İşte Fotoğrafta Gördüğünüz Fincanın Kısa Hikâyesi.

Saygıdeğer Okurlarım!

Yüce Atatürk ile ilgili bir özelini sizlerle paylaşmaya devam ediyorum.

İzmir İzmir olalı böyle bir coşku, böyle bir mutluluk, böyle bir karşılama, böyle bir kutlama 10 Eylül 1922’den önce de sonrada bir daha yaşamadı.

Belki çok iddialı olacak ama haini bol bu ülke böyle bir coşkunun tekrarını bile “O Benzersiz“e çok gördü.

Çok değil Sevgili Okurlarım dört yıl dahi dolmadan, düşman çizmesinden kurtardığı İzmir yollarında onu öldürmeye, ortadan kaldırmaya, yok etmeye kalktılar. Hemde henüz 44 yaşına dahi basmamıştı.

22 Eylül akşamı İzmir’in o zaman meşhur Kramer Palas Otelinin, geç vakit iki lokma yemek ve bir kadeh rakı içmek için beraberindeki Paşalarla Gazi Mustafa Kemâl kapısından içeri girer.

Bu mütevazı adamı o anda kimse tanımaz. Garsonlardan biri Paşayı ve yanındakileri göğüsler. Rum şivesi ile:

– A be Pasam, yerimiz yoktur.

Paşa cevap verir:

– Şuraya bir yere sığışsak.

– Olmaz Pasam, olmaz………………derken, gazinoda oturan misafirlerden biri bir an da Mustafa Kemâl Paşayı tanır. Gücünün yettiğince haykırır:

– Mustafa Kemâl Paşa, Mustafa Kemâl Paşa……

Gazi Mustafa Kemâl Paşa İzmir’e girdiği gün Hükümet Konağının balkonunda.

Bir anda pencere önüne bir masa hazırlanır. Beyaz örtüler örtülür.

Rum şef garson bin bir özür dilerken Mustafa Kemâl Paşa şef garsona sorar:

– Yunan Kralı Kostantin de buraya gelip iki kadeh rakı içti mi?

Garson mahcup, başı önünde hayır anlamında kafasını iki yana sallarken:

– Hayır Pasa Hazretleri, der.

Bunun üzerine masadakilerin de duyabileceği bir ses tonu ile:

– O zaman niye İzmir’i almaya kalktı? der.

Olay böyle midir?

Evet bire bir böyledir. Falih Rıfkı Atay’da Çankaya adlı eserinde olayı yaklaşık böyle anlatır ve noktalar. Oysa ben gene devamını Salih Bozok’un notlarından istifade ile anlatacağım.

Yemekler yenmiş sıra kahve faslına gelmiştir.

Şef Garson:

– Pasa Hazretleri! Kahvenizi nail buyurursuniz?

– Şekersiz.

Mutfak, Paşa’nın gelişi ile sanki seferberlik ilân etmiştir. Her yer her yerdedir. Ama şef garson günün birinde Yunan Kralı Kostantin’in gelip burada kahve içeceğine inanmıştır ve ona göre de hazırlığını yapmıştır.

İçi altın kaplama, fincanı ve tabağı kobalt işleme ile şekillendirilmiş iki parçadan oluşan kahve takımını bir çırpıda sakladığı dolaptan çıkarır.

Olabildiğince şık, olabildiğince hafif ve olabildiğince göz alan bu muhteşem fincanla Paşa Hazretlerine şekersiz kahveyi sunacaktır.

Şef garsonun dileği veya umudu gerçekleşmemiş ve bu fincanla kahve içmek Yunan Kralı Kostantin’e nasip olmamıştır ama Mustafa Kemâl bu fincanla kahve içmeyi fazlası ile hak etmiştir.

İşte fotoğrata gördüğünüz fincanın kısa hikâyesi.

Eriş Ülger

Bir Cevap Yazın