Kâzım Özalp’in Atatürk Anıları, İsmet Paşa’nın İstifası ve Sonrası

İsmet Paşa’nın İstifası ve Sonrası

Milli Mücadele’de Erkânı Harbiye Reisliği, Batı Cephesi Kumandanlığı, sonradan Dışişleri Bakanlığı ve uzun süre Başbakanlık yapmış bulunan İsmet İnönü, Atatürk’le daha önceden de beraber çalışmış ve onun büyük güvenini kazanmış bir devlet adamıydı. Atatürk’e karşı sevgi ve saygısını korumaya daima özen gösterirdi. Başbakanlığı süresinde Atatürk’ün görüş ve düşüncelerine uygun tarzda çalışmaya dikkat ederdi. Arasıra çıkan önemsiz anlaşmazlıklar ise karşılıklı gösterilen özenle büyütülmeden kapatılırdı.

Son zamanlarda Atatürk’ün etrafında oluşan ve devlet işlerinin gelişmesinden çok, dedikodulara heves eden bir grubun çalışmalarından, İsmet Paşa da hiç hoşlanmıyordu. Bir süre önce Neuilly müzakereleri sırasında çıkan münakaşa büyümek istidadını göstermişti. Toplantıda Türkiye’yi temsil etmekte olan Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, hükümetin talimatına uymayan bir mütalaada bulunmuş, hükümet bunu tashih etmesini kendisine bildirmişti. Tevfik Rüştü Aras o günlerde İstanbul’da bulunan ve müzakerelerden devamlı bilgi alan Atatürk’e durumu bildirmişti.

Atatürk özel kalem müdürü Hasan Rıza Soyak vasıtasıyla Başbakan’a iletilmek üzere, İsmet Paşa’nın özel kalem müdürü Velit Uzgören’e telefon ettirmiş, durumun Başbakan’a bildirilmesini ve fikirlerinin alınmasını istemişti. İsmet Paşa, Dışişleri Bakanı’nın hükümetle temas etmeden Atatürk’ü araya sokmak istemesini uygunsuz karşılamıştı, Bakanlar Kurulu’nu topladı. “Hükümetin fikirlerine uymayan bu müdahale karşısında, rahat çalışmaya devam olunamayacağını” söyledi. Oldukça sinirli görünüyordu.

Bakanlar Kurulu’nda Montreux’den gelecek son haberlerin, hiç olmazsa bir gün daha beklenmesine karar verildi. Ertesi gün müzakerelerin iyi bir duruma girdiğine ve lehimize inkişaf etmekte olduğuna dair haberler geldi. Böylece gerginlik kalktı, işler bir olay çıkmadan karşılıklı anlayış ile devam etti. Her şeye rağmen, başka bir olaydan yeni tartışmaların çıkabileceğini düşünmeye başlamıştım. 

Bir gün Bakanlar Kurulu toplantısına Şükrü Kaya geç geldi. Öğrendiğine göre, Bakanlar Kurulu’nun gece Atatürk tarafından Çankaya’ya yemeğe davet edileceğini ve orada çiftlikteki bira fabrikası konusunun konuşulacağını söyledi. Orman Çiftliği, Atatürk’ün önceden düşündüğü gibi büyük bir hızla gelişmişti. Mahsulleri Ankara pazarlarında satılıyor, halkın büyük bir kısmı tatil günlerini çiftlikteki tesislerde geçiriyordu. Ancak, yapılmış olan büyük yatırımlar nedeniyle borçlar da çoğalmıştı.

İsmet Paşa’nın teklifi üzerine Atatürk, çiftliği, geliştirilmesini devam etmek şartıyla, bir milli müessese olarak idare edilmek üzere, borçlarıyla beraber hükümete devretmeye razı olmuştu. Çiftliğin milli müessese haline getirilmesi ve yönetimi, başlangıçtan beri çiftliğin işleri ile ilgilenmekte olan, Hasan Rıza Soyak ve Tahsin Coşkan beylere bırakılmıştı. Böylece çiftliğin yönetiminde önemli bir değişiklik olmamıştı. Fakat Atatürk, çiftliğin hükümet idaresine geçtiği günden beri ihmal edildiği fikrinde bulunuyor ve devir başından beri, bunu kabul ettiği için pişman olduğunu belirten sözler sarf ediyordu. İsmet Paşa, önemli saydığı konularda Bakanlar Kurulu’ndan önce Atatürk’ün görüşlerini alır ve kurulda o doğrultuda hareket etmeye çalışırdı. Kuruldan sonra görüşülenler hakkında Atatürk’e bilgi verirdi. Ancak bu gibi konuşmaların kendisinden habersiz olarak, başka bakanlar tarafından ayrı ayrı yapılmasını da hükümetin iş düzeni yönünden uygun görmezdi. Şükrü Kaya’nın Bakanlar Kurulu’na, gece Çankaya’ya gidileceğine dair verdiği bilgiden, daha önce bira fabrikası konusunda köşkte bazı kararlar alınmış olduğu şüphesi uyanmıştı.

Gece Bakanlar Kurulu üyeleriyle Çankaya’ya yemeğe gittik. Sofrada Atatürk’ün yanında İsmet Paşa, onun yanında ben oturuyordum. Hatır sormalardan hemen sonra, Atatürk, İsmet Paşa’ya dönerek “Çiftlikteki bira fabrikasının geliştirilmesi için ne düşünüyorsunuz” dedi. İsmet Paşa biraz sustuktan sonra “İcabı neyse yapılacaktır” diye cevaplandırdı. Atatürk bu cevabı beklemiyordu, sadece “Öyle mi” dedi, İsmet Paşa, sinirli olduğunu belli eder şekilde, “Fabrika için önceden karara varılmış ve yalnız tebligat için Bakanlar Kurulu davet olunmuştur” deyince, Atatürk Şükrü Kaya’ya baktı, İsmet Paşa’ya dönerek “Bunları nereden çıkarıyorsunuz, ne oldu? Neden böyle konuşuyorsunuz? Orman Çiftliği’ne iyi bakılmadığı görüşündeyim” dedi. İsmet Paşa, “Bunun sorumluları yöneticiler, Hasan Rıza ve Tahsin beylerdir” diyerek cevaplandırdı. Atatürk işin bu şekilde tartışılmasından üzülmüş görünüyordu, bana dönerek “Paşaya ne olmuş, neden böyle konuşuyor” diye sordu ve cevap beklemeden, “Bu durumda devam edemeyiz” diyerek sofradan kalktı. Bizler de kalktık. Ayrılıyorduk, beni yanına çağırdı “Bu ne haldir, acaba buraya gelmeden alkol mü aldı? Görüyorum ki asabı çok bozuk, herhalde istirahate ihtiyacı var” dedi. Çok üzüldüğü belliydi. Bazı kararlar aldığı anlaşılıyordu.

Daha önceden planlandığı gibi, olay gecesinden bir gün sonra Atatürk, İsmet Paşa ile beraber İstanbul’a gidecekti. Geceki olaydan sonra İsmet Paşa gitmekten vazgeçmeyi düşündü, ancak olayı çok daha büyütmemek için programı bozmadı ve trene geldi. Atatürk istasyonda beni yanına çağırarak: “İsmet Paşa yorgundur, asabı bozulmuştur. Bu haliyle çalışmasını doğru bulmuyorum, yolda kendisine iki ay izinli sayılmasını söyleyeceğim, iki ay sonra istifasını isteyeceğim. Şimdi Celal Bayar Başbakan Vekili olacak, iki ay sonra Bayar’ı Başbakanlığa getireceğim. Beraber çalışmanızı memleket için faydalı görüyorum” dedi. Olaylar Atatürk’ün söylediği şekilde gelişti. 1937 yılı Eylül ayında İsmet Paşa izinli sayıldı. Ancak Atatürk bundan sonra, İsmet Paşa’ya karşı çıkan hiçbir konuşma yapmadı, ona karşı saygılı davranmaya ve konuşmaya özen gösterdi. İsmet Paşa da bu konuda çok dikkatli davrandı. Hatta istifasından sonra Ankara’da stadyumda meydana gelen bir gösterinin ertesi günü, Halk Partisi grubunda Salih Bozok’un verdiği takriri cevaplandırmak için kürsüye geldiğinde, “Atatürk’e karşı büyük hürmet beslediğini, onun daima iyiliğini gördüğünü, onu velinimeti kabul ettiğini” söyledi. Bu sözler Atatürk’ü çok memnun etti. Bununla beraber evvelden olduğu gibi sık ve samimi görüşmeleri devam etmedi. Hatta hastalığı süresince Atatürk’ü, İsmet Paşa bir kere bile ziyaret edemedi.

Milli Mücadele’nin, Cumhuriyet’in ve inkılapların temelini oluşturmuş bu iki devlet adamının, iki yakın arkadaşımın uzun zamandır görüşememelerinden büyük üzüntü duyuyordum. Atatürk’ün hastalığının çok ilerlediği günlerde birbirleriyle hiç görüşmeden ayrılacakları üzüntüsünü yaşamaya başladım. Dolmabahçe Sarayı’nda Atatürk’ü ziyarete gittiğim bir gün, orada bulunan Başbakan Celal Bayar’a, “İsmet Paşa, Atatürk’ü ziyaret etmek isterse, siz uygun görür müsünüz, acaba Atatürk bu ziyaretten memnun kalır mı?” diye sordum ve “Aracı olabilirim” dedim. Bayar, “İyi olur, zaten konuşmalarımızdan bende Atatürk’ün böyle bir ziyareti beklediği intibaı vardır” dedi. Hemen Ankara’ya dönerek İsmet Paşa’ya gittim, “Atatürk’ün hastalığı çok ilerlemiştir, kendisini bugünlerde ziyaret etmenizin iyi olacağını düşünüyorum. Acaba bu ziyareti yapmak ister misiniz?” dedim. Cevap olarak, “Evet, benim için vicdani bir vazifedir, böyle bir ziyaretten çok huzuru kalp duyarım” dedi. En kısa zamanda İstanbul’a beraber gitmeye karar verdik. Ertesi gün İstanbul’a hareketi planladım. Trende yataklı yer sağlanması için Ulaştırma Bakanı Ali Çetinkaya’ya ve emniyet tedbirlerinin alınması için de Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’a ricada bulundum. Her ikisi de, bu gidişi pek müsait karşılamaz göründüler. Ancak, icap edenleri yapacaklarını bildirdiler. Bu tutumlarını tuhaf karşıladım. İsmet Paşa gitmek istiyordu. Atatürk bu ziyaretten memnun kalacaktı, ben de bana düşen görevi yapmış olacaktım. Bu nedenle başkalarının görüşlerine önem vermiyordum. 

İsmet Paşa’yı alıp trene götürmek üzere Pembe Köşk’e gittiğimde, paşayı bu seyahattan vazgeçmiş durumda buldum. Nedenini öğrenmek istedim. İsmet Paşa fazla ayrıntıya girmedi, biraz zorladığımda ve sonradan etraftan aldığım bilgilerden anladığıma göre, Refik Saydam, İsmet Paşa’nın Atatürk’ü ziyarete gideceğini haber alarak Pembe Köşk’e gelmiş, “Yolda ve İstanbul’da kendisine karşı tehlike mevcut olduğunu, bir plan hazırlandığını, bu seyahate gitmesinin caiz olmadığını”, daha başka şeyler de ilave ederek söylemiş. Hatta “Böyle bir seyahat teşebbüsünde bulunursanız, trenin önüne yatarak gitmenize mani olurum” demiş. Bu sözlerin tesiriyle İsmet Paşa, Atatürk’ü ziyaretten vazgeçmiş bulunuyordu. Ali Çetinkaya’nın ve Nevzat Tandoğan’ın bu konuya neden ılımlı yaklaşmadıklarını da anlıyordum. Herhalde onlar da tesir altında kalmışlardı.

Müşkül durumda kalmıştım. Son olacağını tahmin ettiğim bu karşılaşma teşebbüsünü, eski arkadaşlık ve insaniyet duygusuyla yapmıştım. Ayrıca İsmet Paşa’nın güvensizliğine de üzülmüştüm. Ancak ben vazifemi yapmıştım, bundan sonrası beni ilgilendirmezdi. Dolmabahçe Sarayı’nı telefonla arayarak durumu Başbakan Celal Bayar’a bildirdim. Onun da üzüldüğü anlaşılıyordu. Bir süre sonra Atatürk, İnönü ile görüşmeden hayata veda etti.

Kaynak:Atatürk’ten Anılar, Kazım Özalp – Teoman Özalp, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Mart 1998 ISBN: 975-458-042-2

Kâzım Özalp’in Atatürk Anıları, Ali Saip Olayı

Kâzım Özalp’in Atatürk Anıları, Ali Saip Olayı