Kâzım Özalp’in Atatürk Anıları, Trikopis’in Kılıcı, Milli Müdafaa Vekilliği

Milli Müdafaa Vekilliği

Sakarya Muharebesi’nden sonra Sivrihisar’da 3. Kolordu Kumandanlığı’na tayin edilmiştim. Kısa bir süre sonra Mustafa Kemal Paşa’nın aday göstermesi ile Millet Meclisi’nce Milli Müdafaa Vekilliği’ne seçildim. Ankara’ya gelince Mustafa Kemal’i ziyarete gittim. Bana Meclis’teki olayları, kendisine genellikle karşı olan kimseleri geniş olarak anlattı. Her şeye rağmen Meclis’in manevi şahsiyetine hürmet gösterilmesini istiyordu. Daha önceden orduda beraber çalıştığım Çolak Selahaddin ve Kara Vasıf beyler muhalif idiler. Belirli bir grup oluşturmuşlar, hükümetten gelen her teklife karşı çıkıyorlardı. “ikinci Grup“ adını almış olan bunlar adeta bir muhalefet cephesi kurmuşlardı. Kendilerine göre bu şekille Mustafa Kemal’in diktatörlük kurmasına mani oluyorlardı. Başvekil Rauf Bey (Orbay) kendileri ile iyi geçinmeye çalışır ve yumuşak davranırdı. 

Ancak Rauf Bey’in bu iyi niyetine rağmen her teklifine karşıydılar. Zaman zaman Meclis ekseriyetine etki yaptıkları görülüyordu. 3 ayda bir uzatılan ,”Başkumandanlık Kanunu’nun” tartışması süresinde Kara Vasıf Bey “Ordumuz yerinden kıpırdayamaz, düşmana taarruz edemez” görüşünü ortaya attı ve bir kısım mebuslar tarafından alkışlandı. Büyük tartışmalar çıktı ve Meclis celsesi sonuç alınmadan dağıldı. Ertesi gün Mustafa Kemal Meclis’e gelerek ilk sözü aldı, “Dünkü müzakerelerin neticelendirilmemesi yüzünden ordumuz 24 saattir kumandansız kalmış demektir. Bunun ne kadar vahim sonuçlar doğuracağını düşünebiliyor musunuz? Vatanımızın düşebileceği tehlikeyi, göz önüne alarak ve bütün sorumluluğu taşıyarak Başkumandanlığa, bir sonuç alınana kadar devam edeceğim” diyordu. Maddelere geçilerek kanun kabul edildi. Bütün bu zorluklara rağmen, Birinci Büyük Millet Meclisi’nin en büyük özelliği, vatanperver kimselerden kurulmuş olmasıdır.

Ordumuzun teşkilatını geliştirmek silahlanmasını artırmak için gayretle çalışıyorduk. Bu arada Rusya’dan yardım görüyorduk. İtalya, Fransa ve Almanya’ya gizli olarak harp malzemesi sipariş etmiştik. 1. Cihan Harbi’nden sonra mütareke hükümlerine göre ordumuzdan geri alınan harp malzemesi İstanbul’da antrepolarda depo edilmişti. Bizim için en büyük malzeme bu depolardaydı. Maçka ve Zeytinburnu depolarında İngiliz ve Fransızların koruması altında silahlar muhafaza ediliyor ve depolarda çalışan silahsız bazı Türk askerleri de bulunuyordu. İstanbul’da kurduğumuz gizli teşkilat yardımıyla depolarda bulunan silah ve cephaneyi Anadolu’ya naklettirmek çarelerini düşündük. Meclis’ten ek tahsisat istedim, kolaylıkla kabul edildi. Hatta Maliye Vekili tahsisatı hemen sağlayabilmek için vergileri peşin olarak toplatacağını söyledi. İstanbul’a para ve talimat yollandı. Silah ve cephaneyi cesurane çalışmalarıyla kısım kısım Anadolu’ya sevk etmek başarısını gösteren İstanbul teşkilatımızın yaptığı hizmetleri, her zaman takdir ve şükranla anmayı bir borç bilirim. İstanbul teşkilatının bu çalışmaları çok sayıda eserde ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Genellikle Karamürsel ve yakınları Anadolu’ya çıkış yeri olarak seçilmişti. Sakarya Harbi’nde düşman kuvvetlerinin yan gücünde olan ordumuz, yapılan çalışmalar sonunda Yunan Ordusu’nun yüzde seksen gücüne ulaşmıştı. Kılıç olarak 4katı, atlı olarak daha fazla sayıya erişmiştik. Manevi üstünlüğümüzü de düşünerek taarruz zamanının geldiğine karar verdik ve bu kararı çok gizli tuttuk. Cephede bulunan ismet Paşa ile mektuplaşarak mutabakata vardık. Taarruz şeklini tespit için Mustafa Kemal Paşa ve Fevzi Paşa ile beraber cepheye gittik. Ağustosun ikinci yarısı için taarruz kararı aldık. 

Bütün çalışmalara rağmen Maliye Vekili gerekli paraları zamanında sağlayamıyordu. Durumu Mustafa Kemal Paşa’ya anlattım. Kendi emri ile kullanılmak üzere, Hindistan Müslümanları tarafından yardım olarak yollanan 600000 lira Osmanlı Bankası’nda bulunuyordu. Mustafa Kemal bu paranın kullanılmasını uygun gördü. Parayı alarak son hazırlıkları yaptık. Hükümetin mali durumunun ve çektiğimiz yoksullukların ne seviyede olduğunu anlatabilmek için bu olay güzel bir örnektir.

26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz 30 Ağustos’ta başarı ile sonuçlandı. Düşman ordularının başkumandanı Trikopis esir edildi. Mustafa Kemal Paşa bu kumandanın kılıcını ekli bir mektupla bana yolladı. Mektupta şunlar yazıyordu:

“Müdafai Milliye Vekili Kazım Paşa Hazretlerine,

Muharebe meydanında 1. Kolordu ve Cenup Ordusu Kumandanı General Trikopis’in eşyaları arasında iğtinam olan kılıcı, zatı aliyi biraderaneme takdim ediyorum efendim.

M.Kemal”

Bu kılıcı Askeri Müze’ye hediye ettim.

Milli Mücadele’deki bu başarıyı, bu mucizeyi, her zaman Tanrı’nın en çok sevdiğine emin bulunduğum, Türk milletine hediyesi olarak düşünürüm.