toplandı. Mustafa Kemal Paşa bu kurultayı da devamlı izliyordu. Hüseyin Cahit Bey’in hazırladığı bir rapor paşanın görüşlerine uymuyordu. Kendisine, raporunu kurultayda okumasını ve müdafaa etmesini söyledi. Dinleyiciler Hüseyin Cahit’i çok alkışladılar. Raporda, genelde dil konusunun çok önemli olduğu, acele kararlarla bağlanmasının doğru olmayacağı iddia ediliyordu. İdare heyeti azaları rapora karşı tatmin edici cevaplar veremediler. Mustafa Kemal Paşa yeterli cevap verebilecek olan dil bilgini Samih Rifat’ı aradı. Evinde hasta olduğunu söylediler. Ateşli olmasına rağmen kurultaya getirilmesini istedi. Samih Rifat gelerek uzun ve güzel bir konuşma yaptı. Fakat Hüseyin Cahit’in konuşması üzerinde fazla durmadı. Bunun üzerine Mustafa Kemal söz alarak, idare heyeti adına yapılan konuşmaların fazla tatmin edici olmadığını söyledi. “Çalışmaların daha geliştirilmesi lazımdır” diyerek konuyu kapattı. 

Mustafa Kemal Paşa Türkçe kelimeler ve Güneş Dil Teorisi üzerinde devamlı çalıştı. Geceleri sofrasında çok zaman bir kara tahta bulundurur, dil kurumu Umumi Katibi İbrahim Necmi Bey (Dilmen) Türkçe kelimeleri tahtaya yazar, Güneş Dil Teorisi’ne göre uygulamalar yaparak, kelimenin kökünü bulmaya çalışırdı. Bu çalışmalar çok zaman sabaha kadar devam ederdi. Bulunan kelimeye karşı görüşleri dikkatle dinler, cevaplandırır ve karşı görüşte olanları tatmin etmeye çalışırdı.

Batılılaşma yolunda adımlar atılırken Mustafa Kemal Paşa çok önemli saydığı bir başka konuyu da ele aldı. Memleketimizde batı memleketlerinde olduğu gibi soyadları kullanılmıyordu. Aile isimleri, lakaplarla veya baba adları ile anlatılmaya çalışılıyordu. Aynı küçük ismi taşıyan birçok insandan birini ayırabilmek, ya takma ismiyle yapılıyor, veya yabancılarla temasta olan bazı kimseler genelde, biri baba adı olmak üzere iki ad kullanıyordu. Mesela Milli Mücadele sonunda 6 tane “Kâzım” Paşa, İstiklal Mahkemesi üyeleri arasında 4 tane “Ali” Bey vardı. Bu kargaşalığa bir son vermek gerekiyordu. Her ailenin bir soyadı almasına karar verildi. Aile lakapları olanlar, bunları soyadı olarak kullanabilecekler, ancak adın yeni Türkçe olmasına çalışılacaktı. Soyadları kullanılması konusu Haziran 1934’te kanunlaştı. Halka yardımcı olmak üzere, değişik soyadlarının manalarını da gösteren kitaplar alfabetik sıraya uyularak bastırıldı. Soyadları kısa zamanda benimsendi ve uygulamaya geçildi. Devlet dairelerine, soyadı olmadan işlem yapılmaması için talimat verildi. Halk böylece zorlanıyordu. Hatta soyadı bulmakta güçlük çekenlere, valiler, kaymakamlar, idari müdürler soyadları veriyorlardı. Devamlı üzgün görünen karamsar kişilere “Üzman” veya devamlı neşeli görünen iyimser kişilere “Gülman” gibi soyadlarının verildiği bile görüldü.

Dolmabahçe Sarayı’nda Birinci Dil Kurultayı. Şükrü Kaya, Kazım Özalp, Atatürk ve İsmet İnönü

Mustafa Kemal Paşa, kendi soyadı ve arkadaşlarının soyadları konusunda ciddi çalışmalar yaptı. Ona, “Atatürk” soyadının verilmesi uzun tartışmalardan sonra, en beğenilen ad olarak kararlaştırıldı. Bu soyadını hiçbir zaman başkasının kullanamayacağını belirten bir kanun çıkarıldı. Yakın arkadaşlarının soyadlarını karşılıklı konuşarak dikkatle seçti. İsmet Paşa’ya “İnönü” soyadını verdi. Benim için bir ara “Sakarya” soyadını düşündü. Ancak adımın “Alp Kâzım“ olması nedeniyle “Özalp” soyadını daha uygun buldu. Bazı soyadları kendiliğinden oluştu. Mesela Kılıç Ali, “Ali Kılıç” oldu. Bazı soyadlarında görülen yanlış anlamalar sonradan değiştirildi. Mesela Atatürk, İş Bankası Genel Müdürü Muammer Bey’i, işinin eri bir kimse kabul ettiğinden ona “İşer” soyadını vermişti. Sonradan yanlış anlamlara çekilen bu ad “Eriş” olarak değiştirildi. Atatürk sevdiği bir kimse olan, fakat Meclis’te çok konuşan Besim Bey’e “Atalay” soyadını veriyordu. Ben de, bugünlerde milli atlet Besim’e, isimlerde benzerlik var soyadlarında da benzerlik olsun diye, “Koşalay” soyadını verdim.

Artık bir batılılaşma hareketi daha gerçekleşmişti. Bundan sonra, “Mustafa Kemal Paşa” veya “Gazi Paşa” isimleri kalkmış, sadece “Atatürk” ismi kullanılır olmuştu.

Kaynak:Atatürk’ten Anılar, Kazım Özalp – Teoman Özalp, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Mart 1998 ISBN: 975-458-042-2