Kâzım Özalp’in Atatürk Anıları, Mustafa Kemal ve düelle olayı

1. Cihan Harbi’nden Sonra

1. Cihan Harbi’nden sonra düşman memleketin her yanına yayıldı. Mondros Mütarekesi’ne uyularak ordunun bütün silahları toplatıldı, askerler terhis edildi. Elimizde vatanı koruyacak hiçbir kuvvet kalmamıştı, bir ümit ışığı bile görülmüyordu. Mustafa Kemal İstanbul’da yakın arkadaşlarıyla toplantılar yapıyor, yeni bir mücadele konusundaki görüşlerini anlatıyor ve Anadolu’ya geçiş çarelerini arıyordu.

Ben Miralay (Albay) rütbesine gelmiştim. İzmir’de bulunan babam ve annemi görmek üzere izin alarak İzmir’e geldim. Orada bulunan vatanperver arkadaşlarla zaman zaman toplanıyor, durumu tartışıyorduk. 15 Mayıs 1919’da Yunanlılar İzmir’e asker çıkardı. Bu hareket, Batı Anadolu’daki bütün Türk halkını yeni bir mücadeleye başlamak üzere kamçıladı. Batı’da başladığımız bu vatanı kurtarma çalışması, çok kısa bir süre sonra, Doğu’da başlayan Milli Mücadele’nin ilk kuruluş organlarıyla birleşti.

Milli Mücadele’deki çalışmalarımızı, bu süre içerisinde Mustafa Kemal’le tüm ilişkilerimizi, Yunanlıların İzmir’i işgalinden başlayıp Lozan’a kadar geçen sürede yapılan, Milli Mücadele’yi anlatan anılarım, başka bir bölüm olarak düzenlenmiştir. Bu bölüm herhalde ilerde yayınlanacaktır. (Kâzım Özalp’in “Milli Mücadele” isimli iki ciltlik anıları, Türk Tarih Kurumu tarafından 1971’de yayınlanmıştır.) (Anıların bu bölümünde “Milli Mücadele” isimli kitaba girmeyen bazı özel anılar bulunmaktadır.)

Bilecik’te Ertuğrul Grubu ve Bir Düelle Olayı

Kumandam altında bulunan lzmir Kuzey Cephesi’nden çekilmek zorunda kalmıştık. Kuvvetlerimi Bilecik’in batısında ve Pazarcık bölgesinde topladım. Etraftan yeni kuvvetler de toplayarak Bursa yönünden gelmesi muhtemel yeni bir Yunan saldırısına karşı tedbirler almaya başladım.

Büyük Millet Meclisi kurulduktan bir süre sonra Ankara’da tartışmalar yapılıyor, mebuslar düşman karşısındaki kuvvetsizliğimizden endişe ile bahsediyorlardı. Aralarında, hükümetin, düşman ile müsademeden bahsetmesinin efkârı oyalamaktan başka bir şey olmadığını söyleyenler ve kesin çare isteyenler vardı. İstanbul’dan bazı kimseler bu menfı propagandaları destekliyor ve kötü haberler yayıyorlardı. Mustafa Kemal söylenenlerin gerçek olmadığını ispat etmek için seçilecek bir heyetin kendisi ile beraber Bilecik’e gitmesini ve incelemeler yapmasını Meclis’e kabul ettirdi, bana da durumu bildirdi. Gelenlere durumumuzu en iyi şekilde göstermeye çalıştım. Taarruz keşifleri yaptırdım. Tatmin oldular, memnun ayrıldılar ve Ankara’da da durumun söylendiği gibi olmadığını anlattılar.

Gelen heyet arasında eski sefırlerden Ahmet Rüstem Bey de vardı. Kendisi, Milli Mücadele’ye katılmak üzere kendi arzusu ile Ankara’ya gelmiş, bir aralık hükümette de bulunmuştu. Bilecik’te bir gece Mustafa Kemal’in sofrasında yemek sonunda Ahmet Rüstem Bey sigarasını yakmıştı. Mustafa Kemal, yemek sonrası o zamanlar çok nadir ikram edilen tatlının geleceğini bildiği için bir sürpriz yapmak istercesine “Sigara için acele etmeyelim” dedi. Ahmet Rüstem Bey sigarasını söndürdü ve müsaade isteyerek odadan ayrıldı. Biraz sonra, dışarda yazdığı bir mektubu Mustafa Kemal’e getirdiler. Rüstem Bey, hakarete uğradığını iddia ediyor ve Mustafa Kemal’i düelloya çağırıyordu, ancak halen Mustafa Kemal’in çok önemli bir vatan hizmetinin başında bulunduğunu göz önünde tutarak, “Bunu ileri bir tarihe bırakabiliriz” diyordu. Mustafa Kemal mektubu yaveri Muzaffer Bey’e vererek “Git söyle ben düellodan kaçmam, ancak yanlış anlamış, ben sigaranın tatlı sonrası içilmesini düşünmüş ve tatlı için bir sürpriz yapmak istemiştim” dedi. Biraz sonra Rüstem Bey geri gelerek Mustafa Kemal’den özür diledi ve konu kapandı. Sonradan, Ahmet Rüstem Bey’in düelloya meraklı olduğunu, Osmanlı Devleti’nde sefir iken, devlet aleyhinde konuşan bir Yunanlı diplomatı düelloya davet ederek yaraladığını, kendi boynundaki yara izinin de başka bir düellonun hatırası olduğunu öğrendik. Mustafa Kemal zaman zaman bu olayı hatırladı “İşin şakası yokmuş az daha başımıza iş çıkaracaktık” diye takılırdı.