Hafız Yaşar Okur’dan, ‘Ramazan’da Atatürk’

Ramazanların Atam için çok büyük bir önemi vardı. Ramazan gelir gelmez incesaz heyeti Çankaya Köşküne giremezdi. Kandil geceleri de saz çaldırmazlardı. Sadece beni huzurlarına çağırır, Kur’an-ı Kerîm’den bazı sureler okuturlardı. Ben okurken gözleri bir noktaya takılır, derin bir huşu ile dinlerlerdi. Ruhan çok mütelezziz olduğu her hâlinden anlaşılırdı.

Atatürk dua ediyor. Ramazan Bayramı dolayısıyla T.B.M.M. önünde Abdullah Azmi Efendi tarafından okunan dua anında çekilen fotoğraf (28 Mayıs 1922)

Ramazanlarda bir ay müddetle Hacı Bayram-ı Velî ve Zincirlikuyu camilerinde şehitlerimizin ruhlarına hatm-i şerif okumamı emrederlerdi. O günlerde civar kasaba ve köylerden gelenlerle de cami hınca hınç dolardı. Atamın emirleriyle şehitlerimizin ruhuna hediye edilen bu hatm-i şerif kıraatlarında ilâhî nağmeler cami duvarlarında ihtizazlar yaparak dalga dalga yayılırdı. Bu esnada cemaat huşu’ içinde dinler, şehit kardeşlerinin, babalarının, dedelerinin ruhlarının istirahati için dua ederler, sıcak göz yaşları dökerlerdi.

Cemil Sait Bey’in tercümesi olan bu Kur’an, Atatürk tarafından Hafız Yaşar Okur’a ithaf edilerek imzasıyla hediye edilmiştir.

Büyük Atatürk birçok vesilelerle şöyle demiştir:

“Mukaddes mihrabı, cehlin elinden alıp ehlinin eline vermek zamanı gelmiştir.” Bunu dinî davranışlarına daima düstur yapmışlardır. O, camileri ibadet için olduğu kadar, düşünmek, meşveret etmek için de birer mukaddes yer olarak telâkki ederdi. Peygamberimiz Efendimizden de büyük bir takdirle bahsederlerdi. O devirler için hep: “Hazret-i Peygamberin zaman-ı saadetlerinde” diye saygı kelimeleri kullanırlardı. Ayrıca Peygamber Efendimizin dirayetli bir devlet adamı, iyi bir başkumandan olduğunu da sık sık tekrarlarlardı.

Velhasıl, büyük Atatürk’ün Ramazanlara karşı ilgisi ve saygısı vardı. Herkesin inancına hürmet ederdi. Maneviyata bağlı idi.